15 Ekim 2015 Perşembe

İlk Lambuka

Antalya'ya taşındıktan sonra yakalamayı hayal ettiğim balıklardan biri de yaldızlı sarı/yeşil renkleri, takoz gibi kafası ve dillere destan mücadelesiyle lambukaydı. Uzun yıllardır hayranı olduğum bu balığın genel karakteri ve avcılığı hakkında bilgim çok sınırlı olduğu için Antalya'ya yerleşir yerleşmez araştırmalarıma hız kazandırdım. Antalyalı balıkçılarla yaptığım sohbetlerde, lambuka sürülerinin ağustos-eylül ayları arasında bölgede av verdiğini, özellikle yarım kilo civarı küçük bireylerin tekne arkasından çapariyle bol miktarda avlandığını, 2 kilo üstü lambukaların bölgede çok nadir yakalandığını, yamyam balıklar oldukları için kendi renklerine yakın olan sarı, yeşil, turuncu tonlardaki sahte yemlere rağbet ettiklerini ve deniz üstünde akıntıyla sürüklenen çöp kümelerinin etraflarında dolaşmayı sevdiklerini öğrendim.

Öğrendiklerimi pekiştirmek ve ilave bilgiler edinmek için büyük üstad Berk G. İpek'i de telefonla arayıp lambuka avcılığı hakkında yardım istedim. Berk abim sağ olsun her zamanki gibi engin tecrübelerini benimle paylaşarak hiçbir yerden öğrenemeyeceğim çok değerli bilgiler verdi. Tekne arkasından çapari ya da maket balık çekerken lambuka sürülerini toplamak için kalın bir misinaya birer metre aralıklarla 3-5 adet sarı temizlik bezi bağlayıp teknenin 5-10 m arkasından çekmek, parlak iç yüzeyleri görülecek şekilde yırtıldıktan sonra pet şişenin altına bağlanarak denize bırakılmış cips paketlerinin parıltısıyla lambuka sürülerini toplayıp pet şişenin çevresinde avlanmak gibi ilginç teknikleri ilk defa Berk abimden duydum. Bu balıkların ses ve hareketi çok sevdiğini, özellikle çılgın aksiyonlu, yüzeyde su sıçratarak çekilen sahtelere çok rağbet ettiğini, gemi şamandıraları gibi dalganın etkisiyle suya çarparak ses çıkaran nesnelerin çevresinde dolaşmayı sevdiğini de yine Berk abimden öğrendim.

Yeterince bilgi topladıktan sonra heyecanla ağustos ayının gelmesini bekledim. Ağustos ayıyla birlikte ilk lambuka haberleri gelmeye başlasa da yakalanan balıkların küçük olması biraz şevkimi kırdı. Ağustos başından itibaren işim gereği 15 günlüğüne şehir dışına çıkacağımı öğrenince de lambuka hayallerim tamamen suya düştü. Bundan sonra lambuka peşinde koşmak yerine şans eseri onun bana gelmesini bekleme kararı aldım. Ağustos ortası gibi Antalya'ya dönüp 15 gün kaldıktan sonra tekrar 10 günlüğüne şehir dışına çıktım. İş icabı Marmaris'te bulunduğum ilk hafta LRF takımlarıyla keyifli avlar yaptıktan sonra ikinci hafta başından itibaren biraz daha büyük balıklara denemeye karar verdim. 7 eylül akşam ve 8 eylül sabah sularında makinesinde 0.16 mm ip ve 0.36 mm şok misinası sarılı olan spin takımımla atıp çektiğim kurşun kafalı silikon balıklarla çok büyük olmayan 5 kum gridası kandırdıktan sonra aynı balığın daha büyüklerine denk gelebilmek umuduyla 8 eylül akşam suyunda da aynı meradaki yerimi aldım.

Bu defa ava 95 mm boy ve 34 gram ağırlığındaki hızlı batan tip ( Fast Sinking ) farklı bir maket balıkla başladım. Vurdurma aksiyonları yaparken dolanma yapmaması için karının altındaki kancayı çıkarıp arka kancasını büyüttüğüm yemi 50-60 m açığa sallayıp diplettikten sonra kah hızlı düz sarım yaparak, kah vurdurma hareketleri yaptırarak, kah arada tekrar dipleterek çekmeye başladım. Avın henüz başlarında tekrar atış yapmak için yemimi hızlı hızlı sardığım sırada dipten yüzeye doğru yükselen yemimi sapsarı, pırıl pırıl bir balığın takip ettiğini fark ettim. Balığın ne olduğunu anladığımda kalp atışlarım hızlandı. Bu bir lambukaydı. Hemen balığı kıskandırıp yeme vurmasını sağlamak için sert vurdurma aksiyonları yaptırmaya başladım. Yem hızlanınca peşindeki balık da hızını arttırıp son anda yeme seri bir hamle yaptıysa da yakalanmadı. Heyecanlı bir şekilde yemi 15 m kadar atıp yine seri vurdurma hareketleriyle balığın dikkatini çekmeye çalıştım. Suyun içinde yaralı bir balık gibi parıltılar yapan yemi fark eden lambuka çok süratli bir şekilde yemin yanına geldi, etrafında hızlı hızlı daireler çizdi ve yeme saldırdı. Sağlam bir vuruş yaptıysa da balık bu sefer de yakalanmamıştı. Vakit kaybetmeden yemi balığın biraz gerisine sallayıp bu sefer su üstünde ses ve su çıkaracak şekilde yüzeyden ve vurdurarak çekmeyi denedim. Lambuka yine çok seri bir şekilde yemin peşine takılıp yem tam önüme geldiği anda yapıştı. Sonunda o büyülü balık oltamın ucundaydı. Tüm yüzgeçleri açık halde oltadan kurtulmak için zigzaglar çizerek mücadele ederken o kadar muhteşem görünüyordu ki ilk lambukamı kaçırma korkusu olmasa mücadeleyi olabildiğince uzatıp dakikalarca bu büyülü balığı izleyebilirdim. O an tek düşündüğüm şey balığı kaçırmadan çıkarabilmek olduğu için yanımdakilerin kepçeyle yardıma gelmesini bile beklemeden tek hamlede kaldırıp dışarı aldım. Suyun dışında çılgınlar gibi çırpınan balığı sakinleşinceye kadar kepçenin içinde zapt ettikten sonra hayallerimin balığıyla birbirinden güzel fotoğraflar çektirme işine koyuldum.




