Son zamanlarda ismi fazlaca zikredilen LRF birçok oltacı gibi benim de dikkatimi çekmiştir. Bunun başlıca sebebi, hassas spin kamışlarla yapılan bir at-çek yöntemi olmasıdır. Denizin yırtıcıları olan Levrek ve lüfer için yaptığım at-çek avcılığının yanında, bu teknik minik bir at-çek teknikçiği olarak elimin altında durabilir miydi? Neden olmasın?
Hafif, küçük, kısa, hassas gibi tabirleri bünyesinde barındıran bu yöntem bana, kocaman denizlerden ziyade, akarsularda ki alabalık avlarını ima etse de denizlerde başarılı avlar yapılabildiğini görmek, bu tekniği alternatif bir av tekniği olarak yanımda bulundurabileceğim anlamına geliyordu. Dedim ya her şeyin en hafifi, en hassası, en küçüğü. Bu tekniğin en can alıcı malzemeleri hiç kuşkusuz sahte yemleriydi. 5 cm’i geçmeyen silikon kurtlar,1,5, 2 ve 3 gram’lık zokalar, küçük jig’ler alabalık avlarından yabancısı olmadığım konulardı. İnternetten tek tıkla kapıma gelen kargomu açınca içinden çıkan özellikle kurtçukların küçüklüğüne epey şaşırdım. Beklediğimden çok küçüktüler. Ne kadar uzağa gidebilirdi ki bu sahte kurtçuklar? Aksiyonu nasıl olacaktı? En önemlisi de bir şeyler yakalayabilecek miydi?
Denizin hafif çırptığı bir gün kafamdaki soru işaretlerinin cevaplarını aramaya gittim. Birkaç noktada atışlarımı yaptım. Sonrasında denizin derinleştiği bir kayalığa çıkıp atışlarıma devam ettim. Elimde ki atarı 2-10 gr. kamışla bu teknik için yeterli olabilecek mesafelere varabildim. Birkaç küçük balığın kurtçuğu takibe alması, hatta içlerinden bir tanesinin son metrede sahteyi alıp kaçma çabası güzel bir heyecan yarattı. Genelde kurtçuğa deniz dibinden yukarı doğru kısa ve sert jerking hareketleriyle aksiyon verdirdim. Bazen de deniz dibinde tek hareketle zıplatarak dibi güzelce taramasını sağladım. Bu anlarda denizin çırpıntısı biraz artmış bende hafif soluma doğru sahtemi atıvermiştim. Arka arkaya sert iki jerking hareketinden sonra batmasına izin verip yeniden aynı hareketi tekrarlıyordum ki bu güzel ve renkli balık kurtçuğu avlayıverdi. Hassas kamışın eğilmesi ile keyifli bir mücadele başladı.
Lrf ile yakaladığım bu ilk balık oltanın ucunda keyifli bir mücadeleyle kayanın dibine geldi ve ben onu ellerime alıverdim. Kırmızı ve mavi renkleri harikaydı. LRF trofesi sayılabilecek irilikteki bu balığı fotoğraflarla geleceğe taşıdım ve onu geri saldım.
Dostlar, özellikle benim gibi at-çek ile balık avlayan oltacılara, bu tekniği -tek bir av yapmış olsam da- kesinlikle tavsiye ediyorum. Balık çeşitliliğinin artacağı ilerleyen günlerde farklı balıkları da yakalayacağıma inanıyorum. Aracınızda her daim bir LRF takımının bulunmasının günü geldiğin de çok işinize yarayacağını düşünüyorum. Rastgele dileklerimle.
Nedim İNAL
12 Mayıs 2014 Pazartesi
29 Nisan 2014 Salı
10 Yıllık Bir Av Öyküsü
Savaş ile dostluğumuz 2004 senesinde, internet ortamında yeni yeni palazlanmaya başlayan balıkçılık forumlarından birisinde (belki de ilkinde) tanışmamızla başladı. Ben o zamanlar üniversite yıllarımın başındaydım, Savaş ise Heybeliada Deniz Lisesi'ni bitirmek üzereydi. Ben henüz Boğaz'da olta atmaya başlamamış, fırsatını bulduğum her haftasonu Karadeniz Ereğli açıklarında lüfer, palamut peşinde koşuyordum. Savaş ise zaman zaman kıyıda dolanırken gördüğü ancak bir türlü tutamadığı devasa levrekleri kandırma planları yapıyordu.
Dile kolay 10 sene... Birçok insanın gerçek hayatta dahi arkadaşlıklarını koruyamadığı bu süre zarfında, Savaş ile kâh yılda bir, kâh gün aşırı görüştük. Ancak en uzak kaldığımız dönemde dahi kopmadık. Zaman birçok dostluğu eritip yok ederken, bizim dostluğumuzu olgunlaştırdı ve güçlendirdi. Ancak çoğu zaman ayrı şehirlerde yaşamamızdan dolayı, tanışmamıza vesile olan ortak tutkumuzu, balık tutmayı, bugüne kadar beraber çok az defa gerçekleştirebildik. Bunların birçoğu da talihsiz bir şekilde verimsiz avlar olarak kayda geçti. Zamanla bu durum ikimizin arasında şakayla karışık benim talihsizliğim olarak espri konusu oldu. Öyle ki Savaş'ın daveti üzerine yüzlerce hatta binlerce kilometre yolu katederek gittiğim, çılgıncasına balık yapan avlaklar benim gitmemle derin bir sessizliğe gömülüyor, ben döndükten sonra tekrar eski haline geliyordu.
Geçtiğimiz Cumartesi günü Savaş ile buluşmaya giderken aklımda yine aynı soru vardı. Acaba tarih tekerrür edecek miydi? Yoksa bu sefer şeytanın bacağını kıracak mıydık? Neredeyse telefonda her gün konuştuğumuz için selamlaşma faslını çok uzun tutmadan, doğrudan avlağa yol aldık. Önceki gün Savaş buradan kısıtlı zamanda güzel bir lüfer ve birkaç azman istavrit almıştı, ancak kendi avları haricinde de güzel haberler aldığını belirtiyordu.
Olta atacağımız yere varmıştık. Avlakta bulunanlara rastgele diyip, kendi düzenlerimizi kurmaya koyulduk. İlk olarak şeytan oltalarımızı hazırladık. 0,20 misina ucuna 5 numara iğneden ibaret takımımızı Savaş'ın çıkarttığı tekeler ile yemleyip suya saldık. Bu esnada etrafımızdakiler bir anda azman istavritleri ardı ardına sudan çıkarmaya başladı. Heyecanla balığın vuracağı anı bekliyordum. Ancak o an nedense bir türlü gelmek bilemedi. Sonra birden bire elimdeki takım hafiften gerildi. Misinanın elimden hafifçe kaymasına izin verdim. Misinanın akışının hızlandığı anda ise tasmayı attım. Ağırlaşan oltayı çekerken en sonunda süregelen şanssızlığımı kırdığımı düşünüyordum. Bulanık suda balık kendini göstermişti ancak balık istavrite pek benzemiyordu. Sudan çıkan balık rengarenk desenleriyle kocaman bir lapindi. Azman istavrit çılgınlığının içerisinde lapin çekme başarımı Savaş'tan gizleyerek tekrar oltamı yemleyip denizle buluşturdum. İkinci balık gecikmedi. Aynı heyecan, aynı hüsranla sonuçlanmıştı. Ardından üçüncü lapin, dördüncü lapin derken nihayet beşinci balıkta irice bir ispari ziyaret etti oltamı. Herkes istavrit tutarken, lapinlerle olan bu yakın ilişkim Savaş'ın da dikkatinden kaçmamıştı. Ancak henüz kendinden yana da bir hareketlilik olmadığı için benimle makara geçemiyordu. Muhtemelen ikimiz de balığın bulunduğu derinliği ayarlayamamıştık.
Derken ilk balık Savaş'ın attığı şamandıralı oltaya geldi. Ben de bir kaç yem kaybetmemin ardından ilk azmanı yakalamıştım. Yıllar önce Ereğli'de midyeyle yakaladığım bu balıkların daha da irilerini tekrar oltanın ucunda hissetmek paha biçilmez bir duyguydu. Tekeler ile yaptığımız bu av hava kararana kadar sürdü. Yine arada oltalarımızı lapinler ve ispariler ziyaret etti. Ancak asıl piyango hemen yanı başımızda avlanan başka bir balıkçıya vurdu. Bu anları anlatmak yerine izletmeyi tercih ediyorum.
