Yaklaşık 1.5 ay süren uzun bir ayrılıktan sonra nihayet İstanbul'dan eve dönüş zamanı gelmişti. Gelmişti gelmesine ama Antalya'ya varmadan önce 10 günümüz daha çeşitli limanlarda geçecekti. Hele bir yola çıktık mı Allah'ın izniyle sayılı gün çabuk geçer, fırtınaya da yakalanmazsak rahat bir seyir ve liman periyodu geçirip sağ salim evimize dönerdik. 26 şubat 2016 gecesi Tuzla'dan harekete geçmeden önce baltabaş karagöz meramı son bir kez daha yoklamak için yeterince vaktim vardı. Kış mevsiminde meram genelde soğuk, fırtınalı ve karlı havalarda güzel balık yaptığı halde o gece gök yüzü açık, hava ılık ve sakindi. Ne olursa olsun balığa gitmeyi kafaya koymuştum bir kere. Saat 19:00 gibi arkadaşım Yasin'le birlikte makaraya sarılı 0.31 mm monoflament misina ve 3 numara sağlam çapraz iğneden ibaret şeytan oltalarımızı hazırlayıp, bölgede avlanan diğer oltacılarla ortak kullandığımız canlı teke livarlarının içinden en irilerini seçerek yeterince teke aldıktan sonra olta atacağımız yat limanının yolunu tuttuk.
Yüzer parmak iskelelerin midye kaplı tonoz zincirlerinin etrafında yatak yapan karagöz sürülerini kaçırmamak için takımlarımızı kıyıda yemleyip çıt çıkarmamaya özen göstererek parmaklarımızın ucunda iskelenin baş kısmına doğru yürüdük. Yemlerimizi 5-10 m önümüze savurup ağır ağır 5 metrelik dibe inmesini beklerken denizin ne kadar berrak olduğunu fark ettim. Hava çoktan karardığı halde tam tepemizdeki dolunay suyun dibini gündüz gibi görünür hale getirmişti. O an, aslında havanın bulunduğum yerde karagöz için ne kadar uygunsuz olduğunu anlamıştım. Böyle havalarda baltabaş karagöz sürüleri genelde derin iskele altlarında yatak yapmak yerine liman dışında yayılıma çıkıyordu. Hayal kırıklığına uğramış olsam da kovamızdaki çok iri ve hareketli tekelerin hatrına yarım saat kadar denemeden dönmemeye karar verdim. Hem karagöz olmasa bile çok iri ve hareketli tekelere asla hayır diyemeyen güzel bir levreğe denk gelme şansımız da vardı. İskelenin hemen dibi net göründüğü için, tekelerin çok iri olmasının da avantajıyla atış mesafelerimizi 10-15 m'ye çıkarıp o büyülü vuruşu beklemeye başladık.
Yaklaşık 20 dakika sonra gelen vuruşla keyifsiz başlayan av heyecan kazandı. 10 m açıkta dipte sağlam bir vuruş aldığım halde balık yakalanmadan tekenin kafasını koparmayı başarmıştı. Levrek olsa tek hamlede yemin tamamını yutacağı için vuran yüksek ihtimalle karagözdü. Çabucak yemi biraz daha küçük bir tekeyle değiştirip oltamı savurabildiğim kadar uzağa savurdum. Yem ağır ağır batıp dibe ulaştığında sert bir vuruş daha geldi. Bu defa acele etmeden balığın yemi yutması için zaman tanıdım. Hareketlenen misinanın bir miktar parmaklarımın arasından akmasına müsaade edip tasmayı vurdum. Tasmayı vurmamla birlikte oltanın ucundaki balık müthiş bir kuvvetle basmaya başladı. Balık o kadar kuvvetliydi ki bir yandan boşluk vermeden çekersem misinanın kopmasından korkuyor bir yandan da balığın misinayı midye kaplı zincirlere kestirmemesi için dua ediyordum. Neyse ki korktuğum başıma gelmedi. Sağa sola ani manevralar yaparak sürekli dibe basmaya çalışan balığı iyi yönetip takımı kestirmeden yüzeye çıkarmayı başardım. Yasin'in tek hamlede kepçelediği balık son yıllarda yakaladığım en büyük baltabaş karagözdü. Hayalimdeki balığı yakalamış olmanın mutluluğuyla denize flaş düşürmeden ters tarafa doğru fotoğraf çektirerek bu unutulmaz avı ölümsüzleştirme işine koyulduk.
İlk balıktan sonra daha heyecanlı ve konsantre olmuş şekilde ava devam ettiysek de yarım saat kadar ikimize de vuran olmadı. Kısıtlı olan zamanımız azalıp ümitlerimiz tükenmeye başlamışken sağlam bir vuruş daha aldım. Yine sakin bir şekilde balığın yemi tamamen yutmasını bekledikten sonra tasmayı vurdum. Bu sefer ki balık da en az ilki kadar kuvvetli basıyordu. Balığı kaçırma korkusu ve heyecanla beraber adrenalin patlaması yaşadığım halde sakin olmaya ve yanlış bir hareket yapmamaya çalışıyordum. 3 metre genişliğindeki iskelenin 2 köşesinden açığa uzanan tonoz zincirleri olmasa bu kadar kalın takım kullanmak zorunda kalmaz ve daha az heyecanlanırdım. Balık aşağı bastıkça misina parmaklarımı yakarcasına kayıyor, zincire sürtünüp kopacak diye ödüm kopuyordu. Heyecan dolu bir mücadelenin ardından nihayet balık pes edip yüzeye çıkınca çabucak kepçeleyip dışarı aldık. İlkinden daha iri olan gecenin ikinci balığıyla da birbirinden güzel kareler çektirip ava kaldığımız yerden devam ettik.
Gece yarısından önce yola çıkacağımızdan ikinci balıktan sonra olta atmak için yarım saatimiz kalmıştı. Bu süre içinde ikimiz de birer vuruş alıp 2 yakışıklı baltabaş karagözü kepçelemeyi başardık. Son ana kadar balık alamayan Yasin'in yakaladığı balık sevincimizi katlamış, her ikimiz de avımızı mutlu bir şekilde tamamlamıştık. İstanbul'dan ayrılırken evime kavuşacağım için mutlu ama Marmara'nın baltabaşlarına veda ettiğim için biraz hüzünlüydüm. Kim bilir ben bu satırları yazarken ve siz okurken, Marmara'nın yeşil sularında ne büyük, ne heybetli, ne kalabalık baltabaş karagöz sürüleri dolaşıyor. Bir sonraki buluşmamıza kadar hayal kurması bile güzel...
12 Nisan 2016 Salı
8 Nisan 2016 Cuma
Sahalara Dönüş
Uzun zamandır bloga yazı yazmadığımın farkındaydım ancak bugün en son yazımı ne zaman yazdığıma bakana kadar aradan bu kadar zaman geçtiğinin farkında değildim. 20 Kasım 2014 tarihindeki "Lüfer Bayramı" yazımdan bu yana tam tamına 505 gün geçmiş. Bunca süredir bloga katkıda bulunamamamın elbette tembellik dışında birçok nedeni var. Bunlardan teker teker bahsedip, sizi çok da ilginizi çekmeyecek özel hayatımın detaylarına boğmak istemiyorum. Ancak hayatımdaki tüm bu devinimlerin yansımasını "daha az zaman, daha az balık" şeklinde özetleyebilirim.
Balık ve deniz öylesine tutkular ki, her ne kadar onlardan uzak da olsanız, aklınızın köşesinde onlarsız bir gün geçirmiyorsunuz. Aylardır elinize balık pulu değmese de, en olmadık toplantının orta yerinde aklınıza düşüveriyor balığın sudan çıkmadan hemen önceki parıltısı. Gün geliyor, haftalar, aylar sonraki balığa çıkma ihtimalinizi iple çeker oluyorsunuz. Ancak pek çok zanaat gibi balıkçılık da nankör bir uğraş. Arayı uzun tuttuğunuzda elinizin mayası bozuluyor. Atışlarınız yakın düşüyor, verdiğiniz aksiyonlardaki ince detaylar kayboluyor ve sonuç, kavuşmayı beklediğiniz hayal hüsran ile bitiyor. Geçtiğimiz yılın özeti buydu benim için. Birkaç hatrı sayılabilecek av haricinde sezonu tamamen boş geçirdim. Yine de yazıya biraz renk katmak adına geçen sezona ait birkaç fotografı paylaşmak istiyorum:
Bugünlerde havaların ısınması ve günlerin uzamasıyla içimdeki kurt tekrar hareketlenmeye başladı. Zamanım kısıtlı olduğu için evimin yakınından yemeklik avların peşinde koşuyorum. Hoş, henüz bir sonuç alabildiğim yok ancak oltama gelen iki üç istavritin tıkırtısı bile kalbimin telini titreştirmeye yetiyor. Umarım gelecek sezon benim için burada anlatılacak hikayelerin daha çok olduğu bir sezon olur.
Sevgiyle kalın.
2 Nisan 2016 Cumartesi
Önsöz
Uzun, uzun yıllar önce, güneşin altında dolaşmaktan ensesi kapkara olmuş, üstü başı kir pas, dizleri yara bere içinde, deniz sevdalısı, kara kuru bir çocuk vardı. Deniz ve balıkları o kadar severdi ki, babası kızdığı halde gizli gizli deniz kenarına iner, oltacı tezgahlarının arkasında bulduğu dolaşmış misinaları dişleriyle keser, birbirine bağlar, dolaşmış çaparilerden ayıkladığı iğne ve küçük bir taş parçasını da ilave edip doğru iskelenin yolunu tutardı. İskeleden ayaklarını sarkıtıp, babasının işten gelme vaktine kadar bir dünya kaya balığı yakalar ve mahallenin kedilerine ziyafet çekerdi. Denizle iç içe olduğu, balık tuttuğu sürece mutluydu.