Hayallerimin balığını yakalamanın vermiş olduğu rahatlıkla yarım saat daha aynı yemle deneyip vuruş alamayınca yöntem değiştirmeye karar verdim. Spin takımımın ucuna gridaların en sevdiği renklerden olan sarı/turuncu tonlarda 60 gramlık bir jig bağlayıp 60-70 metre mesafeye gönderdikten sonra dipten zıplata zıplata çekmeye başladım. 20-50 g atarlı kamışım için biraz ağır olsa da 60 gramlık jigi istediğim mesafelere gönderip istediğim aksiyonları rahatlıkla verebiliyordum. Yem değiştirdikten sonra 4. ya da 5. atışımda dipten büyük ve sert zıplatma hareketleriyle çektiğim jige çok açıkta sağlam bir vuruş geldi. İşte bu kesinlikle beklediğim vuruştu. Sürekli dibe basmasına ve kayalık kıyıdan çok açıkta vurmasına bakılırsa bu bir kum gridası olmalıydı. Kıyıdaki kayaların arasına girip misinayı kestirmesine müsaade etmemek için boşluk vermeden çektiğim balığı yüzeye çıkarınca yanılmadığımı anladım. Oltanın ucundaki çok yakışıklı bir kum gridasıydı. 45 cm'lik yasal boy limitinden 3 cm daha küçük olan balıkla çabucak birkaç kare fotoğraf çektirdikten sonra yakışıklıyı ait olduğu yere iade ettim.




Avın devamında 29 gramlık balık kafası şeklindeki zoka ile kombine ettiğim fosforlu sarı ( glow ) 14 cm'lik orak kuyruklu silikon balıkla kıyıdan 30-40 metre açıkta, dipte çok sağlam bir vuruş daha aldım. Kuvvetine bakılırsa limitin çok üstünde bir grida olduğunu tahmin ettiğim balıkla ciddi bir mücadele verdiysem de takımım ince olduğu için kıyıdaki kayaların arasına girmesine engel olamadım. Girdiği kayanın altından 15-20 saniye sonra çıkan balık karşısında kayalara sürtünmekten çizikler içinde kalan şok misinam fazla dayanamayarak koptu. Kaçan balığa üzülsem de her şeye rağmen uzun yıllar hafızalarımdan silinmeyecek çok keyifli bir av oldu. Hayatımın ilk balığını yakaladığım Marmaris'te, tam 20 yıl sonra hayatımın ilk lambukasıyla yeniden çocuklar gibi mutlu oldum. Bu yeri artık daha çok seviyorum...

23 Eylül 2015 Çarşamba

Çılgın Sargozlar

Balıkçılık hayatımın büyük bir bölümünü geçirdiğim Marmara'da avlanırken baltabaş karagöz ismini kullandığım balığa Antalya'ya taşındıktan bir süre sonra sargoz demeye başladım. Aynı balığı ( Diplodus sargus ) Ege ve Akdenizli oltacılar sargoz diye bilirken, Marmaralı oltacılara sorsanız sargozun ne olduğunu bilmezler. Ben de yaşadığım bölgeye göre yöresel isim farklılıklarına alışıp zamanla isimler arasında geçiş yapabiliyorum. Ege ve Akdeniz'in sargozu ile Marmara'nın baltabaş karagözü arasında isim dışında başka farklılıklar da var. Beslenme alışkanlıkları bu farklılıklardan biri. Teke, yengeç, midye ve deniz kurtlarının çok bol olduğu Marmara'nın aksine bu tarz kolay avlar yönünden daha fakir olan Ege ve Akdeniz'in sargozları Marmara'daki hemcinslerine göre daha saldırgan karaktere sahiptir. Küçük kabukluların yokluğunda balık yavrularıyla beslenmeye alışkın olan sargozların mini maket balık ve mini jigler gibi çok çeşitli sahte yemlerle yakalandığını duymuş ama Marmara'da silikon kurtlarla yakaladıklarım dışında farklı sahte yemlerle kandırma fırsatım olmamıştı.

İşim icabı 31 ağustos-11 eylül 2015 tarihleri arasında Marmaris'te bulunacağımı öğrendiğim zaman bir yandan evimden ayrılacağım için üzülmüş, bir yandan da farklı meralarda avlanma fırsatı yakalayacağım için sevinmiştim. Antalya'dan Marmaris'e doğru yola çıkmadan önce olası tüm balıklar için LRF, spin, shore jigging ve vertical jigging takımlarımla, çeşit çeşit sahte yemlerle dolu kutularımı ve tabi ki kepçemi arabama yükleyip yeni keşfedeceğim meralar için hazırlıklarımı tamamladım. Marmaris'e vardığım ilk günü keşif için ayırıp ikinci gün sabah 05:45 gibi gün ağarmadan dip tabiatı kum, kaya karışımı olan ve 10 m derinlikten başlayan rıhtımdaki yerimi aldım. Merayı hiç bilmediğimden beni nelerin beklediği hakkında çok fazla fikrim yoktu. Marmaris ile Antalya bölgesinin balık türleri hemen hemen aynı olsa da meranın karakteri ve yerli balık popülasyona dair hiç bir şey bilmiyordum. Mera tecrübesi yerine geçecek olan ilk avımda yanıma 20-50 gr arası kaşık/jiglerle çalışmak için spin takımımı ve daha garantili olduğunu düşündüğüm 226 cm, 5-12 g atarlı kamış ve 25 kalibrelik makineden oluşan LRF takımımı almıştım. Ava, LRF takımımın ucuna taktığım 48 mm/6.3 gramlık batan tip ( Sinking ) gagasız bir maket balıkla başlayıp gün ağarmak üzereyken ilk atışımı gerçekleştirdim.