Havanın kararmasıyla tekelere vuruşlar zayıfladı. Biz de bunun üzerine LRF avına yöneldik. Daha ilk atışında Savaş güzel bir istavrit aldı. Ben de birkaç atış sonrasında aynı zevki yaşadım. Vuruşlar ardı ardına geliyordu, ancak biz zamanımızı olta atmaktan ziyade fotograf çektirmeye harcıyorduk. Başka avlarda benim birkaç saniyemi ayırarak üstün körü fotografladığım balıkları, Savaş onlarca değişik açıdan en ufak ayrıntıya dahi dikkat ederek ölümsüzleştiriyordu. Savaş'ın birbirinden güzel fotograflarındaki başarısının tesadüf olmadığını, her bir karenin ardında ciddi bir emeğin ve özenli bir çalışmanın olduğunu anlamıştım. Tabi bu esnada fotograflayalım derken kayaların arasına düşürdüğüm(üz) balıkların sayısı da epey fazla oldu. Yarım saat kadar sonra balık yavaşladı, biz de yeterince avlandığımıza kanaat getirerek avımızı noktaladık.
Bu arada yeri gelmişken çoğunuzun merak ettiği, LRF avımızdaki teknik detaylara değinmek istiyorum. Savaş'ın kullandığı kamış Shimano Catana 210 cm 1-11 gram atarlı, benim kullandığım kamış ise Okuma Lure Mania 185 cm 3-12 gram atarlıydı. Bu sayede 3 gramlık jighead'e iliştirdiğimiz Mebaru silikon kurtları rüzgara karşı olmamıza rağmen 10-12 metre kadar ileri savurabildik. Burada yine kritik bir nokta makinalarımıza sarılı misinalardı. Bir yandan bu koca istavritlere dayanabilecek sağlamlıkta, aynı zamanda havada minimum ağırlık ve sürtünmeye yol açacak incelikte 0,17 ve 0,20 mm naylon misinalar kullandık. Bu misinalara hiçbir ek, klips vb kullanmadan doğrudan jigheadlerimizi iliştirdik. Avlandığımız mera oldukça sığ olduğu için yem suya değer değmez makinelerimizi kapatıp yavaşça sarmaya başladık. Bu stilde oltaya neyin geleceği hiçbir zaman belli olmadığından kalamalarımız ani bir darbeyi emebilecek ölçüde açıktı.
Savaş ile 10 yıl önce başlayan dostluğumuz, bugün Balık Günlükleri altında artık bambaşka bir boyuta ulaştı. Bu sayfa altında deneyimlerimizi ve hikayelerimizi sizlere sunabilmek adına Türkiye'nin iki ucu arasında köprü kurmuş vaziyetteyiz. Ben Savaş gibi bir ortağım ve arkadaşım olduğu için kendimi çok şanslı sayıyorum. Umarım ileride beraber avlanma şansını daha fazla yakalar ve size buradan daha nice güzel avlarımızı keyifle aktarırız.
Olta atacağımız yere varmıştık. Avlakta bulunanlara rastgele diyip, kendi düzenlerimizi kurmaya koyulduk. İlk olarak şeytan oltalarımızı hazırladık. 0,20 misina ucuna 5 numara iğneden ibaret takımımızı Savaş'ın çıkarttığı tekeler ile yemleyip suya saldık. Bu esnada etrafımızdakiler bir anda azman istavritleri ardı ardına sudan çıkarmaya başladı. Heyecanla balığın vuracağı anı bekliyordum. Ancak o an nedense bir türlü gelmek bilemedi. Sonra birden bire elimdeki takım hafiften gerildi. Misinanın elimden hafifçe kaymasına izin verdim. Misinanın akışının hızlandığı anda ise tasmayı attım. Ağırlaşan oltayı çekerken en sonunda süregelen şanssızlığımı kırdığımı düşünüyordum. Bulanık suda balık kendini göstermişti ancak balık istavrite pek benzemiyordu. Sudan çıkan balık rengarenk desenleriyle kocaman bir lapindi. Azman istavrit çılgınlığının içerisinde lapin çekme başarımı Savaş'tan gizleyerek tekrar oltamı yemleyip denizle buluşturdum. İkinci balık gecikmedi. Aynı heyecan, aynı hüsranla sonuçlanmıştı. Ardından üçüncü lapin, dördüncü lapin derken nihayet beşinci balıkta irice bir ispari ziyaret etti oltamı. Herkes istavrit tutarken, lapinlerle olan bu yakın ilişkim Savaş'ın da dikkatinden kaçmamıştı. Ancak henüz kendinden yana da bir hareketlilik olmadığı için benimle makara geçemiyordu. Muhtemelen ikimiz de balığın bulunduğu derinliği ayarlayamamıştık.
![]() |
| Lapinle çiftetelli oynarken ben... :) |
Derken ilk balık Savaş'ın attığı şamandıralı oltaya geldi. Ben de bir kaç yem kaybetmemin ardından ilk azmanı yakalamıştım. Yıllar önce Ereğli'de midyeyle yakaladığım bu balıkların daha da irilerini tekrar oltanın ucunda hissetmek paha biçilmez bir duyguydu. Tekeler ile yaptığımız bu av hava kararana kadar sürdü. Yine arada oltalarımızı lapinler ve ispariler ziyaret etti. Ancak asıl piyango hemen yanı başımızda avlanan başka bir balıkçıya vurdu. Bu anları anlatmak yerine izletmeyi tercih ediyorum.
Havanın kararmasıyla tekelere vuruşlar zayıfladı. Biz de bunun üzerine LRF avına yöneldik. Daha ilk atışında Savaş güzel bir istavrit aldı. Ben de birkaç atış sonrasında aynı zevki yaşadım. Vuruşlar ardı ardına geliyordu, ancak biz zamanımızı olta atmaktan ziyade fotograf çektirmeye harcıyorduk. Başka avlarda benim birkaç saniyemi ayırarak üstün körü fotografladığım balıkları, Savaş onlarca değişik açıdan en ufak ayrıntıya dahi dikkat ederek ölümsüzleştiriyordu. Savaş'ın birbirinden güzel fotograflarındaki başarısının tesadüf olmadığını, her bir karenin ardında ciddi bir emeğin ve özenli bir çalışmanın olduğunu anlamıştım. Tabi bu esnada fotograflayalım derken kayaların arasına düşürdüğüm(üz) balıkların sayısı da epey fazla oldu. Yarım saat kadar sonra balık yavaşladı, biz de yeterince avlandığımıza kanaat getirerek avımızı noktaladık.
Bu arada yeri gelmişken çoğunuzun merak ettiği, LRF avımızdaki teknik detaylara değinmek istiyorum. Savaş'ın kullandığı kamış Shimano Catana 210 cm 1-11 gram atarlı, benim kullandığım kamış ise Okuma Lure Mania 185 cm 3-12 gram atarlıydı. Bu sayede 3 gramlık jighead'e iliştirdiğimiz Mebaru silikon kurtları rüzgara karşı olmamıza rağmen 10-12 metre kadar ileri savurabildik. Burada yine kritik bir nokta makinalarımıza sarılı misinalardı. Bir yandan bu koca istavritlere dayanabilecek sağlamlıkta, aynı zamanda havada minimum ağırlık ve sürtünmeye yol açacak incelikte 0,17 ve 0,20 mm naylon misinalar kullandık. Bu misinalara hiçbir ek, klips vb kullanmadan doğrudan jigheadlerimizi iliştirdik. Avlandığımız mera oldukça sığ olduğu için yem suya değer değmez makinelerimizi kapatıp yavaşça sarmaya başladık. Bu stilde oltaya neyin geleceği hiçbir zaman belli olmadığından kalamalarımız ani bir darbeyi emebilecek ölçüde açıktı.
Savaş ile 10 yıl önce başlayan dostluğumuz, bugün Balık Günlükleri altında artık bambaşka bir boyuta ulaştı. Bu sayfa altında deneyimlerimizi ve hikayelerimizi sizlere sunabilmek adına Türkiye'nin iki ucu arasında köprü kurmuş vaziyetteyiz. Ben Savaş gibi bir ortağım ve arkadaşım olduğu için kendimi çok şanslı sayıyorum. Umarım ileride beraber avlanma şansını daha fazla yakalar ve size buradan daha nice güzel avlarımızı keyifle aktarırız.