Bir gün yine oltacı Rıza abinin tezgahının arkasından toplayıp birleştirdiği misina parçalarının ucuna iğnesini bağlamış, sabırsızlıkla iskeleye doğru yürürken bir yandan da dişiyle iğne düğümünden sarkan misina fazlalığını kesmeye çalışıyordu. O kadar sabırsızdı ki, her yeri düğümlerle dolu 10 metrelik misinasını tahta parçasına sarmayı bile bekleyememişti. O yürürken arkasından sarkan misinanın düğümlerinden biri, ya bir yere takıldı ya da birisi misinanın üstüne bastı, o kısımdan emin değildi ama tam iğne düğümünün fazlalığını dişiyle keseceği sırada iğne dudağına saplanmıştı. Panik halinde iğneyi çıkarmaya çalıştı ama başaramadı. İğnenin tırnağı o kadar derin girmişti ki ne kadar uğraşırsa uğraşsın iğne çıkmıyordu. İğneyi sağa sola çekiştirdikçe canı daha çok yanıyor, dudağından kanlar damlıyordu. Korkudan ağlamaya başladı. Yakaladığı onca balık için Allah tarafından cezalandırıldığını düşündü. Ağlaya ağlaya bir daha balık tutmayacağına yeminler etti ve sonunda canının acısına aldırış etmeden, sertçe asılarak iğneyi dudağından çıkardı.
O uğursuz oltayı olduğu yere bırakıp koşarak evine gitti. Olan biteni kimseye anlatmama kararı almıştı. Yaz tatilinde olduğu halde yemin ettiği için günlerce balık tutmadı. Sonunda dayanamayarak başından geçenleri annesine anlatıp "Ben ne yapacağım şimdi, bir daha hiç balık tutamayacak mıyım?" diye sordu. Annesi her zamanki gibi onu düştüğü zor durumdan kurtaracak bir yol buldu ve "Oğlum, çocukların yemini kabul olmaz ki." dedi. O an dünyalar onun oldu. Mutluluktan havalara uçacak gibiydi. Annesine sarılıp doyasıya öptü ve evden fırladığı gibi denize koştu. İşte o çocuk, yıllar sonra bugün, ikinci kitabını yayınlamanın mutluluğunu yaşıyor. Aradan geçen yıllar boyunca deniz ve balık sevdası katlanarak büyüdü. 9 yaşında yakaladığı kaya balığına nasıl heyecanlanıyorsa bugün yakaladığı her balıkta aynı heyecanı yaşamaya devam ediyor. Şu satırları yazarken bile ertesi sabah, gün doğmadan başlayacağı av için heyecan duyuyor. Ve yine sizi uyarıyor; Böyle bir hayatı hayal etmiyorsanız bu kitabın kapağını kapatın ve bir daha asla açmayın.
Yasal Uyarı: Balık tutmak bağımlılık yapar!
Bir gün yine oltacı Rıza abinin tezgahının arkasından toplayıp birleştirdiği misina parçalarının ucuna iğnesini bağlamış, sabırsızlıkla iskeleye doğru yürürken bir yandan da dişiyle iğne düğümünden sarkan misina fazlalığını kesmeye çalışıyordu. O kadar sabırsızdı ki, her yeri düğümlerle dolu 10 metrelik misinasını tahta parçasına sarmayı bile bekleyememişti. O yürürken arkasından sarkan misinanın düğümlerinden biri, ya bir yere takıldı ya da birisi misinanın üstüne bastı, o kısımdan emin değildi ama tam iğne düğümünün fazlalığını dişiyle keseceği sırada iğne dudağına saplanmıştı. Panik halinde iğneyi çıkarmaya çalıştı ama başaramadı. İğnenin tırnağı o kadar derin girmişti ki ne kadar uğraşırsa uğraşsın iğne çıkmıyordu. İğneyi sağa sola çekiştirdikçe canı daha çok yanıyor, dudağından kanlar damlıyordu. Korkudan ağlamaya başladı. Yakaladığı onca balık için Allah tarafından cezalandırıldığını düşündü. Ağlaya ağlaya bir daha balık tutmayacağına yeminler etti ve sonunda canının acısına aldırış etmeden, sertçe asılarak iğneyi dudağından çıkardı.
O uğursuz oltayı olduğu yere bırakıp koşarak evine gitti. Olan biteni kimseye anlatmama kararı almıştı. Yaz tatilinde olduğu halde yemin ettiği için günlerce balık tutmadı. Sonunda dayanamayarak başından geçenleri annesine anlatıp "Ben ne yapacağım şimdi, bir daha hiç balık tutamayacak mıyım?" diye sordu. Annesi her zamanki gibi onu düştüğü zor durumdan kurtaracak bir yol buldu ve "Oğlum, çocukların yemini kabul olmaz ki." dedi. O an dünyalar onun oldu. Mutluluktan havalara uçacak gibiydi. Annesine sarılıp doyasıya öptü ve evden fırladığı gibi denize koştu. İşte o çocuk, yıllar sonra bugün, ikinci kitabını yayınlamanın mutluluğunu yaşıyor. Aradan geçen yıllar boyunca deniz ve balık sevdası katlanarak büyüdü. 9 yaşında yakaladığı kaya balığına nasıl heyecanlanıyorsa bugün yakaladığı her balıkta aynı heyecanı yaşamaya devam ediyor. Şu satırları yazarken bile ertesi sabah, gün doğmadan başlayacağı av için heyecan duyuyor. Ve yine sizi uyarıyor; Böyle bir hayatı hayal etmiyorsanız bu kitabın kapağını kapatın ve bir daha asla açmayın.
Yasal Uyarı: Balık tutmak bağımlılık yapar!
29 Mart 2016 Salı
At-çek Disiplinlerinde Kamış, Makine ve Misina Seçimi
Balık yakalamak elbette keyiflidir ama doğru malzemeyle balık yakalamanın keyfi bambaşkadır. Doğru malzemeyle avlanmak av keyfini her yönden katladığı gibi avın verimini de önemli ölçüde arttırır. Özellikle, avcının sürekli takımıyla birlikte hareket halinde olduğu at-çek disiplinlerinde malzeme seçimi çok daha önemlidir. At-çek disiplinleri için kamış, makine ve misina seçimi yapılırken, kullanılacak yapay yemin tipi, ağırlığı, yeme verilecek aksiyon şekli, mera tipi, hedeflenen balığın boyut ve özellikleri gibi birçok faktörü göz önünde bulundurmak gerekir. Karmaşık bir iş gibi görünse de bazı önemli noktalar bilindikten sonra malzeme seçimi son derece kolaydır.
At-çek disiplinlerinde kullanılan kamış, makine ve misina seçimlerini kapsamlı bir şekilde inceleyebilmek için öncelikle at-çek disiplinlerinin sınıflandırılması gerekir. Bu sınıflandırma çok farklı şekillerde yapılabilse de en anlaşılır olanı at-çek takımlarının ağırlıklarına göre yapılan sınıflandırma şeklidir. Ülkemizde olta balıkçılığı terminolojisi çok fazla gelişmediği için genellikle birçok disiplin, aksiyon ve yem tipi için tüm dünyada kabul görmüş İngilizce terimler kullanılmaktadır. Bu kapsamlı yazıyı yazma düşüncesi kafamda oluştuktan sonra ihtiyaç duyduğum bilgi desteğini kimden alacağımı çok iyi biliyordum. Dünya çapında uygulanan tüm balıkçılık disiplinlerini tecrübe etmiş, dünyanın farklı kıtalarında bazıları rekor sayılabilecek çok ciddi ebatlarda balık avlarına imza atmış, gerek teknik, gerek tür bilgisi yönünden aşırı donanımlı, el becerisi mükemmel gelişmiş, bilge, mütevazi ve gerçek bir üstad olan Berk G. İpek bu işi bana anlatabilecek yegane kişiydi. Anlattıklarımı abartılı bulabilirsiniz ama bu cümleler onun bilgi ve becerilerini anlatmanın yanından bile geçemez. Ona ne zaman soru sorsam beni aradığım bilginin katbekat fazlasıyla, hayal bile edemeyeceğim ince detaylarla cevapladı. Çoğu zaman sorularımızı cevaplarken verdiği bilimsel detaylar ve örnekler karşısında hayretler içinde kalıyor, nasıl bu kadar çok şey bildiğine tekrar tekrar şaşırıyoruz. Onu tanıyan yabancı avcıların ona "Berk The Legend" yani "Efsane Berk" demelerini artık daha iyi anlıyorum. Sağ olsun her zamanki gibi bu yazı için yardım talebimi de geri çevirmedi. 3.5 saat boyunca o anlattı, ben hiç bir ayrıntıyı kaçırmamak için parmak kaslarım ağrıya ağrıya not aldım. Sonuçta ortaya bu kapsamlı ve çok değerli yazı çıktı.