İlk atış daha önce hiç denemediğim yemin yüzüş aksiyonunu görmek içindi. 15 m kadar açığa attığım yemin dibe inmesini beklemeden orta/hızlı sarımda yüzüş aksiyonlarını ve kamışın ucuyla yaptığım vurdurma hareketlerine verdiği tepkiyi izledikten sonra ikinci atışımda yemi 30-35 m mesafeye gönderip dibe inmesini bekledim. Yaklaşık 20 saniye sonra yem 12-15 m derinlikteki dibe inince küçük vurdurma hareketleriyle çekmeye başladım. 5 m kadar çektikten sonra dipten yükselen yemi tekrar dipletip yaralı balık taklidi yaptırarak çekmeye devam ettim. Yemi 3. kez dipletip aksiyona başladığım anda sağlam bir vuruş geldi. İncecik LRF takımımla mücadele ederken ilk aklıma gelen oltanın ucundakinin çok büyük olmayan bir grida ( lahoz ) olduğuydu fakat balığın sert kafa darbelerini hissedince başka bir şey olduğunu anladım. Acaba yemimi yutan güzel bir çipura olabilir miydi? Bana denk gelmese de takip ettiğim İtalyan ve İspanyol LRF ustalarının küçük maket balıklarla çok sayıda çipura yakaladığını görmüştüm. Sakin ve dikkatlice mücadele ettiğim balığı yüzeye yaklaştırdığımda merak yerini şaşkınlığa bıraktı. Oltanın ucundaki hatırı sayılır boyda bir sargozdu. Yüzeye çıktığında tamamen yorulmuş olan balığı zorlanmadan kepçeleyip dışarı aldıktan sonra bu nadir gerçekleşen olayı fotoğraflama işine koyuldum.


5 dakikalık fotoğraf faslından sonra yemimi tekrar suyla buluşturdum. Yem tamamen dibe battıktan sonra aynı şekilde yaralı balık aksiyonlarıyla çekmeye başlar başlamaz sağlam bir vuruş daha geldi. Kafa vuruşlarına bakılırsa bu seferki de sargoz olmalıydı. Keyifli bir mücadelenin ardından 2. sargozumu da kepçeleyip birkaç kare fotoğrafını çektikten sonra yemi aynı yere gönderdim. 3. atışımda da vuruş gecikmedi. Gelen yine hatırı sayılır boyda bir sargozdu. Peş peşe 3 güzel sargoz aldığıma göre aşağıda kim bilir kaç bireylik bir sürü vardı. Bir an için kendimi rüyada gibi hissettiysem de takip eden 3-4 atış üst üste boş geçince rüyadan uyanma vakti geldiğini anladım. Sürünün merayı terk ettiğini düşünmeye başladığım anda güzel bir vuruş daha geldi. Bu seferki balık diğerlerinden farklı olarak kafa atmak yerine cılız bir kuvvetle aşağı basmaya çalışıyordu. Zorlanmadan yüzeye getirdiğimde küçük bir kum gridası olduğunu gördüğüm balığı çabucak fotoğraflayıp denize iade ettim. Sonrasında hem spin hem de LRF takımlarıyla başka vuruş alamayınca saat 07:30 gibi avı sonlandırdım.





Marmaris serüvenim çok keyifli başlamıştı. Nicedir hayalini kurduğum güzellikte bir LRF avı yapmış olmanın mutluluğuyla ertesi sabah biraz daha erken saatte aynı meradaki yerimi aldım. Meraya varır varmaz heyecanlı bir şekilde atıp çekmeye başladığım halde 15 dakika kadar vuruş gelmedi. Yemi dibe indirip zıplatma aksiyonlarına başladığım bir ara yem olduğu yerde mıhlanıp kalınca bir anlık balık yapıştı diye heyecanlandıysam da oltam dibe takılmıştı. Ne yazık ki makinemde sarılı olan 0.22 mm'lik monoflament misinam yemi dipten sökmemi sağlayamadan kopuverdi. Yedeği olmayan yemimi kaybettiğim için moralim bozulmuş bir şekilde takımımın ucuna taktığım farklı bir mini maket balıkla atıp çekmeyi sürdürdüm. 15-20 dakika kadar LRF takımım ve çeşitli sahte yemlerle denemeler yapıp sonuç alamayınca spin takımımın ucuna, Antalya'daki meralarımda favori yemim olan glow ( fosforlu ) renkli 10 cm/10 gramlık kurşun kafalı silikon balığı takıp dipte düz çekiş ve zıplatma aksiyonlarıyla denemeye devam ettim. Birkaç atış sonra nihayet beklediğim vuruş geldi. Bir gün önce yakaladıklarımdan daha kuvvetli kafa atan balıkla mücadele ederken oltanın ucundakinin ne olduğunu tahmin etmeye çalışıyordum. Daha uygun bir yem kullanmış olsam sargoz olduğunu düşünebilirdim belki ama bu yemle sargoz yakalayabileceğimi hiç tahmin etmiyordum. Kısa bir mücadelenin ardından yüzeye çıkardığım balığı görünce bir kez daha şaşırıp kaldım. Gelen önceki gün yakaladıklarımdan daha irice bir sargozdu. Yüzeyde biraz daha yorduğum balığı sakince kepçeleyip dışarı aldım.



Avın devamında LRF takımımı yakışıklı bir yazılı orkinos yavrusu ziyaret edip çabucak ait olduğu yere geri döndü. O gün ve takip eden günlerde Marmaris'te başka sargoza denk gelemesem de bu hikayedeki balıklar uzun yıllar hafızamdan silinmeyecek, en değerli avlarım arasındaki yerini aldılar bile.