6 Nisan 2014 Pazar
Bahar Levrekleri
Uzun, soğuk, yağmurlu, karlı Karadeniz kışının ardından baharın gelmesiyle birlikte içimi bir heyecan ve sevinç duygusu sardı. Samsun'a taşındığım 2011 senesinden beri her bahar benzer duygular yaşıyorum. Karadeniz'de, kış mevsiminde kıyıdan olta balıkçılığı için çok fazla alternatif yoktur. Çoğu zaman hava şartları denize açılmaya da müsaade etmez. Belli başlı balık türleri kısmen av vermeye devam etse de bu balıkların peşinden koşmak yorucu ve sabır gerektiren bir iştir. İşlerimin en yoğun olduğu döneme denk gelen 2014 kışında nadiren olta atma fırsatı bulabilmiş, kısacık zaman dilimleriyle sınırlı kalan avlarımda da Ocak başında sırtı yöntemiyle yakaladığım 2 iri levrek dışında çok kayda değer balıklar yakalayamamıştım. 1 Nisan'dan itibaren başladığım turna denemelerim de hüsranla sonuçlandı. Samsun'a bağlı Çarşamba ve Terme ilçelerinde bulunan daracık su kanalları ve ufacık göletlerde yaşam mücadelesi veren turnaların suya elektrik vermek, ağ sermek, gece ışık ve zıpkın kullanmak gibi her türlü yasal olmayan av vasıtası ile katledildiğini acı bir şekilde öğrendim. Bu sebeplerden dolayı da büyük uğraşlar sonucunda yakaladığım turnaların tamamı yavru balıklardan ibaret kaldı.
Turna meralarının vahim durumunu gördükten sonra tekrar levreğe yönelmeye karar verdim. Geçtiğimiz bahar mevsiminde olduğu gibi bu sene de liman içinde canlı karides ile levrek yakalayabileceğimi ümit ediyordum. 5 Nisan cumartesi sabahı tüm konsantrasyonumu akşam üzeri başlayacağım ava verdim. "Balık Günlükleri" Facebook sayfasında geçtiğimiz sene aynı dönemlerde yaptığım bir levrek avının hikayesini paylaşıp şöyle bir not düştüm. "Geçtiğimiz sene 7 Nisan tarihinde yaptığım bereketli bir avın hikayesi. Bu gece yine aynı yerde, aynı yöntemle levreğe deniyor olacağım".
Akşam 17:00 gibi liman içinde kuytu bir yerde bulunan özel teke merama uğrayıp yeteri kadar iri teke yakaladıktan sonra 18:20 gibi olta atacağım meraya vardım. İki oltamın ucunda takılı olan şamandıralı takımlarımı en irilerinden canlı tekelerle yemleyip yaklaşık 20-25 m salladıktan sonra oltaları kayaların arasındaki boşluklara sabitleyip beklemeye başladım. Birden aklıma avlaktan canlı yayın yapma düşüncesi geldi. Telefonumun kamerasıyla, kayaların arasına sabitlediğim oltaların fotoğrafını çekip "Haydi bismillah!" notuyla birlikte facebook'ta paylaştım. Peşinden oltaları sallamadan önce kancaya takılı halde fotoğrafladığım tekenin fotoğrafını paylaşmaya çalışırken oltalardan biri öyle bir eğildi ki neredeyse olta yerinden fırlayacaktı. Hemen oturduğum yerden fırlayıp oltayı yakaladım. Sezonun yemlideki ilk levreğini kaçırma korkusu içinde heyecanlı bir şekilde mücadele edip balığı suyun kenarında duran kepçenin içine sokmayı başardım. Balık vurduğu anda heyecandan elimdeki telefonu yere attığımı balığı dışarı çıkardıktan sonra fark ettim. Neyse ki telefonun koruyucu kılıfı görevini yerine getirmişti. Çabucak kepçenin içinde fotoğrafladığım balığı "Siftahı yaptık çok şükür" notuyla facebook'ta paylaşıp ava devam ettim.
Sezonun yemlideki ilk levreğini henüz avın başındayken yakalamak içimi epey rahatlatmıştı. Oltalarımın başına oturup güzel havanın tadını çıkarttım. İlk balıktan sonra 1 saat kadar başka vuruş olmadı. Gündüz telefonumu açmayan annemin doğum gününü kutlamak için tekrar aramaya karar verdim. Canım annemin doğum gününü kutladıktan sonra "Anneciğim güzel bir levrek yakaladım, dua et de daha büyüğünü yakalayayım" dedim. "İnşallah yakalarsın oğlum ama söz ver Gölcük'e geldiğin zaman bana da..." Annemin cümlesini tamamlamasını beklemeden telefonu cebime sokup yanı başımdaki oltaya yapıştım. İlk balığı yakalayan oltaya tekrar balık yapışmıştı. Bir yandan balıkla mücadele edip bir yandan da "Şu annem ne mübarek kadın" diye içimden geçiriyordum. Dua etmek için ağzını açar açmaz balık yapışmıştı. İlk balıktan biraz daha büyük olan ikinci balığı da kepçelemeyi başardıktan sonra cebimdeki telefona baktım. Çağrı süresinin olduğu yerde 4 dak 30 küsur sn yazıyordu. Annem hala hattaydı. Balığı merak edip telefonu kapatmamış. Alelacele anneme teşekkür edip telefonu kapattım. Günün ikinci levreğinin fotoğrafını da "İkiledim çok şükür" notuyla birlikte paylaştım.
20:00'da yakaladığım ikinci levrekten sonrası rüya gibiydi. Meraya çok yoğun bir levrek sürüsü inmiş olacak ki şamandıralarım ardı ardına suya gömüldü. 3. levreği yakalayıp 3 levreğin yan yana fotoğrafını "Rüya gibi bir gece. Ava devam." diye paylaştıktan saniyeler sonra 4. balık oltaya bindi. 4. balığı fotoğraflayacak kadar vaktim olmadı. Meraya geç gelen ve çimlerin üzerinde yatan levreklere hayranlıkla baktıktan sonra alelacele oltalarını hazırlamaya koyulan arkadaşımla sohbet ederken üzerinde kırmızı renkli fosfor bulunan şamamdıram suya gömülüverdi. Oltaya yapışıp mücadeleye başladıktan saniyeler sonra 10 m sol tarafta bulunan yeşil fosforlu şamandıram da battı. Bir an için balık diğer oltaya mı dolandı diye düşündüm ama benim oltamdaki balık ters tarafa doğru yüzüyordu. Diğer oltada da balık vardı. Arkadaşa heyecanla "Yeşil fosfor da battı, diğer oltayı çek" diye bağırdım. Arkadaşım oturduğu yerden kalkıp oltayı eline alana kadar en az 30 saniye geçtiği halde balık kurtulmamıştı. İkimiz de aynı anda mücadeleye başladık. 2 dakikalık mücadelenin sonunda kendi oltamdaki balığı kepçeleyip hızlı bir şekilde kayaların arkasındaki çimenliğe bıraktıktan sonra suyun kenarına döndüm. Bir kaç saniye sonra arkadaşımın mücadele ettiği balığı da kepçelemeyi başardık. Kayaların arkasındaki çimlerin üzerinde 6 güzel levrek yatıyordu. Günlük limitimi doldurduğum halde o dakikadan sonra arkadaşıma yardımcı olmak için bir süre daha merada kalmaya karar verdim. Kovamdaki son tekelerle yemlediğim oltalara balık vursa bile alıkoymayacaktım. Arkadaşımın sorduğu soruları içtenlikle cevaplayıp takımını düzeltmesine yardımcı olduktan sonra çimlerin üzerinde yatan balıkları fotoğraflayıp "Allah'ıma şükürler olsun. Rüya devam ediyor" diye paylaştım.
Saat 08:40 olmuştu. Kısa sürede limitimi doldurduğum halde av tüm hızıyla devam ediyordu. Bir kaç dakika önce salladığım oltalardan birine yine balık vurdu. Sabitlediğim yerden çıkardığım kamışın hızlıca boşunu alıp tasmayı vurdum. Balığın ağırlığını hissetmemle ağırlığın boşalması bir oldu. Oltayı çekip kontrol ettiğimde şamandıranın altındaki misinanın ortasından koptuğunu fark ettim. Normal şartlarda bunun olmasına imkan yoktur. Ne yazık ki balığı kepçelerken şamandıranın kayaların arasına yuvarlandığı esnada misinam zedelenmiş, avın hızından ve heyecanından dikkat etmediğim için beni yarı yolda bırakmıştı. Kopan oltamı toplayıp sudaki oltamın başında beklemeye başladım. 5 dakika sonra vuran balığı da dışarı aldıktan sonra kendime söz verdiğim gibi kamera kaydı alarak incitmeden suya iade ettim.