Çok Hafif At-Çek Avcılığı ( LRF ( Light Rock Fishing ) ve Ultra Light Spinning )
Bu disiplinler her çeşit yapay yemin minyatür boyda olanlarıyla uygulanan, at-çek avcılığının en hafif sınıflarıdır. Kullanılan yem tiplerinin büyük bir yüzdesini silikon/jighead kombinasyonları oluşturduğundan bu disiplinlerde kullanılan kamışların seçiminde silikon yemlerle uyumlu olma gerekliliği göz ardı edilmemeli ve uç hassasiyeti yüksek olan kamışlar seçilmelidir. Çok hafif at-çek kamışlarında "solid" ve "tubular" olmak üzere iki farklı uç tipi bulunur. Kırılganlığı düşük ve esneme kabiliyeti fazla olan solid uçlar, silikon/jighead kombinasyonları için daha uygundur. Genellikle karbon materyalden mamul olan tubular uçlar ise daha çok sert aksiyon gerektiren metal yemler ve maket balıklar için uygundur. UL at-çek kamışları için atış gramaj aralıkları 0-10 g, 1-11 g, 3-12 g vb. iken LRF disiplininde 0.5-7 g gibi daha detaylandırılmış kamışlar kullanılır. Alabalıktan tatlı su kefaline, zarganadan levreğe kadar geniş bir kullanım alanına sahip olan UL at-çek kamışları için ideal boy aralığı 180-270 cm, LRF kamışları içinse 180-230 cm'dir. Kamış hakimiyetinin bilek hareketiyle sağlanması amacıyla LRF kamışları çoğunlukla kısa saplıdır. UL at-çek kamışlarında ise sap nispeten uzun ve reaksiyon hızına yardım amacıyla alt üçte birlik kısım daha ağır yapıdadır.
LRF disiplininde 500, 1000, 1500 ve 2000 kalibrelik makineler kullanılır. Bobinaj materyali olarak naylon misinalar yerine ince süper örgüler kullanılacaksa atış esnasında karışmaları önlemek için sıralı sarım yapan kaliteli makineler kullanılması zaruridir. Sarım hızı gerekmediği sürece 5.1, 5.3 gibi düşük devirli makineler tercih edilir. Daha hızlı avların hedeflendiği UL at-çek disiplini içinse 1500-2500 kalibre ve 5.7, 6.1 gibi yüksek devirli makineler daha uygundur.
LRF makinelerinde bobinaj materyali olarak mono ( Monoflament ) veya FC ( Fluorocarbon ) misinalar kullanılacaksa, 0.10-0.16 mm, büyük avlar hedefleniyorsa 0.18 mm'ye kadar kalınlıklar seçilmelidir. Vuruş hassasiyeti ve yem üzerinde tam kontrol içinse spectra ipler ve süper örgüler kullanılmalıdır. Görünmezlik, şok absorbasyonu ve sürtünme direnci için bu iplerin önlerine uygun kalınlıkta mono veya FC avcı beden misinaları ( leader ) eklemek avın verimini arttıracaktır. Spectra ipler/süper örgüler ve avcı beden misinaları için kalınlık tercihleri; "0.04/0.16 mm", "0.06/0.16-0.18 mm", "0.10 mm/0.18 mm ve üzeri" vb. olmalıdır. UL at-çek takımları için hedef balıkların büyüklüğüne göre bu ölçüler %15 arttırılabilir.
Hafif At-Çek Avcılığı ( Light Spinning )
Bu disiplin, çok ağır olmayan metal kaşıklar, jigler ve türevleri, silikon yemlerin orta sınıf altı boyları ve sert maket yemlerin 6-11 cm aralığında olanlarını kapsayan at-çek sınıfıdır. Levrekten lüfere, tatlı su levreğinden turnaya, kullanım alanı en geniş olan disiplinlerden biridir. Hafif at-çek kamışları, genellikle orta sertlikte ( moderate fast ) ve yumuşak kamışlardır. Hafif yapay yemlerin uzak mesafelere düzgün ulaşımı ve sorunsuz ip sağımı için en üstün kılavuz halkalarla donatılmışlardır. Genellikle 2-4 kg ölü ağırlık mukavemetine sahip olsalar da dinamik kullanımda 6 kg’ye kadar dayanım gösterebilirler. Uzun süreli avlara uyumlu olabilmeleri için en ergonomik şekilde üretilmişlerdir. Firmalar Hafif at-çek kamışları için 5-15 g, 5-25 g, 7-23 g, 7-28g gibi farklı atış gramaj aralıkları verebilir. Bu disiplin için ideal kamış boyu ise 240-270 cm ve hatta 300 cm aralığındadır.
Bu disiplin, kıyı ya da tekne bazlı, yapay yemlerin kamış ve makine vasıtasıyla atılıp çekilmesi suretiyle yapılan avcılığın en ağır ikincil tipidir. Genellikle kalın kullanılan ekipman ile uzun atışlar sağlayabilecek ve büyük avların ilgisini çekebilecek boyda yemler ile uygulanır. Yüzey balıkçılığı ( Top Water Fishing ), Shore Jigging ve ağır sert sahte balıkçılığının yanı sıra büyük silikon yemlerle yapılan at-çek avcılığını da kapsar. Bu disiplin için genel hedef türler; akya, sarı kuyruk, yazılı orkinos, baraküda, lahoz, orfoz, lambuka, kofana, sinarit, sarı ağız ve iri levrek gibi büyük balıklardır. Bu av disiplininde, aşırı güçte büyük av baskılarına karşı durabilecek kuvveti sağlamak ve av esnasında kullanılan yemlerin ağırlıklarını efektif şekilde idare edebilmek amacıyla dizayn edilen ekipmanlar seçilmelidir. 40-100 g aralığındaki sert yapay yemler, 60-120 g aralığındaki metal jigler, 40-100 g aralığındaki silikon yemler ve kombinasyonları bu disiplinde kullanılan yem tiplerinden bazılarıdır.
Ağır siklet at-çek avcılığında, avlak konum ve koşulları, balık cüsseleri ve karaya ya da tekneye çıkarılacağı koşullar kamış seçiminde önemli rol oynar. Kısaca, herhangi bir deniz taşıtı üzerinden yapılacaksa kamışların daha kısa olacağını, kayalık, iskele ve mendirek gibi mahallerde minimum 270-300 cm aralığındaki kamışların avın idaresine yardımcı olacağını söyleyebiliriz. Dünya çapında yaygın olarak uygulandığından, muhtelif markaların farklı model ve özellikteki ağır siklet at-çek kamışları pazarda mevcuttur. Genel bilgilendirme olarak, tekne avları için 165-220 cm, kıyı avları içinse 270-330 cm boy aralığında, ortalama 25-40 lb direnç mukavemetine sahip, 60-120g, 80-150g, 100-200g atış gramaj aralıklarında geniş bir ürün yelpazesinden bahsedebiliriz.
Ağır siklet at-çek makineleri için en önemli seçim kriteri, avı durduracak ana özellik olan kalama ( drag ) gücüdür. Bu iş için minimum 11-15 kg ve üzeri drag gücüne ve kuvvetlendirilmiş dişli mekanizmasına sahip, kılavuz teli ve ana aksamı mümkün mertebe en kuvvetli makineler seçilmelidir. Devir oranı kullanılacak yemlere ve av koşullarına göre seçilir. Silikon ve yüzen yemler ( swimbait ) için düşük sarım devirli, diğer uygulamalar içinse yüksek devirli makineler tercih edilir. Bu disiplinde büyük avları yorabilmek için metraj önemli olduğundan 5500-6500 ve av cüssesine göre daha büyük ebatlarda makineler kullanılabilir. Büyük avların gücüne karşı durabilecek naylon misinalar metraja imkan tanımayacağından ve atış mesafesini düşüreceğinden bu disiplinde aşınma dayanım gücü ve çeker verileri yüksek süper örgü ipler kullanılması gerekmektedir. 2.5-4 PE ya da 0.30-0.45 mm aralığındaki ipler uygun olacaktır. Bu disiplinde avcı beden ( leader ) kullanımı da zaruridir. Mücadele esnasında meydana gelen ani şoklar, avın dişleri ve vücudunun diğer bölümlerine olan temas, kaya gibi keskin yüzeylere sürtünmeler, örgü ipler için hiç uygun dayanım koşulları değildir. Avcı beden materyalleri FC ya da nylon polymer bazlı misinalardan olabildiğince saydam seçilmelidir. Çoğu avcı bu iş için sürtünme ve diş temaslarına karşı dayanım gücü yüksek olan sert misinaları tercih eder. Bu esaslar baz alınarak avcı beden için 0.50-0.70 mm aralığı ideal ölçüler olarak söylenebilir. Ağır siklet at-çek avcılığı için sağlam bir kepçe veya kakıç unutulmaması gereken iki önemli araçtır. Karaya alınan balığı zapt etmek için kullanılacak bir çift sağlam eldiven de oldukça fayda sağlayacaktır.
Extreme Spinning
Dünya çapında dev boyutlardaki egzotik türler için uygulanan ve ülkemizde sadece orkinos, sarı kuyruk gibi türlerin büyük bireyleriyle sınırlı olan extreme at-çek avcılığı, segmentin en tepe noktasıdır. Ülkemizde bu disiplini uygulayan kişi sayısı birkaç kişiden ibaret olup malzeme tedariği konusunda ciddi sıkıntılar çekilmektedir. Ayrıca tecrübeli rehberler eşliğinde yapılmadığı taktirde ciddi riskler içeren bu disiplinle ilgili bilgi paylaşımı ve yönlendirmenin henüz doğru olmayacağı kanaatindeyiz.