12 Eylül 2015 Cumartesi

LRF: Antalya Lüferleri

Akdeniz'de avlanmanın bana göre en güzel yanı tür çeşitliliğinin fazla olması. Bu sayede dünya denizlerinde uygulanan balıkçılık disiplinlerinin çoğunu uygulayarak çok çeşitli balıklar yakalama imkanı buluyorum. Özellikle de avcılığından en çok keyif aldığım LRF takımları ve küçük yapay yemlerle atıp çekerken oltaya ne vuracağının belli olmaması ava ayrı bir heyecan katıyor. Çoğu zaman çok tatmin edici ebat ve miktarlarda balık yakalayamasam da hafif jiglerle kandırdığım rengarenk bir yazılı hani ya da boyundan beklenmeyecek şekilde mücadele eden el kadar bir melanur bile beni mutlu etmeye yetiyor. Antalya'da yaşayanlar, yaz aylarında hemen her gün 10-11 gibi başlayıp gün batımına kadar denizden karaya esen meltem rüzgarını çok iyi bilir. İşte ben bu rüzgarı çok seviyorum. Hem bunaltıcı yaz aylarında havayı biraz olsun serinleterek akşam suyunda olta atabilmemi sağlıyor hem de beraberinde getirdiği dalgalarla kıyıyı karıştırıp LRF takımları ve hafif jiglerle avlanmam için çok uygun bir ortam oluşturuyor. Rüzgarın denizden karaya esip dalgaların kıyıyı karıştırdığı havalarda özellikle falezler, liman mendirekleri ve doğal kayalık kıyılarda hafif jiglerle melanur, tral, yazılı orkinos, sarı kuyruk, sinarit vb. çok farklı türde balık kandırmak mümkündür. 21 Ağustos 2015 akşamı da 17:00 gibi bu ümitlerle biraz LRF yapmak için mendirek kayalıklarındaki yerimi aldım.

Meraya vardığımda tam istediğim gibi deniz çırpıntılı ve su bulanıktı. Ava, daha önce güzel balıklar kandırdığım 8.5 gramlık bir jigle başlayıp 5-10 metre aralıklarla yer değiştirerek asıl hedefim olan iri melanur ve tral sürülerini aramaya başladım. 0.10 mm'lik ip ve 0.25 mm'lik monoflament şok misinasıyla donattığım 251 cm, 7-23 g aksiyonlu light spin kamışı ve 30 kalibrelik makineden oluşan takımımla yaklaşık 50 m mesafeye gönderdiğim jigi kah düz çekerek, kah hızlı sarımda çekerken kamışın ucuyla küçük titretme hareketleri yaptırarak yarım saat kadar denediğim halde sonuç alamayınca biraz da jigi dipten büyük zıplatma hareketleriyle çekerek denemeye karar vermedim. Aksiyon tekniğini değiştirdikten sonra ikinci atışımda beklediğim vuruş geldi. Keyifli bir mücadelenin ardından kıyıya getirdiğim balık hafif jiglerle yakalamayı hiç ummadığım mırmırdı. Yemi ağzından çıkarmadan yakışıklı balığın çabucak birkaç kare fotoğrafını çekip ava geri döndüm.



Aynı bölgede çeşitli aksiyonlarla çektiğim jige başka vuruş gelmeyince kayalıkların kumsalla birleştiği yere yakın olan daha bulanık kısımda denemeye karar verdim. Yeni meramda gerçekleştirdiğim ilk atışta küçük titreşim aksiyonları ve hızlı sarımla çektiğim jige kıyıya 5 m kala sağlam bir vuruş geldi. Balığın vurmasıyla suyun dışına fırlayıp vücudunu silkeleyerek oltadan kurtulması bir oldu. Balık suyun dışında bir anlık görünüp gözden kaybolsa da ne olduğunu anlamıştım. Bu kurtulma manevrası tipik bir lüfer hareketiydi. Vakit kaybetmeden oltamı vuruş aldığım yerin biraz açığına atıp aynı teknikle çekmeye başladım. Yemi birkaç metre çekmiştim ki bir vuruş daha geldi. Bu sefer suyun dışına fırlamasına müsaade etmemek için kamışımın ucunu suya sokup dikkatli bir şekilde çektiğim balığı seri bir hareketle dışarı atmayı başardım. Suyun dışında çılgınlar gibi çırpınan lüferi kaya aralarındaki derin boşluklara düşürmemek için elimle karnım arasında sıkıca tutup kontrol ettikten sonra kovanın içine atmayı başardım.


Takip eden atışta boş geçip bir sonraki atışımda güzel bir vuruş daha aldım. Oltanın ucundaki lüferi kıyıya getirdiğimde peşinden 4-5 tane daha lüfer takip ettiğini fark ettim. Anlaşılan merada çok güzel bir lüfer sürüsü vardı. İkinci lüferimi de kovaya attıktan sonra vakit kaybetmeden atıp çekmeye devam ettim. Sonraki birkaç atışta aynı jigle 1 takip ve yakalanmayan 1 vuruş aldıktan sonra 22 gramlık favori kaşık modelimin 10 gramlık olanıyla denemeye karar verdim. Yaklaşık 40 m mesafeye gönderdiğim kaşığın 2-3 metre batmasına müsaade edip aksiyon vermeden orta hızda sarmaya başladıktan birkaç saniye sonra vuruş geldi. Bu seferki diğerlerinden çok daha kuvvetli bir balıktı. Takımım ince olduğu için çok dikkatli mücadele etmem gerekiyordu. Balık kıyıdan yaklaşık 15 m açıkta ilk defa kendini gösterdiğinde 1 kilonun üstünde çok yakışıklı bir kofana yakaladığımı anladım. O andan sonra heyecan yerini korkuya bıraktı. Bu kadar ince bir takımla kofana gibi hareketli ve hırçın bir balığı kepçem olmadan nasıl dışarı çıkaracağımı düşünmeye başladım. Balık yorulup kıyıya gelince ani bir kararla önümdeki eğimli kayanın üzerine çıkarmayı denedim. Sakince kayanın üzerine çıkardığım balığın üstüne atlayıp yakalamaya çalıştıysam da tek elimle kavrayamayacağım kadar kalın olan balık bütün kuvvetiyle çırpınıp elimden kurtulmayı başardı. O an en korktuğum şey oldu ve çırpınmanın kuvvetiyle balık 0.25 mm'lik şok misinamı koparıp kayaların arasındaki su havuzuna düştü. Son bir ümitle atıldıysam da balığın denize yüzmesini seyretmekten başka bir şey yapamadım. Sonrasında başka balık alamayınca 19:30 gibi avı sonlandırdım.