O dakikaya kadar paylaştığım fotoğraflara toplamda 100'ün üzerinde yorum gelmişti. Çoğunluğu balıkları yakaladığım yöntem hakkındaki sorulardan oluşan yorumlara cevap yazmak ve tebrik mesajlarına teşekkür etmek için can atıyordum. 21:00'da avı sonlandırıp evimin yolunu tuttum. Yasemin Hanım'dan zorla izin alıp balıkları mutfak masasının üstünde fotoğrafladıktan sonra dolaba kaldırdım. Daha sonra çabucak temizlenip bilgisayarımın başına oturdum. Avda kullandığım takımı oluşturan bir kaç parça malzemeyi fotoğraflayıp altına yazdığım şu notla takımın ayrıntılarını merak eden arkadaşlarımın sorularına cevap vermeye çalıştım.
"Arkadaşlar bugünkü yemli levrek avımla ilgili biraz bilgi vermek istiyorum. Her zaman dediğim gibi bahar aylarında levrek peşinde koşmak istiyorsanız sahte yemlerle yapılan at-çek yönteminden ziyade yemli takımlar ve karides, mamun ya da yengeç gibi kabuklularla denemelisiniz. Bugün avlandığım takım top şamandıra altında 0.24 mm serbest beden ucunda tek kancadan ibaret çok basit bir takımdı. Kıyıdan 20-25 m açıkta oltamı düşürdüğüm yerin derinliği ortalama 1.5 m olduğu için şamandıranın altındaki bedeni yaklaşık 120 cm olacak şekilde ayarladım. Takıma kesinlikle herhangi bir kurşun ilavesi yapmayın. Zira levrek, karagöz, alabalık gibi hassas balıklar için takım ne kadar doğal ve basit ise o kadar avcı olur. Bu yüzden stoper sistemli şamandıralar yerine sünger top şamandıralar tercih ediyorum. Top şamandırayı evde içi su dolu bir kabın içine bırakarak hangi tarafın üstte kaldığını gözlemledikten sonra üstte kalan kısma fosfor takmak için bir delik açıyorum. Normalde tam dik durmayan şamandıranın dik durmasını da fosforun yeri sağlıyor.Makineden çıkan ana beden misinasını da kancanın bağlı olduğu beden misinası gibi küçük bir klips yardımıyla şamandıranın altındaki halkaya takıyorum. Karidesle yapılan levrek avında dikkat edilmesi gereken en önemli konu karidesin iri ve canlı olması. Normalde şeytan oltasıyla yaptığım avlarda karidesin hareketini kısıtlamamak için kancayı kuyruğunun altından takıp ilk boğumdan çıkartırım. Bu sistemde ise atış esnasında karidesin düşmemesi için 1 numara daha büyük kanca kullanıp kancayı karidesin karnının altına kadar ilerletmek gerekiyor".
Bereketli geçen her avın sonunda olduğu gibi üzerime tatlı bir yorgun çöktü. Hafızamdan uzun zaman silinmeyecek olan levreklerin görüntüsüyle uykuya daldım. Bugün bu satırları yazarken bile aklımın bir köşesinde hep levrekler yüzüyor. O şamandıranın batışı yok mu? Düşüncesi bile tüylerimi diken diken etmeye yetiyor...
31 Mart 2014 Pazartesi
Turna Sevdası
Vahşi, korkunç, acımasız. En sağlam kancaları açabilecek kadar güçlü, bir ördeği yutabilecek kadar obur. Gizlendiği yerde ölü kadar hareketsiz, saldırırken yıldırım kadar hızlı. Tatlı sularda yaşayan balıkların, kuşların, sürüngenlerin, hatta küçük memelilerin korkulu rüyası. Doymak bilmeyen bir iştah. Gövdesinden daha geniş açılabilen, içe kıvrık iğne gibi sivri yaklaşık 700 adet dişle çevrili ağzıyla öldürmeye programlanmış bir canavar. O bir turna.
Tatlı sularda yaşayan en yırtıcı balıklardan olmalarıyla ün salan turnalar, özellikle tatlı su spin avcılarının en gözde balıklarındandır. Muhteşem renkleri, sardırganlığı, ısrarcılığı, oltadaki mücadelesi, ulaşabildiği devasa boyutları ve kolay bulunur olmasıyla her kesimden balıkçıya hitap eder. Turna avında canlı ya da ölü bir çok doğal yem kullanılmakla beraber sahte yemlerle yapılan turna avının keyfi ayrıdır. En dar su kanallarına, kıyıdaki sazlıkların, ağaçlıkların diplerine ve en sığ sulara kadar girebilen turnaları çeşitli silikon yemler, maket balıklar ve kaşıklarla kandırmaya çalışmak son derece eğlenceli bir iştir. Atıp çektiğiniz sahte yeminizi sudan çıkarmak üzereyken hemen önünüzdeki sazların dibinde gizlenen dev bir turna yıldırım gibi fırlayıp yeminizi kapabilir. O an kalp atışlarınız hızlanır, adrenalin seviyeniz yükselir, tüyleriniz diken diken olur. İşte turna avını bu kadar heyecanlı yapan da bu ani ve şiddetli saldırılardır.
Turnalar avları konusunda çok ısrarcı balıklardır. Avlarına odaklandıklarında dışarıdan gelebilecek olan hiç bir tehlikeye aldırış etmezler. Yeme saldırdığı halde yakalanmayan bir turna, sonraki atışta çok büyük ihtimalle tekrar saldırır. Sahte yemle yakaladığım turnalardan yarı yolda kurtulanların kanca yarası aldığı halde yeme saldırmaya devam ettiklerine ve tekrar yakalandıklarına defalarca kere şahit oldum. Keza misinayı kesip ağzında sahte yemle kaçan turnaların bir kaç dakika sonra kopardıkları sahte yemle birlikte tekrar yakalanmaları sık rastlanılan bir durumdur. Oltaya yakalanan turnalara daha büyük turnaların saldırması, hatta kancaya takılmadığı halde avlarını bırakmadıkları için kepçe yardımıyla suyun dışına alınmaları da bu balıkların avları konusunda ne kadar ısrarcı olduklarının ispatıdır.
Ortalama 25 yıl gibi uzun ömürlü balıklar olan turnaların 150 cm boy ve 30 kg ağırlığın üzerine çıkabildikleri bilinmektedir. Genetik anormallikler dışında erkek turnaların yaşam süresi ve maksimum boyutları dişilere nazaran daha düşüktür. Büyüme şartlarına göre değişmekle birlikte turnalar yaklaşık 2 yaşında cinsel olduğa ulaşır. Erkek turnalar için cinsel olgunluk boyutu 34-42 cm iken, dişi turnalar 40-48 cm boy aralığında cinsel olgunluğa ulaşır. İlk kez nesil yetiştirecek olan yarım kg'lik bir dişi yaklaşık 9.000-10.000 arasında yumurta bırakabilir. 5 kg ağırlığındaki bir dişinin bırakacağı yumurta miktarı ise 100.000'in üzerindedir. Yumurta sayılarından da anlaşılacağı üzere daha üretken olan anaç balıkların korunması büyük önem arz etmektedir. Yaşlı ve büyük turnaların mücadelesinin ve avcılık keyfinin de daha yüksek olduğu aşikardır. Ülkemizde çok küçük sulama barajları, göletler ve dar su kanalları gibi hassas sulak alanlarda yayılım gösteren turnaların avında yakala&bırak disiplinin benimsenmesi şattır. Turna, denize kıyısı olmayan bir çok şehir için spin yöntemi ile yakalanabilecek yegane balık olduğundan bu şehirlerde yaşayan balık tutkunlarının özellikle bu balığa sahip çıkması, geri saldıkları her balığın daha da büyümüş olarak tekrar kendilerine geleceğinin bilinciyle hareket etmesi gerekmektedir.