At-çek disiplinlerinde kullanılan kamış, makine ve misina seçimlerini kapsamlı bir şekilde inceleyebilmek için öncelikle at-çek disiplinlerinin sınıflandırılması gerekir. Bu sınıflandırma çok farklı şekillerde yapılabilse de en anlaşılır olanı at-çek takımlarının ağırlıklarına göre yapılan sınıflandırma şeklidir. Ülkemizde olta balıkçılığı terminolojisi çok fazla gelişmediği için genellikle birçok disiplin, aksiyon ve yem tipi için tüm dünyada kabul görmüş İngilizce terimler kullanılmaktadır. Bu kapsamlı yazıyı yazma düşüncesi kafamda oluştuktan sonra ihtiyaç duyduğum bilgi desteğini kimden alacağımı çok iyi biliyordum. Dünya çapında uygulanan tüm balıkçılık disiplinlerini tecrübe etmiş, dünyanın farklı kıtalarında bazıları rekor sayılabilecek çok ciddi ebatlarda balık avlarına imza atmış, gerek teknik, gerek tür bilgisi yönünden aşırı donanımlı, el becerisi mükemmel gelişmiş, bilge, mütevazi ve gerçek bir üstad olan Berk G. İpek bu işi bana anlatabilecek yegane kişiydi. Anlattıklarımı abartılı bulabilirsiniz ama bu cümleler onun bilgi ve becerilerini anlatmanın yanından bile geçemez. Ona ne zaman soru sorsam beni aradığım bilginin katbekat fazlasıyla, hayal bile edemeyeceğim ince detaylarla cevapladı. Çoğu zaman sorularımızı cevaplarken verdiği bilimsel detaylar ve örnekler karşısında hayretler içinde kalıyor, nasıl bu kadar çok şey bildiğine tekrar tekrar şaşırıyoruz. Onu tanıyan yabancı avcıların ona "Berk The Legend" yani "Efsane Berk" demelerini artık daha iyi anlıyorum. Sağ olsun her zamanki gibi bu yazı için yardım talebimi de geri çevirmedi. 3.5 saat boyunca o anlattı, ben hiç bir ayrıntıyı kaçırmamak için parmak kaslarım ağrıya ağrıya not aldım. Sonuçta ortaya bu kapsamlı ve çok değerli yazı çıktı.
Çok Hafif At-Çek Avcılığı ( LRF ( Light Rock Fishing ) ve Ultra Light Spinning )
Bu disiplinler her çeşit yapay yemin minyatür boyda olanlarıyla uygulanan, at-çek avcılığının en hafif sınıflarıdır. Kullanılan yem tiplerinin büyük bir yüzdesini silikon/jighead kombinasyonları oluşturduğundan bu disiplinlerde kullanılan kamışların seçiminde silikon yemlerle uyumlu olma gerekliliği göz ardı edilmemeli ve uç hassasiyeti yüksek olan kamışlar seçilmelidir. Çok hafif at-çek kamışlarında "solid" ve "tubular" olmak üzere iki farklı uç tipi bulunur. Kırılganlığı düşük ve esneme kabiliyeti fazla olan solid uçlar, silikon/jighead kombinasyonları için daha uygundur. Genellikle karbon materyalden mamul olan tubular uçlar ise daha çok sert aksiyon gerektiren metal yemler ve maket balıklar için uygundur. UL at-çek kamışları için atış gramaj aralıkları 0-10 g, 1-11 g, 3-12 g vb. iken LRF disiplininde 0.5-7 g gibi daha detaylandırılmış kamışlar kullanılır. Alabalıktan tatlı su kefaline, zarganadan levreğe kadar geniş bir kullanım alanına sahip olan UL at-çek kamışları için ideal boy aralığı 180-270 cm, LRF kamışları içinse 180-230 cm'dir. Kamış hakimiyetinin bilek hareketiyle sağlanması amacıyla LRF kamışları çoğunlukla kısa saplıdır. UL at-çek kamışlarında ise sap nispeten uzun ve reaksiyon hızına yardım amacıyla alt üçte birlik kısım daha ağır yapıdadır.
LRF disiplininde 500, 1000, 1500 ve 2000 kalibrelik makineler kullanılır. Bobinaj materyali olarak naylon misinalar yerine ince süper örgüler kullanılacaksa atış esnasında karışmaları önlemek için sıralı sarım yapan kaliteli makineler kullanılması zaruridir. Sarım hızı gerekmediği sürece 5.1, 5.3 gibi düşük devirli makineler tercih edilir. Daha hızlı avların hedeflendiği UL at-çek disiplini içinse 1500-2500 kalibre ve 5.7, 6.1 gibi yüksek devirli makineler daha uygundur.
LRF makinelerinde bobinaj materyali olarak mono ( Monoflament ) veya FC ( Fluorocarbon ) misinalar kullanılacaksa, 0.10-0.16 mm, büyük avlar hedefleniyorsa 0.18 mm'ye kadar kalınlıklar seçilmelidir. Vuruş hassasiyeti ve yem üzerinde tam kontrol içinse spectra ipler ve süper örgüler kullanılmalıdır. Görünmezlik, şok absorbasyonu ve sürtünme direnci için bu iplerin önlerine uygun kalınlıkta mono veya FC avcı beden misinaları ( leader ) eklemek avın verimini arttıracaktır. Spectra ipler/süper örgüler ve avcı beden misinaları için kalınlık tercihleri; "0.04/0.16 mm", "0.06/0.16-0.18 mm", "0.10 mm/0.18 mm ve üzeri" vb. olmalıdır. UL at-çek takımları için hedef balıkların büyüklüğüne göre bu ölçüler %15 arttırılabilir.
Hafif At-Çek Avcılığı ( Light Spinning )
Bu disiplin, çok ağır olmayan metal kaşıklar, jigler ve türevleri, silikon yemlerin orta sınıf altı boyları ve sert maket yemlerin 6-11 cm aralığında olanlarını kapsayan at-çek sınıfıdır. Levrekten lüfere, tatlı su levreğinden turnaya, kullanım alanı en geniş olan disiplinlerden biridir. Hafif at-çek kamışları, genellikle orta sertlikte ( moderate fast ) ve yumuşak kamışlardır. Hafif yapay yemlerin uzak mesafelere düzgün ulaşımı ve sorunsuz ip sağımı için en üstün kılavuz halkalarla donatılmışlardır. Genellikle 2-4 kg ölü ağırlık mukavemetine sahip olsalar da dinamik kullanımda 6 kg’ye kadar dayanım gösterebilirler. Uzun süreli avlara uyumlu olabilmeleri için en ergonomik şekilde üretilmişlerdir. Firmalar Hafif at-çek kamışları için 5-15 g, 5-25 g, 7-23 g, 7-28g gibi farklı atış gramaj aralıkları verebilir. Bu disiplin için ideal kamış boyu ise 240-270 cm ve hatta 300 cm aralığındadır.
Hafif at-çek makineleri 2000-3000 kalibre ebatlarında,
yüksek ya da düşük devirli seçilebilir. Av rahatlığı için hafif, devinimi
rahat, sıralı sarım yapan ve drag gücü yüksek makineler seçmek avcının yararına
olacaktır. Bu disiplin için bobinaj materyali olarak mono/FC misinalar
kullanılacaksa 0.20-0.28 mm, süper örgüler kullanılacaksa 1-1.2 PE veya mm çap
bazında 0.12-0.15 mm aralığı yeterli olacaktır.
Orta Siklet At-Çek Avclığı ( Medium Range Spinning )
Bu disiplinle neredeyse tüm balık türlerinin trofe boylarını
avlamak mümkün olduğundan bir nevi ağır siklet at-çek avcılığının deneyim
kazanma basamağıdır. Tüm sert yapay yemler ( Yüzey, batan, dalarlı, sığ
dalarlı, derin dalarlı ), silikon yemlerin 15 cm ve üzerinde olanları, tüm
kaşık ve prizma türevleri , 50 grama kadar jigler ve türevleri bu disiplinin
kapsamına girer. Bu geniş avlanma spectrumu pek çok avcıyı cezp etmiş ve bu
sınıfın neredeyse standart hale gelerek ülkemizde spin avcılığı denince ilk
akla gelen disiplin olmasını sağlamıştır. Genellikle yüksek modül karbon ya da
kompozit karbondan üretilen orta siklet at-çek kamışlarında hafiflik ve
sağlamlık esastır. Her marka farklı formüller uygulayarak daima daha
güçlü kamışlar üretme eğilimindedir. Orta siklet at-çek kamışları genellikle
240-330 cm boy aralığı ve 15-45 g, 20-50 g, 20-60 g gibi atış gramaj
aralıklarında üretilseler de farklı boy ve daha yüksek atış kabiliyetine sahip
bazı kamışlar da bu sınıfa girer. İri avların baskılarını ve atış esnasında
oluşan ani kuvveti karşılamak için kuvvet merkezi konumundaki kullanıcı yönünde
kalan %40’lık kısım, kamışın geneline göre epeyce serttir. Uca doğru doğrusal
incelen %60’lık kısım ise şok absorbasyonu, hassasiyet, atışlarda esneme ve
karşı kuvvet oluşturma konularında maksimum verimliliğe sahiptir. Firmadan firmaya değişkenlik göstermekle birlikte kamış kılavuzları, en sorunsuz akışı sağlayacak şekilde açılandırılmış ve adetlendirilmiş, dayanıklı, paslanmaz malzemeden, özel üretim kılavuzlardır. Kısacası orta siklet at-çek kamışları, sert şartlar, uzun süreli avlanma, büyük avlara mukavemet ve farklı yemlerin en uzak mesafelere savrulması esas alınarak üretilmiştir.