Ertesi günü boş geçip 23 ağustos sabahı 05:30 gibi meraya vardım. 10 dakika kadar havada aydınlanma emarelerinin başlamasını bekleyip takımımın ucuna taktığım 40 mm boy ve 3 g ağırlığındaki mini popper sahtesiyle ilk atışımı gerçekleştirdim. Ağırlığından beklenmeyecek şekilde 20-25 m mesafeye gönderdiğim yemi kamışımın ucuyla verdiğim küçük titreşim aksiyonlarıyla suyun üstünde çırpınan yaralı balık taklidi yaptırarak çekmeye başladım. Aksiyona başlayalı birkaç saniye olmuştu ki önce boşa giden bir saldırı ardından suyun üstünde şapırtı koparıp yemi dibe çeken bir vuruş geldi. Gelen yakışıklı bir melanurdu. Balığı kovaya attıktan sonra vakit kaybetmeden yemi aynı yere gönderip aksiyona başladım. Yine yem kıyıya gelene kadar ardı ardına saldırılar olduysa da vuran balıklar kurtulmayı başardı. Anlaşılan bu yem gerçekten çok etkiliydi. Avın geri kalanında mini popper sahtesi mıknatıs gibi balıkları kendine çekmeye devam etti. Yeme saldırırken yemle birlikte havaya fırlayıp kurtulan lüferler, yemin sıçrattığı suyu ve titreşimi metrelerce uzaktan fark edip hamle yapan zarganalar, ardı ardına vurup bırakan melanurlar ve barakudalarla 1.5 saat boyunca çok heyecanlı ve eğlenceli bir av geçirdim. Avın sonunda kovamda 4 melanur ve 1 lüfer, hafızamda ise sayısının hatırlamadığım kadar çok saldırı, yolda ve kaldırırken düşen balıklar ve çok küçük olduğu için geri saldığım melanurlar vardı.



Ertesi sabah yine aynı yerde, aynı yemle deneyip bir kaç ufak melanur ve 1 lüfer daha kandırmayı başardım. Kovaya attığım 1 lüfer ve geri saldığım ufak melanurların yanında yine çokça saldırı ve son anda kurtulan güzel bir lüfer vardı. Hemen hemen her atışımda mini popper sahtesine saldıran bilek kalınlığındaki zarganaları yakalamayı çok istediysem de ya sert gagaları yüzünden yakalanmadılar ya da yakalanıp kısa bir mücadeleden sonra kurtulmayı başardılar. Her şeye rağmen yine baştan sona adrenalin ve eğlence dolu bir av oldu.



Bir sonraki sabah suyunda da gün ağarmadan meradaki yerimi alıp heyecanlı bir şekilde atıp çekmeye başladım. İlk atışımdan itibaren her an balık vuracakmış gibi tetikte beklediysem de uzun bir süre ne bir vuruş ne de bir takip oldu. Diğer günlerin aksine karadan denize doğru esen rüzgar işleri değiştirmişti. Aynı yerde 20 dakika kadar deneyip vuruş alamayınca yer değiştirip mendirek boyunca 200 m ileride, kıyıdan 10 m açığa kadar sığ kayalıktan sonra dik bir eğimle 15 m derinliklere ulaşan yeni bir meraya geçtim. Daha önceleri buradan güzel traller, yazılı orkinoslar, baraküdalar alıp ne olduğunu göremediğim büyük balıklar kaçırmıştım. Vakit kaybetmeden mini popper sahtesiyle atışımı yapıp aksiyon yaptırarak çekmeye başladım. İlk atışımda güzel bir vuruş geldiyse de balık yakalanmadı. İkinci atışımda da boşa giden bir vuruş alıp üçüncü atışımda hatrı sayılır boyda bir melanur kandırmayı başardım. Bu balıktan sonraki ikinci atışımda ufak bir melanur daha kandırıp ait olduğu yere iade ettikten sonra bir kaç üst üste yeme herhangi bir hamle olmadı. LRF takımı kenara bırakıp biraz da spin takımım ve 30 gramlık bir jigle açıkları denemeye karar verdim. Kah düz çekiş, kah kısa seri zıplatmalar, kah büyük fasılalı zıplatmalarla 15 dakika kadar denedikten sonra nihayet güzel bir vuruş geldi. Balığın mücadele şiddetinden de tahmin ettiğim gibi gelen yakışıklı bir melanurdu. İkinci melanurumu da kovaya attıktan sonra aynı yerde 15-20 dakika kadar daha deneyip avı sonlandırmaya karar verdim. Geri dönüş yolunda arabama doğru mendirek boyunca yürürken kıyıda kaçışan küçük balıkları görünce dayanamayıp mini popper sahtemle birkaç atış daha gerçekleştirdim. İlk atışımdan itibaren yeme hamleler yapan zarganaları kandırmaya çalışırken dipten gelen bir vuruşla yemim suyun içine çekildi. Bu seferki diğerlerinden daha kuvvetli ve farklı bir bir balığa benziyordu. Kısa ama keyifli bir mücadelenin sonunda kıyıya getirdiğim balık ne zamandır hasretini çektiğim çok yakışıklı bir traldi. Yaklaşık 1.5 saatlik süren bu av da benim için keyifli bir sabah sporu oldu.




Samsun'dan Antalya'ya tayin olduğumu öğrendiğim gün sevinçten havalara uçacak gibiydim. Akdeniz'in çok çeşitli deniz balıklarına kavuşacağım için 20 yıl avlandığım Marmara ve Karadeniz'i pek özleyeceğimi düşünmüyordum. İçimde hafif bir burukluk yaratan tek balık lüferdi. Bütün bir yıl beklediğimiz lüfer sezonu açılışını göremeyecek, sezon boyunca yakalanan lüferleri sosyal medyadan seyredip "boğazın sultanı", asık suratlı asi çocuğun peşinden koşamayacak olmak beni biraz üzüyordu. Şükürler olsun ki lüferler beni Antalya'da da yalnız bırakmadı. Devamı gelir mi bilmem ama bu kadarına da şükür diyelim...