Turnalar 4 mevsim aktif olarak avlanan balıklardır. Su sıcaklığının aşırı yüksek ve aşırı düşük olduğu yaz ve kış aylarında avlanma aktiviteleri bir miktar düşse de olta ile avcılığı devam eder. Avlanma tarzları genellikle hareketsiz durarak avlarını bekleme şeklindedir. Yeşil ve dalgalı desenleri sayesinde dipteki bitkilerin arasında kamufle olup avlarının saldırı menziline girmesini beklerler. Suyun içinde kalmış ağaç dallarının, sazlıkların, nilüfer vb. su bitkilerinin çevresi turnaların gizlenmek için tercih ettiği yerlerin başında gelir. At-çek yöntemiyle avlanırken sahte yemi bu tarz yerlerin yakınından geçirmek avın verimini büyük ölçüde arttırabilir. Turna saldırıları o kadar şiddetli ve hızlıdır ki avını kapan turnanın durabilmesi için vücudunu "S" şeklinde kıvırması gerekir. Su sathına yakın mesafedeki avlara saldırdıklarında ise hızlarını alamayıp büyük bir şapırtı kopararak suyun dışına fırlarlar. Bu anlar turna hedefinde olan bir balıkçı için en heyecan verici anlardandır. Vakit kaybetmeden yemi şapırtının koptuğu yere atıp bir süre aynı bölgeyi denemek de balık yakalama şansını arttırabilir. Turnalar sadece yatarak avlanan balıklar değildir. Avlarını aramak için ciddi mesafeler katedip aktif olarak da avlanırlar. Bu sebeple turnayı sadece gizlenebileceği bölgelerin çevresinde aramak doğru değildir.
Turnalar avlarını parçalara ayırmak yerine tek parça halinde yutar. Ağızlarını çevreleyen yüzlerce içe kıvrık diş, avın kaçmasına mani olarak içeri hareketini kolaylaştırır. Esnek çeneleri ve koca ağızları sayesinde kendi gövdelerinden daha kalın avları bile yutabilirler. Büyük avları yutmaları biraz zaman alsa da nispeten küçük avları vakumlayarak tek hamlede yutarlar. Çoğu zaman at-çek avında kullanılan sahte yemlerin tamamını yuttukları için sahte yemle ana beden arasında 10-25 cm uzunluğunda çelik köstek kullanmak gerekir. Böylelikle yemin tamamını yutan turnanın dişleriyle misinayı kesmesi önlenmiş olur. Sakın bu ihtimali düşük görüp avın verimini arttırmak için çelik köstek kullanmaktan imtina etmeyin. Zira avlarına odaklanan turnalar çelik köstekten rahatsız olmaz. Zamanında aynı yanılgıya kapılıp çelik köstek kullanmadığım avlarda çok sefer misina kestirerek oltamın ucundaki balığı kaybettim.
Turnalar yamyam balıklardır. Avlarının büyük bir bölümünü daha küçük turnalar oluşturur. Küçük boydaki turnalar daha büyük turnaların avı olmamak için daha fazla beslenip bir an önce büyüme eğilimindedir. Bu nedenle boylarından beklenmeyecek bir canavarlıkla büyük sahtelere bile saldırırlar. Halk arasında çivi diye tabir edilen yavru turnalar sayıca fazla olduklarından ufak boy sahte yemlerle denendiğinde kolaylıkla yakalanabilirler. 50 cm altı turnaların mücadelesi zayıf olsa da spin ve sportif yakala&bırak avcılığının zevkini fazlasıyla yaşatırlar. Büyük turnaların mücadelesi ise serttir. Özellikle 80 cm üzeri turnalar makineden epey misina boşaltır. Kah fişekleyip, kah hareketsiz kalıp enerji topladıktan sonra mücadeleye devam ederler. Zaman zaman suyun üzerinde hareketsiz yattıktan sonra muazzam bir güçle suyun dışına fırlayıp vücutlarını silkelerler. Bu esnada misina gergin tutulursa bütün vücut ağırlıklarıyla misinaları koparabilir, kancaları açabilir ya da ağızlarını yırtarak oltadan kurtulabilirler. Aynı vücut silkeleme hareketini sudan dışarı alınmak üzereyken de sergilerler. Kepçe kullanılmadığı taktirde sudan dışarı alınma esnasında balığın kaçma ihtimali yüksektir. Kepçe bulunmadı durumlarda balığı ensesinden ya da galsamasından kavrayarak dışarı almak gerekir. Bunu yaparken turnanın jilet keskinliğindeki solungaç yarıklarından sakınılmalıdır. Aksi taktirde balığı tutan kişinin parmaklarında ciddi kesikler meydana gelebilir.
Yakala&bırak disiplininin henüz çok az sayıda balıkçı tarafından uygulandığı ülkemizde trofe boyutlara ulaşmış turnalar belli başlı meralar dışında mumla aranır haldedir. 25 yıllık uzun ömürleri ve yavaş büyüme hızları düşünüldüğünde özellikle küçük sulama barajları gibi hassas sulak alanlarda yapılan yakala&bırak harici olta balıkçılığı bile turnaların ömürlerini tamamlayarak trofe boyutlara ulaşmasına mani olmaktadır. Günümüzde trofe turna yakalama şansını arttırmak için, kısmen geniş ve korunaklı sulak alanların, insanlar tarafından ulaşılması zor, bakir bölgelerinde denenmelidir. 100 cm üzeri bir turna yakalama mutluluğuna erişmiş olan şanslı balıkçılar, turna avının gerçek zevkine varmış olan kişilerdir. Bu zevki her daim yaşamak, çocuklarımıza ve gelecek nesillere de yaşama şansı tanımak için turna gibi uzun ömürlü tatlı su balıklarının avında yakala&bırak disiplininin önemini anlamalı ve bir an önce uygulamaya geçmeliyiz.
Tatlı sularda yaşayan en yırtıcı balıklardan olmalarıyla ün salan turnalar, özellikle tatlı su spin avcılarının en gözde balıklarındandır. Muhteşem renkleri, sardırganlığı, ısrarcılığı, oltadaki mücadelesi, ulaşabildiği devasa boyutları ve kolay bulunur olmasıyla her kesimden balıkçıya hitap eder. Turna avında canlı ya da ölü bir çok doğal yem kullanılmakla beraber sahte yemlerle yapılan turna avının keyfi ayrıdır. En dar su kanallarına, kıyıdaki sazlıkların, ağaçlıkların diplerine ve en sığ sulara kadar girebilen turnaları çeşitli silikon yemler, maket balıklar ve kaşıklarla kandırmaya çalışmak son derece eğlenceli bir iştir. Atıp çektiğiniz sahte yeminizi sudan çıkarmak üzereyken hemen önünüzdeki sazların dibinde gizlenen dev bir turna yıldırım gibi fırlayıp yeminizi kapabilir. O an kalp atışlarınız hızlanır, adrenalin seviyeniz yükselir, tüyleriniz diken diken olur. İşte turna avını bu kadar heyecanlı yapan da bu ani ve şiddetli saldırılardır.
Turnalar avları konusunda çok ısrarcı balıklardır. Avlarına odaklandıklarında dışarıdan gelebilecek olan hiç bir tehlikeye aldırış etmezler. Yeme saldırdığı halde yakalanmayan bir turna, sonraki atışta çok büyük ihtimalle tekrar saldırır. Sahte yemle yakaladığım turnalardan yarı yolda kurtulanların kanca yarası aldığı halde yeme saldırmaya devam ettiklerine ve tekrar yakalandıklarına defalarca kere şahit oldum. Keza misinayı kesip ağzında sahte yemle kaçan turnaların bir kaç dakika sonra kopardıkları sahte yemle birlikte tekrar yakalanmaları sık rastlanılan bir durumdur. Oltaya yakalanan turnalara daha büyük turnaların saldırması, hatta kancaya takılmadığı halde avlarını bırakmadıkları için kepçe yardımıyla suyun dışına alınmaları da bu balıkların avları konusunda ne kadar ısrarcı olduklarının ispatıdır.