Makine devri seçiminde hedef balığın avlanma karakteri göz önünde bulundurulmalı, örneğin; levrek, turna vb. nispeten yavaş balıklar için düşük, lüfer, baraküda, orkinos vb. hızlı balıklar için yüksek devirli makineler seçilmelidir. Diğer tekniklerden farklı olarak günümüz avcıları bu disiplinde %80 gibi bir oranla süper örgü ipler kullanmayı tercih ettiğinden, makinenin bobinaj kafasının ve sarım diziliminin buna uygun olması, mümkünse su geçirmez merkez dinamiğine sahip olması ve kalama ( drag ) gücünün yüksek olması önemlidir. Orta siklet at-çek avcılığı için 3000-5500 ebatlarında ve üst segment makineler tercih edilmelidir. Bobinaj materyali olarak mono/FC için 0.28-0.40 mm, süper örgüler içinse 1.5-2 PE ya da 0.15-0.28 mm aralıkları tercih edilebilir.
Ağır Siklet At-Çek Avcılığı ( Heavy Duty/Heavy Spinning )
Ağır Siklet At-Çek Avcılığı ( Heavy Duty/Heavy Spinning )
Bu disiplin, kıyı ya da tekne bazlı, yapay yemlerin kamış ve makine vasıtasıyla atılıp çekilmesi suretiyle yapılan avcılığın en ağır ikincil tipidir. Genellikle kalın kullanılan ekipman ile uzun atışlar sağlayabilecek ve büyük avların ilgisini çekebilecek boyda yemler ile uygulanır. Yüzey balıkçılığı ( Top Water Fishing ), Shore Jigging ve ağır sert sahte balıkçılığının yanı sıra büyük silikon yemlerle yapılan at-çek avcılığını da kapsar. Bu disiplin için genel hedef türler; akya, sarı kuyruk, yazılı orkinos, baraküda, lahoz, orfoz, lambuka, kofana, sinarit, sarı ağız ve iri levrek gibi büyük balıklardır. Bu av disiplininde, aşırı güçte büyük av baskılarına karşı durabilecek kuvveti sağlamak ve av esnasında kullanılan yemlerin ağırlıklarını efektif şekilde idare edebilmek amacıyla dizayn edilen ekipmanlar seçilmelidir. 40-100 g aralığındaki sert yapay yemler, 60-120 g aralığındaki metal jigler, 40-100 g aralığındaki silikon yemler ve kombinasyonları bu disiplinde kullanılan yem tiplerinden bazılarıdır.
Ağır siklet at-çek avcılığında, avlak konum ve koşulları, balık cüsseleri ve karaya ya da tekneye çıkarılacağı koşullar kamış seçiminde önemli rol oynar. Kısaca, herhangi bir deniz taşıtı üzerinden yapılacaksa kamışların daha kısa olacağını, kayalık, iskele ve mendirek gibi mahallerde minimum 270-300 cm aralığındaki kamışların avın idaresine yardımcı olacağını söyleyebiliriz. Dünya çapında yaygın olarak uygulandığından, muhtelif markaların farklı model ve özellikteki ağır siklet at-çek kamışları pazarda mevcuttur. Genel bilgilendirme olarak, tekne avları için 165-220 cm, kıyı avları içinse 270-330 cm boy aralığında, ortalama 25-40 lb direnç mukavemetine sahip, 60-120g, 80-150g, 100-200g atış gramaj aralıklarında geniş bir ürün yelpazesinden bahsedebiliriz.
Ağır siklet at-çek makineleri için en önemli seçim kriteri, avı durduracak ana özellik olan kalama ( drag ) gücüdür. Bu iş için minimum 11-15 kg ve üzeri drag gücüne ve kuvvetlendirilmiş dişli mekanizmasına sahip, kılavuz teli ve ana aksamı mümkün mertebe en kuvvetli makineler seçilmelidir. Devir oranı kullanılacak yemlere ve av koşullarına göre seçilir. Silikon ve yüzen yemler ( swimbait ) için düşük sarım devirli, diğer uygulamalar içinse yüksek devirli makineler tercih edilir. Bu disiplinde büyük avları yorabilmek için metraj önemli olduğundan 5500-6500 ve av cüssesine göre daha büyük ebatlarda makineler kullanılabilir. Büyük avların gücüne karşı durabilecek naylon misinalar metraja imkan tanımayacağından ve atış mesafesini düşüreceğinden bu disiplinde aşınma dayanım gücü ve çeker verileri yüksek süper örgü ipler kullanılması gerekmektedir. 2.5-4 PE ya da 0.30-0.45 mm aralığındaki ipler uygun olacaktır. Bu disiplinde avcı beden ( leader ) kullanımı da zaruridir. Mücadele esnasında meydana gelen ani şoklar, avın dişleri ve vücudunun diğer bölümlerine olan temas, kaya gibi keskin yüzeylere sürtünmeler, örgü ipler için hiç uygun dayanım koşulları değildir. Avcı beden materyalleri FC ya da nylon polymer bazlı misinalardan olabildiğince saydam seçilmelidir. Çoğu avcı bu iş için sürtünme ve diş temaslarına karşı dayanım gücü yüksek olan sert misinaları tercih eder. Bu esaslar baz alınarak avcı beden için 0.50-0.70 mm aralığı ideal ölçüler olarak söylenebilir. Ağır siklet at-çek avcılığı için sağlam bir kepçe veya kakıç unutulmaması gereken iki önemli araçtır. Karaya alınan balığı zapt etmek için kullanılacak bir çift sağlam eldiven de oldukça fayda sağlayacaktır.
Extreme Spinning
Dünya çapında dev boyutlardaki egzotik türler için uygulanan ve ülkemizde sadece orkinos, sarı kuyruk gibi türlerin büyük bireyleriyle sınırlı olan extreme at-çek avcılığı, segmentin en tepe noktasıdır. Ülkemizde bu disiplini uygulayan kişi sayısı birkaç kişiden ibaret olup malzeme tedariği konusunda ciddi sıkıntılar çekilmektedir. Ayrıca tecrübeli rehberler eşliğinde yapılmadığı taktirde ciddi riskler içeren bu disiplinle ilgili bilgi paylaşımı ve yönlendirmenin henüz doğru olmayacağı kanaatindeyiz.
24 Şubat 2016 Çarşamba
Marmara'ya Hoş Geldin Bereketi
Antalya'ya taşındığımdan beri ne zaman Marmara bölgesi için kar uyarıları yapılsa hüzünlenirim. İstanbul'dan kar fotoğrafları paylaşılmaya başlandığında ise hüznüm katlanır. Bunun 2 sebebi var. Birincisi, çocukluğumdan beri tutkunu olduğum kara Antalya'da hasret kalışım, diğeri ise geçtiğimiz kış İstanbul ve İzmit Körfezi'nde kar yağarken gerçekleştirdiğim unutulmaz baltabaş karagöz avlarımın hatırası. 2016 senesine İstanbul müthiş bir kar yağışıyla, bense Antalya'da günlük güneşlik bir havada girerken de aynı hüznü yaşadım. "Şimdi İstanbul'da olmak vardı" diye iç geçirdiysem de Antalya'da eşim ve oğlumla geçirdiğim yılbaşı gecesi de çok keyifliyidi. Ne de olsa kış yeni başlıyordu. Ocak ortasından sonra İstanbul'da bulunacağım 1 aylık sürede yeni bir karlı sisteme denk gelme ihtimalim de vardı.
18 ocak akşam üstü Yüksek Lisans mülakat sınavım için otobüsle Çanakkale'den Antalya'ya dönüp 19 ocak akşamı uçakla Antalya'dan İstanbul'a geçtim. Saat 20:00 gibi Sabiha Gökçen Havaalanına indiğimde bir gün önce yağan kardan kalma incecik, beyaz örtü hala yerdeydi. Uzun aradan sonra arabaların üzerinden aldığım karın soğukluğunu hissettiğim an kararımı verdim. Vakit kaybetmeden, kendimi önce Tuzla'da kalacağım misafirhane'ye sonra da yat limanına attım. Yüzer parmak iskelelerin etrafındaki yosunlardan fener ve kepçe yardımıyla 15 dakikalık teke çıkarma işleminden sonra şeytan oltasıyla baltabaş karagöze deneyeceğim iskeleye geçtim. İskeleye çıkmadan önce rıhtım ışıkların altında, 0.31 mm misina ve 3 numara sağlam çapraz bir iğneden oluşan şeytan oltasını canlı, irice bir tekeyle yemledikten sonra ses çıkarmamaya özen göstererek yumuşak adımlarla iskelenin ucuna yürüyüp yemi 5 m ileriye savurdum. Yemin batış hızını yavaşlatmamak için bir miktar misinayı suyun üzerine sağıp beklemeye başladım. Yaklaşık 45 saniye sonra yem 5 m'lik dibe ulaşınca gelecek vuruşun hayalini kurarken beklediğimden çok erken bir vuruşla parmaklarımın arasındaki misina fişekledi. Balık yüzeye yakın vurmuştu. Tasmayı vurup balığın kuvvetini hissedince oltanın ucundakinin sağlam bir levrek olduğunu anladım. Balığın dibe basıp misinayı yüzer iskelenin midye kaplı tonoz zincirlerine kestirmesine müsaade etmemek için fazla kalama vermeden yüzeye çıkarıp kepçenin içine sokmayı başardım. Kepçenin içinde pırıl pırıl pulları ve bütün ihtişamıyla muhteşem bir levrek yatıyordu. 1 yıl aradan sonra uğradığım merada oltamı suyla buluşturduktan saniyeler sonra böyle bir balık yakalamanın mutluluğuyla ava devam ettim.