30 Ağustos 2015 Pazar

LRF: Yemler, Aksiyonlar, Meralar ve Hedef Türler

Ülkemizdeki en yeni balıkçılık disiplini olan LRF ( Light Rock Fishing ) yöntemiyle avlananların sayısı her geçen gün artıyor. Çok hafif olta takımları ve sahte yemler kullanarak hemen her türlü balığın kandırılabildiği ve en küçük balıklarla bile maksimum mücadele keyfi sunan LRF disiplininin fanatikleri arttıkça şu soruyu daha sık duyar olduk. Hangi balık için, hangi yemi, nasıl bir aksiyonla kullanmalı? Çok geniş bir konu olan bu sorunun cevabını verebilmek için öncelikle LRF disiplininde kullanılan sahte yem çeşitlerini sınıflara ayırmamız, daha sonra bu yemleri nasıl aksiyonlarla kullanabileceğimizi ve hangi denizde, hangi türleri hedefleyebileceğimizi iyi bilmemiz gerekir.

LRF disiplininde kullanılan yemler spin yönteminde kullanılan yemlerin minyatür boyutluları olmakla beraber LRF yemleri çok daha fazla çeşitlilik gösterir. Bunun sebebi LRF yönteminin hedefinde predatör balık türlerinin yanında sadece küçük kurtlar ve kabuklularla beslenen taş balıkları, çok küçük balıklar ve planktonlarla beslenen pelajik balıklar ve tamamen dibe bağımlı yaşayan yavaş hareketli balıklar da olmasıdır. Kısacası LRF disiplininde hemen her türlü balığı kandırabilecek çok geniş bir sahte yem çeşitliliği vardır. Bu yemlerin en yaygın olanlarını, "silikon kurt/jighead kombinasyonları", "kurşun kafalı/kendinden ağırlıklı silikon balıklar", "mini maket balıklar", "mini jigler", "mini vibrasyon yemleri", "karides/yengeç taklitleri" ve "mini kaşık/döner kaşıklar" başlıkları altında sınıflandırarak uygulanacak aksiyonlar ve meralara göre hedef balık türleri yönünden inceleyebiliriz.



Silikon Kurt/Jighead Kombinasyonları: Bu sınıf yemler şüphesiz LRF yönteminde en çok kullanılan ve en fazla balık türünün hedeflendiği yem çeşididir. Bölgelere ve denizlere göre çeşitli boy ve şekillerde olabilen deniz kurtları hemen her türlü balığın mönüsünün başında gelir. Çok besleyici ve kolay av niteliğindeki deniz kurtları küçük balık türlerinin ve taş balıklarının birincil yemi olmasının yanında birçok büyük balık türünün de iştahını kabartır. Bu yüzden hafif bir zokaya ( Jighead ) iliştirilmiş silikon kurtlarla hedeflenebilecek balık çeşidi çok fazladır. Genelde 1-10 cm arasında değişen ve kırmızı, pembe, beyaz, sarı, turuncu, yeşil, fosforlu, şeffaf simli gibi birçok farklı renkte olabilen silikon kurtlar esnek yapıları sayesinde suyun içinde tıpkı canlı bir kurt gibi hareket ettirilebilir. Hedef balığa ve meranın özelliğine göre farklı ağırlık ( genelde 1-5 g ) ve iğne ebatlarındaki bir zokaya iliştirilmiş silikon kurdu dipte ağır ağır çekebilir, düzensiz zıplatma hareketleri yaptırabilir ya da her iki aksiyonu aynı anda uygulayabilirsiniz. Civarda kurt arayışında olan bir balık varsa her şekilde yeme saldıracaktır. Deniz kurtları genelde gündüz vakti midye kökleri, kaya/çakıl araları ve kum/çamur içleri gibi yerlerde gizlenirken hava karardıktan sonra gizlendikleri yerden çıkarak serbest şekilde dolaşmaya başlar. Gece vakti bir çok balık türünün beslenmek için kıyılara inmesinin en önemli sebebi budur. Hava karardıktan sonraki vakitler silikon kurt/jighead kombinasyonlarıyla avlanmak için de en uygun zamanlardır.


Silikon kurtların doğada daha kolay çözülebilen ve koku esanslı bir sıvı içinde satılan çeşitleri de vardır. Bu tarz kurtlar suyun içinde yaydıkları koku sayesinde tıpkı doğal yemler gibi balıkları kendilerine çekerek fazla bir aksiyona gerek kalmadan yeme vurmalarını sağlar. Kokulu kurtlarla avlanırken birkaç atışta bir yem değiştirmekte fayda vardır. Kokusu azalan yem sıvısının içine bırakılıp bir süre bekletildiği zaman koku ve cezbedicilik özelliğini tekrar kazanır. Bu yemler balıkların çok iştahlı olmadığı zamanlarda avın verimini pozitif yönde etkilese de kolay parçalanmaları ve sentetik kurtlara nazaran daha pahalı olmaları gibi olumsuz yönleri de vardır. Özellikle ispari, karagöz, lüfer gibi dişli balıklar silikon kurdun zokanın ucundan sarkan kısmını dişleyerek kolaylıkla koparabilir. Dişli ve yemi tek hamlede yutmayan ufak ağızlı balıklar için zokaya, silikon kurdun kuyruğuna kadar uzanan, ufak bir hırsız iğne ilave etmek avın verimini arttırır.