Ortalama 25 yıl gibi uzun ömürlü balıklar olan turnaların 150 cm boy ve 30 kg ağırlığın üzerine çıkabildikleri bilinmektedir. Genetik anormallikler dışında erkek turnaların yaşam süresi ve maksimum boyutları dişilere nazaran daha düşüktür. Büyüme şartlarına göre değişmekle birlikte turnalar yaklaşık 2 yaşında cinsel olduğa ulaşır. Erkek turnalar için cinsel olgunluk boyutu 34-42 cm iken, dişi turnalar 40-48 cm boy aralığında cinsel olgunluğa ulaşır. İlk kez nesil yetiştirecek olan yarım kg'lik bir dişi yaklaşık 9.000-10.000 arasında yumurta bırakabilir. 5 kg ağırlığındaki bir dişinin bırakacağı yumurta miktarı ise 100.000'in üzerindedir. Yumurta sayılarından da anlaşılacağı üzere daha üretken olan anaç balıkların korunması büyük önem arz etmektedir. Yaşlı ve büyük turnaların mücadelesinin ve avcılık keyfinin de daha yüksek olduğu aşikardır. Ülkemizde çok küçük sulama barajları, göletler ve dar su kanalları gibi hassas sulak alanlarda yayılım gösteren turnaların avında yakala&bırak disiplinin benimsenmesi şattır. Turna, denize kıyısı olmayan bir çok şehir için spin yöntemi ile yakalanabilecek yegane balık olduğundan bu şehirlerde yaşayan balık tutkunlarının özellikle bu balığa sahip çıkması, geri saldıkları her balığın daha da büyümüş olarak tekrar kendilerine geleceğinin bilinciyle hareket etmesi gerekmektedir.
Turnalar 4 mevsim aktif olarak avlanan balıklardır. Su sıcaklığının aşırı yüksek ve aşırı düşük olduğu yaz ve kış aylarında avlanma aktiviteleri bir miktar düşse de olta ile avcılığı devam eder. Avlanma tarzları genellikle hareketsiz durarak avlarını bekleme şeklindedir. Yeşil ve dalgalı desenleri sayesinde dipteki bitkilerin arasında kamufle olup avlarının saldırı menziline girmesini beklerler. Suyun içinde kalmış ağaç dallarının, sazlıkların, nilüfer vb. su bitkilerinin çevresi turnaların gizlenmek için tercih ettiği yerlerin başında gelir. At-çek yöntemiyle avlanırken sahte yemi bu tarz yerlerin yakınından geçirmek avın verimini büyük ölçüde arttırabilir. Turna saldırıları o kadar şiddetli ve hızlıdır ki avını kapan turnanın durabilmesi için vücudunu "S" şeklinde kıvırması gerekir. Su sathına yakın mesafedeki avlara saldırdıklarında ise hızlarını alamayıp büyük bir şapırtı kopararak suyun dışına fırlarlar. Bu anlar turna hedefinde olan bir balıkçı için en heyecan verici anlardandır. Vakit kaybetmeden yemi şapırtının koptuğu yere atıp bir süre aynı bölgeyi denemek de balık yakalama şansını arttırabilir. Turnalar sadece yatarak avlanan balıklar değildir. Avlarını aramak için ciddi mesafeler katedip aktif olarak da avlanırlar. Bu sebeple turnayı sadece gizlenebileceği bölgelerin çevresinde aramak doğru değildir.
Turnalar avlarını parçalara ayırmak yerine tek parça halinde yutar. Ağızlarını çevreleyen yüzlerce içe kıvrık diş, avın kaçmasına mani olarak içeri hareketini kolaylaştırır. Esnek çeneleri ve koca ağızları sayesinde kendi gövdelerinden daha kalın avları bile yutabilirler. Büyük avları yutmaları biraz zaman alsa da nispeten küçük avları vakumlayarak tek hamlede yutarlar. Çoğu zaman at-çek avında kullanılan sahte yemlerin tamamını yuttukları için sahte yemle ana beden arasında 10-25 cm uzunluğunda çelik köstek kullanmak gerekir. Böylelikle yemin tamamını yutan turnanın dişleriyle misinayı kesmesi önlenmiş olur. Sakın bu ihtimali düşük görüp avın verimini arttırmak için çelik köstek kullanmaktan imtina etmeyin. Zira avlarına odaklanan turnalar çelik köstekten rahatsız olmaz. Zamanında aynı yanılgıya kapılıp çelik köstek kullanmadığım avlarda çok sefer misina kestirerek oltamın ucundaki balığı kaybettim.
Turnalar yamyam balıklardır. Avlarının büyük bir bölümünü daha küçük turnalar oluşturur. Küçük boydaki turnalar daha büyük turnaların avı olmamak için daha fazla beslenip bir an önce büyüme eğilimindedir. Bu nedenle boylarından beklenmeyecek bir canavarlıkla büyük sahtelere bile saldırırlar. Halk arasında çivi diye tabir edilen yavru turnalar sayıca fazla olduklarından ufak boy sahte yemlerle denendiğinde kolaylıkla yakalanabilirler. 50 cm altı turnaların mücadelesi zayıf olsa da spin ve sportif yakala&bırak avcılığının zevkini fazlasıyla yaşatırlar. Büyük turnaların mücadelesi ise serttir. Özellikle 80 cm üzeri turnalar makineden epey misina boşaltır. Kah fişekleyip, kah hareketsiz kalıp enerji topladıktan sonra mücadeleye devam ederler. Zaman zaman suyun üzerinde hareketsiz yattıktan sonra muazzam bir güçle suyun dışına fırlayıp vücutlarını silkelerler. Bu esnada misina gergin tutulursa bütün vücut ağırlıklarıyla misinaları koparabilir, kancaları açabilir ya da ağızlarını yırtarak oltadan kurtulabilirler. Aynı vücut silkeleme hareketini sudan dışarı alınmak üzereyken de sergilerler. Kepçe kullanılmadığı taktirde sudan dışarı alınma esnasında balığın kaçma ihtimali yüksektir. Kepçe bulunmadı durumlarda balığı ensesinden ya da galsamasından kavrayarak dışarı almak gerekir. Bunu yaparken turnanın jilet keskinliğindeki solungaç yarıklarından sakınılmalıdır. Aksi taktirde balığı tutan kişinin parmaklarında ciddi kesikler meydana gelebilir.
Yakala&bırak disiplininin henüz çok az sayıda balıkçı tarafından uygulandığı ülkemizde trofe boyutlara ulaşmış turnalar belli başlı meralar dışında mumla aranır haldedir. 25 yıllık uzun ömürleri ve yavaş büyüme hızları düşünüldüğünde özellikle küçük sulama barajları gibi hassas sulak alanlarda yapılan yakala&bırak harici olta balıkçılığı bile turnaların ömürlerini tamamlayarak trofe boyutlara ulaşmasına mani olmaktadır. Günümüzde trofe turna yakalama şansını arttırmak için, kısmen geniş ve korunaklı sulak alanların, insanlar tarafından ulaşılması zor, bakir bölgelerinde denenmelidir. 100 cm üzeri bir turna yakalama mutluluğuna erişmiş olan şanslı balıkçılar, turna avının gerçek zevkine varmış olan kişilerdir. Bu zevki her daim yaşamak, çocuklarımıza ve gelecek nesillere de yaşama şansı tanımak için turna gibi uzun ömürlü tatlı su balıklarının avında yakala&bırak disiplininin önemini anlamalı ve bir an önce uygulamaya geçmeliyiz.
23 Mart 2014 Pazar
Yeni Model El Yapımı Fishhunter Sahteleri
Fishhunter sahtelerin ustasının elinden çıkan yepyeni maket balıklarım elime ulaştı. Fishhunter ustası bu defa isteğim üzerine Karadeniz'e özel 8-10 cm boyutlarında su üstü ve batan (sinking) tipte maket balıklar üretti. Bu sahteleri özellikle levrek odaklı at-çek avlarımda kullanmak üzere sipariş ettim. 8,9,10 cm boyutlarında 3 adet sinking modelin kuyruğundan yara almış kefal görünümünde olmasını istemiştim. Ustamız o kadar gerçekçi bir iş çıkarmış ki ben bile bu kadarını hayal etmemiştim. Bu sabahki at-çek avımda yaralı kefallerden bir tanesini suyla buluşturup atış mesafesini ve aksiyonunu test etme şansı buldum. 8 cm boy ve 21 g ağırlığındaki sahte havada en ufak bir yalpa yapmaksızın mermi gibi süzülerek yaklaşık 60 m mesafeye ulaştı ( 270 cm 10-35 g atarlı kamış ve 0.125 mm örgü misina ile). Suyun çok az altından gelen bu modeller kamışın ucuyla hafif aksiyon verildiği taktirde her boydan levrek ve diğer yırtıcıları kandırabilecek cezbedicilikte.