Uzun süredir merayı yoklayan arkadaşlarımdan 2 aydır balık yakalayabilen olmamıştı. Asıl hedefim olan baltabaş karagözü beklerken ilk atışta yakaladığım bu levrek tesadüf müydü yoksa merada başka balıklar da var mıydı? Birkaç atış sonra yemimi yedirip takip eden atışımda güzel bir karagöz yakalayınca tereddütlerim kayboldu. Merada gerçekten kalabalık bir sürü vardı. Yem dibe iner inmez karagözler vurmaya başlasa da çoğunlukla 650 g civarı olan balıklar iri tekelerimi yutmakta zorlanıyordu. Yemi yutturabilmek için vuruş geldiği zaman misinaya boşluk verip uzun süre beklediğim halde yine de yemin balığın ağzından çıktığı oluyordu. 3 saat boyunca av hız kesmeden devam etti. Yemi yutturamadığım için kaçırdığım balıkların yanında yakaladıklarımdan çok daha iri bir balık da misinayı tonoz zincirine dolayıp koparmayı başardı. 3 saatlik avın sonunda kovamda yakışıklı bir levrek ve 5 karagöz yatıyordu. Limitimi sonuna kadar doldurduğum için balık hala devam ederken, yeterince yemim olduğu halde avı sonlandırıp misafirhanenin yolunu tuttum.
Ertesi akşam Sefa, Abdülkadir ve ben, 3 arkadaş 21:00 gibi, kısa bir teke yakalama faslının ardından aynı meradaki yerimizi aldık. Büyük umutlarla başladığımız avda iri ve canlı bir tekeyle yemlediğim şeytan oltasını iskelenin ucundan önüme sarkıtıp dibe indirir indirmez yakışıklı bir karagözü yukarı çekmeyi başardım. Anlaşılan merada yine güzel bir sürü vardı. Açılışı yaptıktan sonra peş peşe balık almaya devam ettim. 600-700 g'lık birkaç karagözden sonra nihayet çok daha kuvvetli bir balık yapıştı. Misinayı tonoz zincirlerine kestirmemek için boşluk vermeden çekmeye çalışırken balık tüm gücüyle aşağı basıyor, misina parmaklarımı kesiyordu. Nihayet yüzeye çıkarıp kepçelediğim balık geçtiğimiz sene aynı merada çokça yakaladığım iri baltabaşlardan biriydi. Bu balıktan sonra biraz daha keyiflenmiş şekilde ava devam ettim. Şaşırtıcı şekilde kimse balık alamazken ben peş peşe balık çekiyor, yer değiştirip onların balık alamadığı iskeleye geçtiğim halde durum yine değişmiyordu. Birkaç porsiyonluk karagözün ardından ikinci kilo üstü karagözü de tonoz zincirlerine dolamadan çıkarmayı başardım.
Avın başından itibaren neredeyse her atışımda vuruş almış ve hiç balık kaçırmamıştım. Ben hayatımın en şanslı avlarından birini yaşarken, yorucu bir gün geçirmiş olan Sefa talihsiz bir av geçiriyordu. Saat gece yarısını gösterirken tek balıkta kalan Sefa'nın yanına gidip moral vermeye çalıştım. Geçtiğimiz sene birlikte yaptığımız avların bazılarında beni nasıl geride bıraktığını hatırlatıp ava konsantre olmasını istediysem de başarılı olamadım. Sefa'nın yanına gittikten sonraki 2 atışımda 2 güzel karagöz daha yakaladığım halde Sefa'da yine tık yoktu. Bu defa, geçtiğimiz seneki avlarımızdan birinde son atışında yakaladığı 4.5 kg'lik levreği hatırlatıp "Hadi yine güzel bir levrekle avı sonlandır" dedikten sonra iri tekelerle yemlediğimiz oltalarımızı aynı anda salladık. Feleğin cilvesine bakın ki yemlerimiz suya düştükten 30 saniye sonra hareketlenen misina yine benimkiydi. Dipten epey yüksekte vuran balığın levrek olduğuna emindim. Tasmayı vurmamla birlikte fişekleyen balık, önce dibe ve sağ tarafa doğru basıp tonoz zincirinin altından geçtikten sonra sola yüzerek misinamı zincire dolamayı başardı. En korktuğum şey olmuştu Balık tüm gücüyle basarken misinanın midyelere sürtündüğünü hissetmek içimi acıtıyor, birazdan misinayı kesecek olan balıkla nafile bir mücadele veriyordum. Ne olursa olsun pes etmemeye kararlıydım. Gergin misinanın sürtünme direncinin daha düşük olduğunu bildiğim için balık güç uygularken neredeyse misinaya hiç asılmadan sabırla yorulmasını bekledim. Birkaç dakika sonra balık yorulmaya başlayıp sonunda tamamen hareketsiz kalsa da misinam zincirden kurtulmamıştı. Nihayet dikkatli bir şekilde hafif hafif çekerek balığı zincirin etrafından dolaştırmayı başarınca içime büyük bir rahatlama geldi. Mücadele edemeyecek kadar yorulmuş olan balığı kolayca kepçeleyip dışarı aldıktan sonra avı sonlandırdık. 20-21 ocak gecesi toplamda 9 balık kandırdığım bu av da hayatım boyunca unutamayacağım avlar arasındaki yerini aldı.
Ertesi akşam da aynı ekip, aynı merada şeytan oltası ve canlı iri teke ile 3 saat kadar olta attık. Önceki gün kadar bereketli olmasa da 3 kişi toplam 9 porsiyonluk karagözle avımızı sonlandırdık. Sonrasında İstanbul'da kaldığım 1 ay boyunca av yapma fırsatım olmadı. Yoğun iş temposundan arta kalan vakitlerimi eşim, küçük oğlum, annem ve Gölcük'te yaşayan ailemle birlikte geçirdim. Bu süre zarfında ailemize küçücük biri daha katıldı. 02.02.2016 tarihinde, kız kardeşimin Masal Derin adında bir bebeği oldu. Bu durumda ben de ilk defa dayı olmuş oluyorum. Ömrün boyunca tüm güzellikler seninle olsun yeğenim...
18 ocak akşam üstü Yüksek Lisans mülakat sınavım için otobüsle Çanakkale'den Antalya'ya dönüp 19 ocak akşamı uçakla Antalya'dan İstanbul'a geçtim. Saat 20:00 gibi Sabiha Gökçen Havaalanına indiğimde bir gün önce yağan kardan kalma incecik, beyaz örtü hala yerdeydi. Uzun aradan sonra arabaların üzerinden aldığım karın soğukluğunu hissettiğim an kararımı verdim. Vakit kaybetmeden, kendimi önce Tuzla'da kalacağım misafirhane'ye sonra da yat limanına attım. Yüzer parmak iskelelerin etrafındaki yosunlardan fener ve kepçe yardımıyla 15 dakikalık teke çıkarma işleminden sonra şeytan oltasıyla baltabaş karagöze deneyeceğim iskeleye geçtim. İskeleye çıkmadan önce rıhtım ışıkların altında, 0.31 mm misina ve 3 numara sağlam çapraz bir iğneden oluşan şeytan oltasını canlı, irice bir tekeyle yemledikten sonra ses çıkarmamaya özen göstererek yumuşak adımlarla iskelenin ucuna yürüyüp yemi 5 m ileriye savurdum. Yemin batış hızını yavaşlatmamak için bir miktar misinayı suyun üzerine sağıp beklemeye başladım. Yaklaşık 45 saniye sonra yem 5 m'lik dibe ulaşınca gelecek vuruşun hayalini kurarken beklediğimden çok erken bir vuruşla parmaklarımın arasındaki misina fişekledi. Balık yüzeye yakın vurmuştu. Tasmayı vurup balığın kuvvetini hissedince oltanın ucundakinin sağlam bir levrek olduğunu anladım. Balığın dibe basıp misinayı yüzer iskelenin midye kaplı tonoz zincirlerine kestirmesine müsaade etmemek için fazla kalama vermeden yüzeye çıkarıp kepçenin içine sokmayı başardım. Kepçenin içinde pırıl pırıl pulları ve bütün ihtişamıyla muhteşem bir levrek yatıyordu. 1 yıl aradan sonra uğradığım merada oltamı suyla buluşturduktan saniyeler sonra böyle bir balık yakalamanın mutluluğuyla ava devam ettim.
Uzun süredir merayı yoklayan arkadaşlarımdan 2 aydır balık yakalayabilen olmamıştı. Asıl hedefim olan baltabaş karagözü beklerken ilk atışta yakaladığım bu levrek tesadüf müydü yoksa merada başka balıklar da var mıydı? Birkaç atış sonra yemimi yedirip takip eden atışımda güzel bir karagöz yakalayınca tereddütlerim kayboldu. Merada gerçekten kalabalık bir sürü vardı. Yem dibe iner inmez karagözler vurmaya başlasa da çoğunlukla 650 g civarı olan balıklar iri tekelerimi yutmakta zorlanıyordu. Yemi yutturabilmek için vuruş geldiği zaman misinaya boşluk verip uzun süre beklediğim halde yine de yemin balığın ağzından çıktığı oluyordu. 3 saat boyunca av hız kesmeden devam etti. Yemi yutturamadığım için kaçırdığım balıkların yanında yakaladıklarımdan çok daha iri bir balık da misinayı tonoz zincirine dolayıp koparmayı başardı. 3 saatlik avın sonunda kovamda yakışıklı bir levrek ve 5 karagöz yatıyordu. Limitimi sonuna kadar doldurduğum için balık hala devam ederken, yeterince yemim olduğu halde avı sonlandırıp misafirhanenin yolunu tuttum.