Silikon kurt/jighead kombinasyonları hedef balığa göre değişmekle birlikte her çeşit merada kullanılabilir. Örneğin; pisi, kalkan, trakonya, mırmır gibi balıklar için kumluk meralar, karagöz, eşkina, kikla, iskorpit gibi balıklar için kayalık meralar tercih edilebilir. Sığ meralar ( 0-3 m ) için 0.5-2 gram arası zokalar yeterliyken nispeten derin meralar ( 4-10 m ) için 2.5-5 gram arası zokalar daha uygundur. Hedef balığın büyüklüğüne ve ağız yapısına göre kullanılacak zokanın iğne büyüklüğünü de doğru belirlemek gerekir. Örneğin; istavrit, izmarit ve ispari gibi küçük ağızlı balıklar için 6-8 numara iğneli zokalar, daha büyük ve geniş ağızlı balıklar için 1-4 numara iğneli zokalar tercih edilmelidir. Büyük balıklar için iğnenin büyüklüğü kadar sağlamlığı da önemlidir. İri boy eşkina, karagöz, levrek gibi balıklar iğnesi sağlam olmayan zokaları kolaylıkla açıp kurtulabilir.



İskele ayakları, liman içleri ve kayalık kıyılar bu tarz yemler için en garantili meralardır. Silikon kurt/jighead kombinasyonlarıyla bütün denizlerimizde çok çeşitli balıklar kandırmak mümkündür. Bunların en yaygın olanlarına örnek olarak Karadeniz için; istavrit, eşkina, levrek, minekop, ispari, izmarit, kırlangıç, kalkan, lapin, zargana, kayabalığı, iskorpit, yazılı hani, gelincik, trakonya, mezgit, Marmara için Karadeniz'dekilere ilave olarak; mırmır, pisi, baltabaş karaköz, kikla, benekli hani, yer yer çipura, Ege ve Akdeniz için ise ; çipura, melanur, karagöz ve mercan türleri, sinarit, orfoz, lahoz, levrek başta olmak üzere onlarca farklı türü sıralayabiliriz. Silikon kurt/jighead kombinasyonlarıyla tatlı sularda da kandırılamayacak tür sayısı yok denecek kadar azdır.



Kurşun Kafalı/Kendinden Ağırlıklı Silikon Balıklar: Bu tip yemler daha çok yavru balık hedefindeki avcı balıklar içindir. Balık kafası şeklindeki zokalara iliştirilmiş silikon balıklar ile ağırlığı içinde gömülü olan silikon balıkların LRF takımlarıyla atılabilecek kadar hafif olanları ( 1-12 g ) bu sınıfın içinde yer alır. Bu tip yemlerde hareketli bir kuyruk ( pedal kuyruk ( paddle tail ) ya da orak kuyruk ) olabileceği gibi düz kuyruklu olanları da mevcuttur. Düz kuyruklu olanları çekerken kamışın ucuyla çeşitli vurdurma hareketleri yaparak yeme yaralı balık aksiyonu vermek gerekir. Hareketli kuyruklu olanları ise hem düz çekiş hem de yaralı balık aksiyonları ile kullanmak mümkündür. Hedef balığın karakterine göre yem dipten, orta sudan ya da yüzeyden yavaş, orta ya da yüksek hızda çekilebilir.



Bu tip yemlerle avlanmak için en uygun meralar avcı balıkların sık ziyaret ettiği liman içleri, liman mendirekleri, kayalık sahiller, dere ağızları, iskele çevreleri, burunlar ve yavru balıkların toplanabileceği her türlü yerlerdir. Bu tip yemlerle hedeflenebilecek baskın türlere örnek olarak; Karadeniz için lüfer, levrek, palamut, zargana, kırlangıç, iri istavrit, iri kayabalığı, yazılı hani, iskorpit, deniz alası, minekop ( kötek ), kalkan ve hatta eşkina, ispari. Marmara için Karadeniz'dekilere ilave olarak yer yer baltabaş karagöz, sinarit, mercan, kalamar,  Ege ve Akdeniz için ise akya, sarı kuyruk, sinarit, baraküda, yalederma, yazılı orkinos, uskumru, kolyoz, zargana, melanur, tral, iskender balığı, orfoz, lahoz, mercan türleri, lambuka, ceylan, kalamar vb. onlarca türü sıralayabiliriz. Silikon balıklarla tatlı su meralarında da turna, yayın, sudak, tatlı su levreği, tatlı su kefali vb. birçok avcı balık türünü kandırmak mümkündür.



Mini Maket Balıklar: LRF yönteminde kullanılan maket balıklar, spin yönteminde kullanılan her türlü maket balık tipinin minyatürüdür. Mini maket balıklar, dalarlı ( Floating ), batan ( Sinking ), su üstü ( top water ) ya da su üstünde su sıçratan ( Popper ) tipte olabilir. Bu tip yemlerin hedefinde de küçük balıklarla beslenen avcı balık türleri vardır. Dalarlı ve batan tip sahteler düz çekiş ve arada vurdurma aksiyonları, su üstü sahteleri ise çeşitli WTD (Walk The Dog) aksiyonlarıyla kullanılabilir. LRF disiplininde hedef tür sayısını arttırabilmek için istenilen derinlikten çekilebilen batan tip mini maket balıklar daha çok tercih edilir. Mini maket balıklarla avlanmak için en uygun meralar ve denizlerimize göre hedeflenebilecek balık türleri bir önceki başlıkta bahsettiğimiz silikon balıklarla aynıdır.




Mini Jigler: Mini jigler bana göre LRF disiplininde kullanılan yapay yemler arasında en keyifli olanıdır. Ağır metal jiglerle yapılan dikey ( vertical ) ve kıyıdan ( shore ) jigging yöntemlerinden tek farkı bu disiplinde kullanılan jiglerin çok küçük ve hafif olmasıdır. Çok hafif olta takımları ve hafif jiglerle ( genelde 1-12 g ) yapılan ve dünya genelinde "Ultra Light Jigging" ya da "Micro Jigging" olarak bilinen bu disiplinde temel mantık hafif jiglere düzensiz aksiyonlarla yaralı/kaçan balık taklidi yaptırarak avcı balık türlerini kandırmaktır. Mini jiglerin LRF disiplininde kulanılan diğer yapay yemlere göre en önemli üstünlüğü atış menzilidir. Uygun atarlı kamışlar ( örneğin 3-12 g ) ve çok ince örgü misinalarla ( 0.06-0.10 mm ) 10 gramlık bir jigi 60-70 m mesafeye göndermek mümkündür. Mini jiglerin avantajlarından biri de diğer yapay yem tiplerine göre daha hızlı batmasıdır. Bu sayede derindeki balıklara ulaşmak ve suyun bütün katmanlarını taramak daha kolaydır.