Fishhunterın ahşaptan yapılan su üstü sahtelerini ise levreğin daha aktif olduğu ve su üstü sahtelerine daha çok rağbet ettiği dönemlerde kullanmayı düşünüyorum. Su sütünden (top water) gelen bu sahtelerin bazılarının içinde fabrikasyon sahtelerde olduğu gibi ses çıkartan ve atış mesafesini arttıran bilyelerden mevcut. Doğru mera seçimi ve doğru aksiyon ile bunların da çok iyi işler çıkaracağından hiç şüphem yok.
Sipariş ettiğim diğer Fishhunter sahteleri ise daha çok lüfer, kofana, iri levrek ve diğer üst düzey yırtıcılar için kullanmayı düşündüğüm maket zarganalar. Ustamızın yakın zamanda geliştirdiği ve su içindeki çok gerçekçi aksiyonuna ait videolarını paylaştığı 4 parçalı zarganayı, canlı zargana ile lüfer ve kofana hedefli yaptığım uzun olta avlarının yerine kullanmayı düşünerek aldım. Bu sahteye de çok güvenmekle birlikte bazen sadece canlı zarganaya vuran lüfer avında nasıl iş çıkaracağını ancak deneyip sonuçlarını gördükten sonra söyleyebilirim.
Bu sabahki avımda test ettiğim ve benden 10 üzerinden 10 puan alan diğer bir sahte ise 21 cm boyundaki tek parçalı gagasız zargana. Yıllar önce İstanbul/Tuzla'da arkadaşlarımla birlikte beceriksizce oklavadan imal ettiğimiz sahte zarganalarla yüzlerce lüfer ve kofana almıştık. Fishhunter tek parça zargananın yüzüşünü gördükten sonra o zamanlar bu sahteye sahip olsaydım nasıl balık alacağımı düşünmeden edemedim. Kusursuz bir atış mesafesine sahip olan ve suyun çok az altından gelen bu sahte hızlı çekildiğinde suyun yüzeyini çizerek panik halinde kaçan kalem gibi bir zarganayı andırıyor. Tecrübelerime dayanarak özellikle lüfer ve kofana avında çok çok başarılı bir sahte olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Fishhunter el yapımı maket balıklarının ustasına "Fishhunter Adana" facebook hesabından ya da 0543 838 7429 telefon numarasından ulaşabilirsiniz. Emeğine yüreğine sağlık usta...
| 8 cm ve 21 g ağırlığındaki bu yaralı kefal sahtesi çok iddialı bir atış mesafesine sahip... |
| 8,9 ve 10 cm boyundaki batan tip yaralı kefal sahteleri... |
Fishhunterın ahşaptan yapılan su üstü sahtelerini ise levreğin daha aktif olduğu ve su üstü sahtelerine daha çok rağbet ettiği dönemlerde kullanmayı düşünüyorum. Su sütünden (top water) gelen bu sahtelerin bazılarının içinde fabrikasyon sahtelerde olduğu gibi ses çıkartan ve atış mesafesini arttıran bilyelerden mevcut. Doğru mera seçimi ve doğru aksiyon ile bunların da çok iyi işler çıkaracağından hiç şüphem yok.
| Fishhunter su üstü sahteleri... |
![]() |
| Ustanın "Fishhunter Adana" isimli facebook hesabından aldığım parçalı zargana modellerine ait bir fotoğraf... |
Bu sabahki avımda test ettiğim ve benden 10 üzerinden 10 puan alan diğer bir sahte ise 21 cm boyundaki tek parçalı gagasız zargana. Yıllar önce İstanbul/Tuzla'da arkadaşlarımla birlikte beceriksizce oklavadan imal ettiğimiz sahte zarganalarla yüzlerce lüfer ve kofana almıştık. Fishhunter tek parça zargananın yüzüşünü gördükten sonra o zamanlar bu sahteye sahip olsaydım nasıl balık alacağımı düşünmeden edemedim. Kusursuz bir atış mesafesine sahip olan ve suyun çok az altından gelen bu sahte hızlı çekildiğinde suyun yüzeyini çizerek panik halinde kaçan kalem gibi bir zarganayı andırıyor. Tecrübelerime dayanarak özellikle lüfer ve kofana avında çok çok başarılı bir sahte olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
| Lüfer ve kofana katili olacağına inandığım tek parça sahte zargana.... |
Fishhunter el yapımı maket balıklarının ustasına "Fishhunter Adana" facebook hesabından ya da 0543 838 7429 telefon numarasından ulaşabilirsiniz. Emeğine yüreğine sağlık usta...
13 Mart 2014 Perşembe
Karanlık Suların Işıltılı Canavarı: Kalamar
Ege'de kış ayları gelirken denizin derinliklerinden gelen garip yaratıklar etrafta kol gezmeye başlar. Bu çok ayaklı canavarlar kocaman gözleriyle gece karanlığında en ufak kıpırtıyı süzer, avına sinsice yaklaşır ve ani bir hamleyle onu yakalayarak tekrar gecenin karanlığına döner. Bu hayalet görünümlü, acımasız katilin ismi kalamardır.
Türkiye denizlerinde yaşayan üç kalamar türü bilinmektedir. Bunlardan en çok bilineni ve avcılığı en yaygın olanı Loligo vulgaris türüdür. Yazının devamında da genel anlamda bu türün davranışlarından ve avcılığından bahsedeceğim. Sularımızda bulunan diğer bir tür ise halk arasında bülbüliye, eşek kalamarı gibi isimlerle anılan Todarodes saggitarius'dur. Bu türün ekonomik değeri daha düşük olmakla beraber avcılığı da daha azdır. Kıyılarda pek görülmez. Balıkçı tezgahlarında açık kahverengi, turuncumsu renginden ve ucuz fiyatından hakiki kalamardan ayırt edebilirsiniz. Üçüncü ve son türümüz ise sularımızda diğer türlere göre çok daha nadir görülen Illex coindetti'dir.
Türkiye denizlerinde yaşayan üç kalamar türü bilinmektedir. Bunlardan en çok bilineni ve avcılığı en yaygın olanı Loligo vulgaris türüdür. Yazının devamında da genel anlamda bu türün davranışlarından ve avcılığından bahsedeceğim. Sularımızda bulunan diğer bir tür ise halk arasında bülbüliye, eşek kalamarı gibi isimlerle anılan Todarodes saggitarius'dur. Bu türün ekonomik değeri daha düşük olmakla beraber avcılığı da daha azdır. Kıyılarda pek görülmez. Balıkçı tezgahlarında açık kahverengi, turuncumsu renginden ve ucuz fiyatından hakiki kalamardan ayırt edebilirsiniz. Üçüncü ve son türümüz ise sularımızda diğer türlere göre çok daha nadir görülen Illex coindetti'dir.
| Loligo vulgaris |
![]() |
| Todarodes saggitatus |
![]() |
| Illex coindetii |
Kalamarlar derin sularda her daim bulunmakla birlikte kendilerini kıyılarda ilk olarak yaz sonlarına doğru gösterirler. Kış yaklaşıp sular soğudukça daha fazla kalamar kıyılarda toplanır. Bölgeye göre (Akdeniz, Güney Ege, Kuzey Ege) değişiklik göstermekle beraber genellikle kalamarların kıyılarda en yoğun bulunduğu dönem Kasım-Ocak ayları arasıdır.
Kalamar, iyi bir avcı olduğu kadar aynı zamanda iyi bir avdır. Orfoz, akya, sinarit, orkinos ve bir çok yırtıcı balığın beslenme listesinin ilk sıralarında bulunan kalamar, her daim çok iyi saklanmak durumundadır. Kalamarlar karanlığı hem avlanmak, hem de saklanmak için kullanırlar. Bundan dolayı kalamarı her daim gün ışığının ulaşamadığı sularda aramak gerekir. Kalamar, güneşin ufka yakın olduğu sabah ve akşam saatlerinde sığ sularda, güneşin dik olduğu saatlerde ise daha derin sularda bulunabilir. Bununla birlikte havanın kapalı olması, denizin bulanıklığı gibi etkenler kalamarın gündüz vakitlerinde daha sığ sulara yaklaşmasını sağlayabilir.