Ertesi akşam Sefa, Abdülkadir ve ben, 3 arkadaş 21:00 gibi, kısa bir teke yakalama faslının ardından aynı meradaki yerimizi aldık. Büyük umutlarla başladığımız avda iri ve canlı bir tekeyle yemlediğim şeytan oltasını iskelenin ucundan önüme sarkıtıp dibe indirir indirmez yakışıklı bir karagözü yukarı çekmeyi başardım. Anlaşılan merada yine güzel bir sürü vardı. Açılışı yaptıktan sonra peş peşe balık almaya devam ettim. 600-700 g'lık birkaç karagözden sonra nihayet çok daha kuvvetli bir balık yapıştı. Misinayı tonoz zincirlerine kestirmemek için boşluk vermeden çekmeye çalışırken balık tüm gücüyle aşağı basıyor, misina parmaklarımı kesiyordu. Nihayet yüzeye çıkarıp kepçelediğim balık geçtiğimiz sene aynı merada çokça yakaladığım iri baltabaşlardan biriydi. Bu balıktan sonra biraz daha keyiflenmiş şekilde ava devam ettim. Şaşırtıcı şekilde kimse balık alamazken ben peş peşe balık çekiyor, yer değiştirip onların balık alamadığı iskeleye geçtiğim halde durum yine değişmiyordu. Birkaç porsiyonluk karagözün ardından ikinci kilo üstü karagözü de tonoz zincirlerine dolamadan çıkarmayı başardım.
Avın başından itibaren neredeyse her atışımda vuruş almış ve hiç balık kaçırmamıştım. Ben hayatımın en şanslı avlarından birini yaşarken, yorucu bir gün geçirmiş olan Sefa talihsiz bir av geçiriyordu. Saat gece yarısını gösterirken tek balıkta kalan Sefa'nın yanına gidip moral vermeye çalıştım. Geçtiğimiz sene birlikte yaptığımız avların bazılarında beni nasıl geride bıraktığını hatırlatıp ava konsantre olmasını istediysem de başarılı olamadım. Sefa'nın yanına gittikten sonraki 2 atışımda 2 güzel karagöz daha yakaladığım halde Sefa'da yine tık yoktu. Bu defa, geçtiğimiz seneki avlarımızdan birinde son atışında yakaladığı 4.5 kg'lik levreği hatırlatıp "Hadi yine güzel bir levrekle avı sonlandır" dedikten sonra iri tekelerle yemlediğimiz oltalarımızı aynı anda salladık. Feleğin cilvesine bakın ki yemlerimiz suya düştükten 30 saniye sonra hareketlenen misina yine benimkiydi. Dipten epey yüksekte vuran balığın levrek olduğuna emindim. Tasmayı vurmamla birlikte fişekleyen balık, önce dibe ve sağ tarafa doğru basıp tonoz zincirinin altından geçtikten sonra sola yüzerek misinamı zincire dolamayı başardı. En korktuğum şey olmuştu Balık tüm gücüyle basarken misinanın midyelere sürtündüğünü hissetmek içimi acıtıyor, birazdan misinayı kesecek olan balıkla nafile bir mücadele veriyordum. Ne olursa olsun pes etmemeye kararlıydım. Gergin misinanın sürtünme direncinin daha düşük olduğunu bildiğim için balık güç uygularken neredeyse misinaya hiç asılmadan sabırla yorulmasını bekledim. Birkaç dakika sonra balık yorulmaya başlayıp sonunda tamamen hareketsiz kalsa da misinam zincirden kurtulmamıştı. Nihayet dikkatli bir şekilde hafif hafif çekerek balığı zincirin etrafından dolaştırmayı başarınca içime büyük bir rahatlama geldi. Mücadele edemeyecek kadar yorulmuş olan balığı kolayca kepçeleyip dışarı aldıktan sonra avı sonlandırdık. 20-21 ocak gecesi toplamda 9 balık kandırdığım bu av da hayatım boyunca unutamayacağım avlar arasındaki yerini aldı.
Ertesi akşam da aynı ekip, aynı merada şeytan oltası ve canlı iri teke ile 3 saat kadar olta attık. Önceki gün kadar bereketli olmasa da 3 kişi toplam 9 porsiyonluk karagözle avımızı sonlandırdık. Sonrasında İstanbul'da kaldığım 1 ay boyunca av yapma fırsatım olmadı. Yoğun iş temposundan arta kalan vakitlerimi eşim, küçük oğlum, annem ve Gölcük'te yaşayan ailemle birlikte geçirdim. Bu süre zarfında ailemize küçücük biri daha katıldı. 02.02.2016 tarihinde, kız kardeşimin Masal Derin adında bir bebeği oldu. Bu durumda ben de ilk defa dayı olmuş oluyorum. Ömrün boyunca tüm güzellikler seninle olsun yeğenim...
![]() |
| Aramıza hoş geldin Masal Derin... |
9 Şubat 2016 Salı
Çanakkale Lüferleri
İşim gereği yıl içinde planlı, plansız, uzunlu, kısalı seyahatlerde bulunmam gerekebiliyor. Bu seneki planlı seyahatlerim arasında ocak ayının ikinci haftasından itibaren 1-1.5 ay sürecek olan İstanbul seyahatim de vardı. İstanbul'a geçmeden önce iş icabı 1 günlüğüne de Çanakkale'ye uğrayacaktım. Bu vesileyle gece suyunda küçük bir balık kaçamağı yapmayı düşündüğüm halde meraya yabancı olduğum için bu dönemde balık yakalayabileceğimden pek umutlu değildim. Yine de Çanakkale'ye vardığım 17 ocak akşamı hava karardıktan sonra spor niyetine kısa bir at-çek avı gerçekleştirmeye karar verdim.
O akşam Çanakkale'de müthiş bir lodos fırtınası vardı. Hava tahmin raporları gecenin ilerleyen saatlerinde rüzgarın zaman zaman 50 knot hıza ulaşacağı uyarısında bulunuyordu. Nitekim tahminler doğru çıktı. Rüzgar o kadar kuvvetli esiyordu ki, olta attığım iskelede onlarca ilave halat ve usturmaçayla emniyete alınmış gemiler neredeyse iskeleyi yerinden söküp götürecek gibi sallanıyordu. Zaman zaman iskeleyi bile aşarak kıyıyı döven dev dalgalar zeminde ne varsa kaldırıp suyu çamur rengine bulamıştı. Levreğin sevdiği bir hava olsa da bu şartlar altında ne kadar dayanabileceğimi bilmiyordum. Yakışıklı bir levrek kandırabilme umuduyla 10 cm/10 g'lık, simli beyaz, kurşun kafalı silikon balıkla ava başlayıp iskelenin yan tarafından kıyıya paralel, dalganın kırıldığı yere doğru ilk atışımı gerçekleştirdim. Henüz birkaç kez atıp çekmiştim ki kıyıya 10 m kala hafif bir vuruş geldi. Balık mı vurmuştu yoksa çöpe mi takılmıştı emin değildim ama yem temiz gelmişti. Sonraki atışta aynı şiddette boşa giden bir vuruş daha aldım. Takip eden atışta bir vuruş daha alıp bu sefer bir anlık yakalanıp kurtulan balığın parıltısını gördüm.
O bir anlık parıldama, balığın ne olduğunu tam seçemesem de iri istavrit ya da sarıkanat gibi çok büyük olmayan bir balık olduğunu anlama yetti. Taktik değiştirmek şart olmuştu. Spin takımımı kenara bırakıp, ava LRF takımım ve hafif bir zokaya iliştirilmiş silikon kurtlarla devam etmeye karar verdim. 6 numara kancalı, 2.5 g'lık bir zokaya iliştirdiğim 5 cm'lik slikon kurdu 15 m kadar açığa gönderip diplettikten sonra ağır ağır sarmaya başladım. Çok geçmeden yapışan balık tahmin ettiğim gibi yakışıklı bir istavritti. Yarım saat içinde kah dipten küçük zıplatma hareketleriyle yukarı çekerek, kah 10-15 m açıktan düz sarım yaparak çok sayıda vuruş alıp, kovama 5 istavrit atmayı başardım. Asıl hedefimden şaşmış olsam da böyle bir fırtınada eğlencelik bir şeyler yakalamış olmak bile güzeldi.
Bir yandan LRF takımla istavrit aramaya devam ederken, bir yandan da ucuna 12.5 cm/21 g'lık limon ( sırtı sarı, yanları beyaz, altı turuncu ) renkli, dalan tip maket balık taktığım spin kamışımla dalganın kırıldığı yere atışlar yapmaya devam ediyordum. Bir süre sonra LRF takımımı kenara bırakıp, asıl hedefim olan levrekte yoğunlaşmaya karar verdim. Yarım saat kadar vuruş alamadan atıp çektikten sonra nihayet beklediğim o büyülü vuruş geldi. Yem olduğu yerde mıhlanınca iri bir levrek yakaladığımı düşünüp heyecanlandıysam da balığın ağırlığını hisseder hissetmez yanıldığımı anladım. Oltanın ucundaki olsa olsa yarım kilo civarı bir ispendekti. Birkaç saniyelik mücadeleden sonra balık kendini suyun dışına vurunca kesin kararımı verdim. Hiç hesaba katmadığım yakışıklı bir lüfer yakalamıştım. Kamışın ucunu suya sokup balığın ikinci kez su üstü yapmasına müsaade etmeden tek hamlede iskeleye attım.