Mini jiglerle tekneden ya da iskeleden avlanırken jigi altınıza sarkıtıp sabit derinlikte yukarı aşağı zıplatabilir ya da uzunlu, kısalı zıplatma aksiyonlarıyla dipten yukarı doğru toplayabilirsiniz. Kıyıdan ileri atışlarda ise jigi dipten, orta sudan ya da yüzeyden düz çekiş, kısa ve seri zıplatma hareketleri ya da büyük ve fasılalı zıplatma hareketleriyle kıyıya çekerek avcı balıkları kandırabilirsiniz. Bu tip yemler gündüz vakti daha verimli olsa da ışık alan yerlerde gece boyunca balık vurmaya devam edebilir. Mini jiglerle yapılan LRF avcılığının bana göre en eğlenceli tarafı çok hareketli ve beceri isteyen bir tarz olmasıdır. Yem hızlı olduğu için balığın yeme vurması da hızlı ve şiddetli olur. Bu da avın keyfini arttıran farktörlerden biridir. Mini jiglerle daha çok hızlı avlanan balık türleri hedeflense de dibe yakın aksiyonlar yaptırılan küçük bir jige kayabalığı, pisi, kalkan, kırlangıç, karagöz, ispari, eşkina, trakonya vb. birçok ağır hareketli dip balıkları da saldırabilir. Kısacası bu tip yemlerle de denizlerimizde ve tatlı sularda kandırılamayacak tür sayısı çok azdır.




Mini Vibrasyon Yemleri: Vibrasyon yemleri, tombul, yanlardan basık yapıları ve misina bağlantı yerlerin konumu itibariyle suya karşı direnç uygulayarak titreşim aksiyonu ( Vibrasyon ) yapan yem tipleridir. Metal, sert plastik ya da ahşaptan imal olabilen bu yemlerin küçük ve hafif versiyonları da LRF yönteminde kullanılan yemler arasındadır. Metal vibrasyon yemlerinin sırtında yüzme derinliğinin ve titreşim şiddetinin ayarlanabilmesi için birden fazla misina bağlantı yuvası bulunabilir. Bu tip yemler genelde düz çekişle kullanılsa da arada kamışın ucuyla vurdurma hareketleri yaptırarak yeme yaralı balık aksiyonu da kazandırılabilir. Ülkemizde henüz çok yaygın olmayan vibrasyon yemleriyle de hem denizlerimizde hem de tatlı sularda bir çok farklı balık türünü kandırmak mümkündür.


Ömer Soyak'ın Metal Vibrasyon Yemleriyle Kandırdığı Muhteşem Balıklar
Karides/Yengeç Taklitleri: Taş balıkları başta olmak üzere bir çok deniz balığının menüsünün başında gelen karides ve yengeç taklidi yapay yemler de LRF disiplininde sık kullanılan yemler arasındadır. Bu tip yemler silikon, maket ( sert plastik ) ya da maket-silikon karışımı yapıda olabilir. Silikon karides/yengeç taklitleri genellikle küçük bir zoka yardımıyla kullanılsa da kendinden ağırlıklı olan modelleri de vardır. Karides türleri doğada tehlike anında güçlü kuyruk paletlerini karınlarının altına doğru sertçe vurarak geri geri kaçtıklarından karides taklidi yemlerle avlanırken bu hareketi taklit etmek gerekir. Bu nedenle silikon karidesleri zokaya kuyruğunun arkasından takıp iğneyi sırtından çıkarmak ve kısa sert vurdurma hareketleriyle geri yönde aksiyon vermek daha doğrudur. Silikon yengeç taklitleri de zokaya benzer şekilde takılır. Bu tip yemler kayalık meralarda dibin biraz üstünden ( takılmaları önlemek için ), kumluk meralarda ise dipten çekildiği zaman balık yakalama şansı daha yüksek olsa da yerine ve hedef balığa göre tamamen yüzeyden de çekilebilir. Karides/yengeç taklidi yemlerle başta karagöz, çipura, levrek, eşkina, minekop, iskorpit, lahoz, orfoz, sarı ağız, tatlı su levreği, sudak, turna olmak üzere birçok farklı balık türünü kandırmak mümkündür.



Ömer Soyak tarafından silikon karidesle kandırılan dev minekop
Mini Kaşık/Döner Kaşıklar: Ülkemizde en yaygın at-çek yemlerinin başında gelen kaşıklar LRF yönteminin de gözde yemlerindendir. Boyasız parlak metal ya da çeşitli renklerde boyanmış olabilen kaşık ve döner kaşıklar güneşten aldıkları ışığı çakarlı ( yanıp sönen ) bir şekilde yansıtarak avcı balıkların dikkatini çeker. Kaşıklar uzun atış menzilleri ve hızlı batmaları gibi özellikleriyle jiglerle benzerlik gösterseler de zıplatma aksiyonlarından çok düz çekişle kullanıma uygundur. Aynı şekilde daha çok tatlı su balıklarında etkili olan döner kaşıkların metal yapraklarının dönebilmesi için de düz çekiş gereklidir. Kullanımı çok kolay olan kaşık ve döner kaşıklarla da deniz ve tatlı sularda çok çeşitli balıklar kandırmak mümkündür.



LRF disiplininde her balık trofe, her balık ayrı bir keyiftir. Cebinizde taşıyabileceğiniz küçücük bir yem kutusu ve elinize aldığınız çok hafif bir oltayla kıyılarda dolaşıp adrenalin kovalamak için ne bekliyorsunuz. Çoğu zaman yanınızda kova taşımanıza bile gerek yok. Fotoğraf makinenizin hafıza kartına istediğiniz kadar balık sığdırabilirsiniz.