Kalamar av yöntemlerinin başında kuşkusuz kalamar zokaları gelmektedir. Bugün piyasada çok sayıda markanın çeşitli kalamar zokalarını bulmak mümkündür. Kalamar zokalarının çoğunun ortak özelliği parlak renklere sahip olmaları ve gece fosfor yaymalarıdır. Tüm kafadanbacaklı ailesinde olduğu gibi kalamarların da parlak renkli objelere karşı zaafı bulunmaktadır. Aynı şekilde gecenin karanlığında parlayan fosfor da kalamar için tadına bakılması gereken bir yemdir. Kalamar zokaya avlanmak için gelişmiş iki uzun koluyla saldırır. Ne var ki, saldırdığı zokanın şemsiye tellerini andıran çok sayıdaki iğnesine kolları dolaşır ve zokayı bırakamaz. Ancak kalamarın kolları çok naziktir. Oltayı hızlı sarmaya kalkarsanız kalamarın kollarının kopma veya iğnelerin arasından sıyrılma ihtimali oldukça fazladır. Benzer şekilde kalamarı sudan kepçe yardımı olmadan da kesmek bir hayli riskli olup, kalamarın zokadan düşme ihtimali çok yüksektir. Bu nedenle kalamar yakaladığınızda çok hızlı davranmamanız, ani hareketlerden kaçınmanız ve eğer yüksek bir yerdeyseniz kalamarı mutlaka kepçe yardımıyla sudan çıkarmanız gerekmektedir.
Kıyıdan kalamar avında mera seçimi önemlidir. Kalamarlar hava karardığında özellikle burun başlarına, iskele ayaklarına ve eriştelik bölgelere yaklaşırlar. Bu bölgeler küçük balıkların bol olduğu bölgelerdir. Zoka seçiminde avlanılan bölgenin karakteristiği mutlaka dikkate alınmalıdır. Sığ bölgelerde az batan, daha derin bölgelerde ise batan zokaların tercih edilmesi doğru olacaktır. Zoka çok yavaş düz çekilebilir veya hafif zıplatmalarla dikey aksiyon verilebilir. Bu noktada benim tavsiyem zıplatma aksiyonunun çok daha etkili olduğu yönünde. Bugüne kadarki avlarımda kalamarların özellikle zokayı zıplattıktan sonra tekrar aşağı süzülürken saldırdığını gözlemledim.
Kalamar zokasının takımda kullanılmasında farklı yöntemler izlenebilir. Kıyıdan kullanım için tekli veya çiftli zoka kullanımı mümkündür. Tekli kullanımda klips doğrudan zokaya bağlanırken, çiftli kullanımda zokadan sonra klipse bağlanacak bir kulaçlık bedenin sonuna ikinci bir zoka konur. Tekneden avları ise ikiye ayırmak gerekir. Gündüz saatlerinde derin su avlarında yemli takım üzerinde klipse zoka iliştirerek her daim kalamar avlamak mümkündür. Ancak bu yöntem yemli takımın avcılığını bir miktar azaltır. Bunun yerine kalamar zokası için ayrı bir takım hazırlayıp dipte apikoda kalacak şekilde tutmak daha verimli olacaktır. Bu takım teknenin hafif sallanmasıyla dahi aksiyon alıp, kalamarları cezbetmeye yetecektir. Akşam saatlerinde ise kıyıya yakın sularda en düşük rölantide gezerek verimli kalamar avları yapılabilir. Gelelim tekneden nasıl bir takım kullanacağımıza. Kalamar zokasını kıyıda olduğu gibi tekli veya çoklu olarak kullanabilirsiniz. Tek fark olarak çoklu kullanımda kıyıdakinden daha fazla adette kalamar zokası kullanmak mümkündür. Sırtıda veya sarkıtmada kullanılacak olsun, kalamar zokaları bedene dizilirken zokalar ya çok kısa kösteklerle bedene dizilmeli veya hiç köstek kullanılmadan doğrudan beden üzerine dizilmelidir. Uzun köstek kullanmanız durumunda zokanın iğneleri bedene dolaşacaktır. Bu nedenle benim önerim köstekleri 10 santimetreden daha uzun bırakmamak olacaktır.
Kalamar zokası hariç bildiğimiz sert sahteler ile de kalamar yakalamak mümkündür. Ancak klasik üçlü iğneler kalamarı zaptetmekte genelde yetersiz kalır. Yine malzemecilerde satılan çıplak kalamar telleri, yem takılmak suretiyle şamandıralı avlarda kalamarları cezbedecektir.
Tüm bu bilgileri toparladıktan sonra artık kalamar yakalamaya hazırsınız. Kalamar avı basit bir av olup, özellikle kalamarın bol olduğu dönemlerde son derece keyiflidir. Hayatında hiç balık tutmamış biri dahi ilk avında gayet başarılı olabilir. Bu nedenle kalamar avcılığı yakın çevrenize olta avcılığını sevdirmek için iyi bir başlangıç olabilir. Ancak zokalarınızı denizle buluşturmadan son bir uyarıda bulunmakta fayda var: Siz siz olun, kalamarı sudan keserken kendinizi bu enteresan canlının hışmından koruyun.
Kıyıdan kalamar avında mera seçimi önemlidir. Kalamarlar hava karardığında özellikle burun başlarına, iskele ayaklarına ve eriştelik bölgelere yaklaşırlar. Bu bölgeler küçük balıkların bol olduğu bölgelerdir. Zoka seçiminde avlanılan bölgenin karakteristiği mutlaka dikkate alınmalıdır. Sığ bölgelerde az batan, daha derin bölgelerde ise batan zokaların tercih edilmesi doğru olacaktır. Zoka çok yavaş düz çekilebilir veya hafif zıplatmalarla dikey aksiyon verilebilir. Bu noktada benim tavsiyem zıplatma aksiyonunun çok daha etkili olduğu yönünde. Bugüne kadarki avlarımda kalamarların özellikle zokayı zıplattıktan sonra tekrar aşağı süzülürken saldırdığını gözlemledim.
Kalamar zokasının takımda kullanılmasında farklı yöntemler izlenebilir. Kıyıdan kullanım için tekli veya çiftli zoka kullanımı mümkündür. Tekli kullanımda klips doğrudan zokaya bağlanırken, çiftli kullanımda zokadan sonra klipse bağlanacak bir kulaçlık bedenin sonuna ikinci bir zoka konur. Tekneden avları ise ikiye ayırmak gerekir. Gündüz saatlerinde derin su avlarında yemli takım üzerinde klipse zoka iliştirerek her daim kalamar avlamak mümkündür. Ancak bu yöntem yemli takımın avcılığını bir miktar azaltır. Bunun yerine kalamar zokası için ayrı bir takım hazırlayıp dipte apikoda kalacak şekilde tutmak daha verimli olacaktır. Bu takım teknenin hafif sallanmasıyla dahi aksiyon alıp, kalamarları cezbetmeye yetecektir. Akşam saatlerinde ise kıyıya yakın sularda en düşük rölantide gezerek verimli kalamar avları yapılabilir. Gelelim tekneden nasıl bir takım kullanacağımıza. Kalamar zokasını kıyıda olduğu gibi tekli veya çoklu olarak kullanabilirsiniz. Tek fark olarak çoklu kullanımda kıyıdakinden daha fazla adette kalamar zokası kullanmak mümkündür. Sırtıda veya sarkıtmada kullanılacak olsun, kalamar zokaları bedene dizilirken zokalar ya çok kısa kösteklerle bedene dizilmeli veya hiç köstek kullanılmadan doğrudan beden üzerine dizilmelidir. Uzun köstek kullanmanız durumunda zokanın iğneleri bedene dolaşacaktır. Bu nedenle benim önerim köstekleri 10 santimetreden daha uzun bırakmamak olacaktır.
Kalamar zokası hariç bildiğimiz sert sahteler ile de kalamar yakalamak mümkündür. Ancak klasik üçlü iğneler kalamarı zaptetmekte genelde yetersiz kalır. Yine malzemecilerde satılan çıplak kalamar telleri, yem takılmak suretiyle şamandıralı avlarda kalamarları cezbedecektir.
Tüm bu bilgileri toparladıktan sonra artık kalamar yakalamaya hazırsınız. Kalamar avı basit bir av olup, özellikle kalamarın bol olduğu dönemlerde son derece keyiflidir. Hayatında hiç balık tutmamış biri dahi ilk avında gayet başarılı olabilir. Bu nedenle kalamar avcılığı yakın çevrenize olta avcılığını sevdirmek için iyi bir başlangıç olabilir. Ancak zokalarınızı denizle buluşturmadan son bir uyarıda bulunmakta fayda var: Siz siz olun, kalamarı sudan keserken kendinizi bu enteresan canlının hışmından koruyun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

