O dakikadan sonra av çok heyecanlı bir hal aldı. Meraya güzel bir lüfer sürüsü girmiş olacak ki sonraki atışımda aynı yemle yakışıklı bir lüfer daha aldım. Hedefim levrekten lüfer kaymış, sarım hızımı arttırıp küçük vurdurma aksiyonlarını sıklaştırmıştım. Sonraki 1 saat içinde lüfer sürüleri meraya bir uğradı bir kayboldu. Yemimi takip eden, hamle yapan ve vurup kurtulan birkaç balıktan sonra nihayet 10 cm/10 g'lık kurşun kafalı silikon balıkla yakışıklı bir lüfer daha kandırıp avı sonlandırdım. Ertesi gün Çanakkale'den ayrılmadan önce iki arkadaş, sahildeki balık restoranlarından birinde pişirttiğimiz 5 istavrit ve 3 lüferle ziyafet çektik. İstavritler tavada, lüferler ızgarada nefis oldu...
O akşam Çanakkale'de müthiş bir lodos fırtınası vardı. Hava tahmin raporları gecenin ilerleyen saatlerinde rüzgarın zaman zaman 50 knot hıza ulaşacağı uyarısında bulunuyordu. Nitekim tahminler doğru çıktı. Rüzgar o kadar kuvvetli esiyordu ki, olta attığım iskelede onlarca ilave halat ve usturmaçayla emniyete alınmış gemiler neredeyse iskeleyi yerinden söküp götürecek gibi sallanıyordu. Zaman zaman iskeleyi bile aşarak kıyıyı döven dev dalgalar zeminde ne varsa kaldırıp suyu çamur rengine bulamıştı. Levreğin sevdiği bir hava olsa da bu şartlar altında ne kadar dayanabileceğimi bilmiyordum. Yakışıklı bir levrek kandırabilme umuduyla 10 cm/10 g'lık, simli beyaz, kurşun kafalı silikon balıkla ava başlayıp iskelenin yan tarafından kıyıya paralel, dalganın kırıldığı yere doğru ilk atışımı gerçekleştirdim. Henüz birkaç kez atıp çekmiştim ki kıyıya 10 m kala hafif bir vuruş geldi. Balık mı vurmuştu yoksa çöpe mi takılmıştı emin değildim ama yem temiz gelmişti. Sonraki atışta aynı şiddette boşa giden bir vuruş daha aldım. Takip eden atışta bir vuruş daha alıp bu sefer bir anlık yakalanıp kurtulan balığın parıltısını gördüm.
O bir anlık parıldama, balığın ne olduğunu tam seçemesem de iri istavrit ya da sarıkanat gibi çok büyük olmayan bir balık olduğunu anlama yetti. Taktik değiştirmek şart olmuştu. Spin takımımı kenara bırakıp, ava LRF takımım ve hafif bir zokaya iliştirilmiş silikon kurtlarla devam etmeye karar verdim. 6 numara kancalı, 2.5 g'lık bir zokaya iliştirdiğim 5 cm'lik slikon kurdu 15 m kadar açığa gönderip diplettikten sonra ağır ağır sarmaya başladım. Çok geçmeden yapışan balık tahmin ettiğim gibi yakışıklı bir istavritti. Yarım saat içinde kah dipten küçük zıplatma hareketleriyle yukarı çekerek, kah 10-15 m açıktan düz sarım yaparak çok sayıda vuruş alıp, kovama 5 istavrit atmayı başardım. Asıl hedefimden şaşmış olsam da böyle bir fırtınada eğlencelik bir şeyler yakalamış olmak bile güzeldi.
Bir yandan LRF takımla istavrit aramaya devam ederken, bir yandan da ucuna 12.5 cm/21 g'lık limon ( sırtı sarı, yanları beyaz, altı turuncu ) renkli, dalan tip maket balık taktığım spin kamışımla dalganın kırıldığı yere atışlar yapmaya devam ediyordum. Bir süre sonra LRF takımımı kenara bırakıp, asıl hedefim olan levrekte yoğunlaşmaya karar verdim. Yarım saat kadar vuruş alamadan atıp çektikten sonra nihayet beklediğim o büyülü vuruş geldi. Yem olduğu yerde mıhlanınca iri bir levrek yakaladığımı düşünüp heyecanlandıysam da balığın ağırlığını hisseder hissetmez yanıldığımı anladım. Oltanın ucundaki olsa olsa yarım kilo civarı bir ispendekti. Birkaç saniyelik mücadeleden sonra balık kendini suyun dışına vurunca kesin kararımı verdim. Hiç hesaba katmadığım yakışıklı bir lüfer yakalamıştım. Kamışın ucunu suya sokup balığın ikinci kez su üstü yapmasına müsaade etmeden tek hamlede iskeleye attım.
O dakikadan sonra av çok heyecanlı bir hal aldı. Meraya güzel bir lüfer sürüsü girmiş olacak ki sonraki atışımda aynı yemle yakışıklı bir lüfer daha aldım. Hedefim levrekten lüfer kaymış, sarım hızımı arttırıp küçük vurdurma aksiyonlarını sıklaştırmıştım. Sonraki 1 saat içinde lüfer sürüleri meraya bir uğradı bir kayboldu. Yemimi takip eden, hamle yapan ve vurup kurtulan birkaç balıktan sonra nihayet 10 cm/10 g'lık kurşun kafalı silikon balıkla yakışıklı bir lüfer daha kandırıp avı sonlandırdım. Ertesi gün Çanakkale'den ayrılmadan önce iki arkadaş, sahildeki balık restoranlarından birinde pişirttiğimiz 5 istavrit ve 3 lüferle ziyafet çektik. İstavritler tavada, lüferler ızgarada nefis oldu...
5 Şubat 2016 Cuma
2016 Sezon Açılışı
Acısıyla, tatlısıyla bir yılı daha geride bıraktık. Geriye dönüp baktığımda gerek iş, gerek aile, gerekse sosyal yaşantım açısından güzel bir 2015 yılı görüyorum. Büyük kısmını Antalya'da geçirdiğim 2015 yılı, balık avlarım açısından da son derece tatmin edici geçti. Akdeniz'e özgü, yabancısı olduğum birçok balık türünün avında tecrübe kazanıp, hayallerimin avlarını gerçekleştirme fırsatı buldum. Aynı bereketin 2016 yılında da devam etmesini ümit ederek ocak başından itibaren sabah suyu denemelerime kaldığım yerden devam ettim. 2016 yılını LRF takımlarıyla kandırdığım birkaç melanur, yazılı hani, asker balığı ve genç bir plaka gridası ile açtıktan sonra 10 ocak sabahı daha büyük bir şeyler kandırabilmek umuduyla 05:30 gibi soluğu deniz kıyısında aldım.
Hava aydınlanmadan önce ilk olarak kofana merasına uğradım. 20 dakika kadar su üstü ve popper sahtelerle deneyip sonuç alamayınca mendirek kayalıklarının iç kısmında ağır spin takımım ve daha büyük su üstü sahteleriyle kuzuya denemek üzere yer değiştirdim. 15 dakika kadar burada da hareket olmayınca tekrar yer değiştirip bu sefer tral merasında spin takımım ve 28-40 gram arası jiglerle denemeye karar verdim. Tral merasına vardığımda benden önce gelen İsa abim aksiyona çoktan başlayıp ilk tralini kovaya atmıştı. Ben takım hazırlama işiyle uğraşırken ikinci balığı da çıkarınca heyecanım arttı. Merada çok kısa bir süre oyalanıp av veren kalabalık tral sürüsünü kaçırmak istemiyordum. 28 gramlık kırmızı kafalı jigimi suyla buluşturup aksiyona başladığım sırada Tuna ve Burak abilerim de meraya varıp 5'er metre arayla sol tarafımda yerlerini aldılar.
Sağımda olta atan İsa abi ile aramızda, kıyıdan 10 m açığa kadar uzanan sığ bir kayalık olduğu için, 15 m mesafe bırakmıştım. Tral sürüsü İsa abinin biraz sağında yoğunlaşmış olacak ki ilk 10 dakika onun dışında kimse vuruş alamadı. İsa abi 4. tralini kovasına attığında bizim kovalar hala boştu. Umutlarımız tükenmek üzereyken sürü bizim olduğumuz tarafa kayınca eğlenceye biz de dahil olduk. Bu defa biz peş peşe balık alırken İsa abi boşa atıp çekiyordu. İlk iki balığı kıyıya 10 m mesafede aldıktan sonra uzak atışlarla vakit kaybetmeye gerek olmadığına karar verip atış mesafesini kısalttım. Peş peşe üçüncü atışımda da 30 m mesafeden shore jigging aksiyonlarıyla çektiğim jig yarı mesafeye geldiğinde balık yapıştı. Takımı kıyıdaki kayalara kestirmemek için 0.20 mm ip ve 0.39 mm FC şok misinama güvenip basa bas çekerek balığı dışarı aldım. 3. balıkla kısa bir fotoğraf çektirme faslından sonra ava dönüp bir vuruş daha aldıysam da balık yarı yolda kurtulmayı başardı.
Avı İsa abi 4, Tuna abi 3, Burak abi 2, ben 3 olmak üzere toplam 12 balıkla sonlandırdık. Meraya geç gelen ve sürüye uzak kaldığı için balık alamayan bir abimize de 2 balık verip boş dönmekten kurtardık. 2016 sezonunun ilk ciddi avı olan bu av bir nevi iri tral sezonunun da kapanış avı oldu. Şubat ayı itibariyle iri tral sürüleri merayı terk edecek, yerlerini daha küçük tral sürüleri alacak. Büyükler kadar kuvvetli olmasalar da LRF takımları ve micro jiglerle küçük trallerin avına da doyum olmuyor. Bakalım 2016 senesi bize nasıl sürprizler sunacak...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


































