23 Eylül 2015 Çarşamba

Çılgın Sargozlar

Balıkçılık hayatımın büyük bir bölümünü geçirdiğim Marmara'da avlanırken baltabaş karagöz ismini kullandığım balığa Antalya'ya taşındıktan bir süre sonra sargoz demeye başladım. Aynı balığı ( Diplodus sargus ) Ege ve Akdenizli oltacılar sargoz diye bilirken, Marmaralı oltacılara sorsanız sargozun ne olduğunu bilmezler. Ben de yaşadığım bölgeye göre yöresel isim farklılıklarına alışıp zamanla isimler arasında geçiş yapabiliyorum. Ege ve Akdeniz'in sargozu ile Marmara'nın baltabaş karagözü arasında isim dışında başka farklılıklar da var. Beslenme alışkanlıkları bu farklılıklardan biri. Teke, yengeç, midye ve deniz kurtlarının çok bol olduğu Marmara'nın aksine bu tarz kolay avlar yönünden daha fakir olan Ege ve Akdeniz'in sargozları Marmara'daki hemcinslerine göre daha saldırgan karaktere sahiptir. Küçük kabukluların yokluğunda balık yavrularıyla beslenmeye alışkın olan sargozların mini maket balık ve mini jigler gibi çok çeşitli sahte yemlerle yakalandığını duymuş ama Marmara'da silikon kurtlarla yakaladıklarım dışında farklı sahte yemlerle kandırma fırsatım olmamıştı.

İşim icabı 31 ağustos-11 eylül 2015 tarihleri arasında Marmaris'te bulunacağımı öğrendiğim zaman bir yandan evimden ayrılacağım için üzülmüş, bir yandan da farklı meralarda avlanma fırsatı yakalayacağım için sevinmiştim. Antalya'dan Marmaris'e doğru yola çıkmadan önce olası tüm balıklar için LRF, spin, shore jigging ve vertical jigging takımlarımla, çeşit çeşit sahte yemlerle dolu kutularımı ve tabi ki kepçemi arabama yükleyip yeni keşfedeceğim meralar için hazırlıklarımı tamamladım. Marmaris'e vardığım ilk günü keşif için ayırıp ikinci gün sabah 05:45 gibi gün ağarmadan dip tabiatı kum, kaya karışımı olan ve 10 m derinlikten başlayan rıhtımdaki yerimi aldım. Merayı hiç bilmediğimden beni nelerin beklediği hakkında çok fazla fikrim yoktu. Marmaris ile Antalya bölgesinin balık türleri hemen hemen aynı olsa da meranın karakteri ve yerli balık popülasyona dair hiç bir şey bilmiyordum. Mera tecrübesi yerine geçecek olan ilk avımda yanıma 20-50 gr arası kaşık/jiglerle çalışmak için spin takımımı ve daha garantili olduğunu düşündüğüm 226 cm, 5-12 g atarlı kamış ve 25 kalibrelik makineden oluşan LRF takımımı almıştım. Ava, LRF takımımın ucuna taktığım 48 mm/6.3 gramlık batan tip ( Sinking ) gagasız bir maket balıkla başlayıp gün ağarmak üzereyken ilk atışımı gerçekleştirdim.

İlk atış daha önce hiç denemediğim yemin yüzüş aksiyonunu görmek içindi. 15 m kadar açığa attığım yemin dibe inmesini beklemeden orta/hızlı sarımda yüzüş aksiyonlarını ve kamışın ucuyla yaptığım vurdurma hareketlerine verdiği tepkiyi izledikten sonra ikinci atışımda yemi 30-35 m mesafeye gönderip dibe inmesini bekledim. Yaklaşık 20 saniye sonra yem 12-15 m derinlikteki dibe inince küçük vurdurma hareketleriyle çekmeye başladım. 5 m kadar çektikten sonra dipten yükselen yemi tekrar dipletip yaralı balık taklidi yaptırarak çekmeye devam ettim. Yemi 3. kez dipletip aksiyona başladığım anda sağlam bir vuruş geldi. İncecik LRF takımımla mücadele ederken ilk aklıma gelen oltanın ucundakinin çok büyük olmayan bir grida ( lahoz ) olduğuydu fakat balığın sert kafa darbelerini hissedince başka bir şey olduğunu anladım. Acaba yemimi yutan güzel bir çipura olabilir miydi? Bana denk gelmese de takip ettiğim İtalyan ve İspanyol LRF ustalarının küçük maket balıklarla çok sayıda çipura yakaladığını görmüştüm. Sakin ve dikkatlice mücadele ettiğim balığı yüzeye yaklaştırdığımda merak yerini şaşkınlığa bıraktı. Oltanın ucundaki hatırı sayılır boyda bir sargozdu. Yüzeye çıktığında tamamen yorulmuş olan balığı zorlanmadan kepçeleyip dışarı aldıktan sonra bu nadir gerçekleşen olayı fotoğraflama işine koyuldum.


5 dakikalık fotoğraf faslından sonra yemimi tekrar suyla buluşturdum. Yem tamamen dibe battıktan sonra aynı şekilde yaralı balık aksiyonlarıyla çekmeye başlar başlamaz sağlam bir vuruş daha geldi. Kafa vuruşlarına bakılırsa bu seferki de sargoz olmalıydı. Keyifli bir mücadelenin ardından 2. sargozumu da kepçeleyip birkaç kare fotoğrafını çektikten sonra yemi aynı yere gönderdim. 3. atışımda da vuruş gecikmedi. Gelen yine hatırı sayılır boyda bir sargozdu. Peş peşe 3 güzel sargoz aldığıma göre aşağıda kim bilir kaç bireylik bir sürü vardı. Bir an için kendimi rüyada gibi hissettiysem de takip eden 3-4 atış üst üste boş geçince rüyadan uyanma vakti geldiğini anladım. Sürünün merayı terk ettiğini düşünmeye başladığım anda güzel bir vuruş daha geldi. Bu seferki balık diğerlerinden farklı olarak kafa atmak yerine cılız bir kuvvetle aşağı basmaya çalışıyordu. Zorlanmadan yüzeye getirdiğimde küçük bir kum gridası olduğunu gördüğüm balığı çabucak fotoğraflayıp denize iade ettim. Sonrasında hem spin hem de LRF takımlarıyla başka vuruş alamayınca saat 07:30 gibi avı sonlandırdım.





Marmaris serüvenim çok keyifli başlamıştı. Nicedir hayalini kurduğum güzellikte bir LRF avı yapmış olmanın mutluluğuyla ertesi sabah biraz daha erken saatte aynı meradaki yerimi aldım. Meraya varır varmaz heyecanlı bir şekilde atıp çekmeye başladığım halde 15 dakika kadar vuruş gelmedi. Yemi dibe indirip zıplatma aksiyonlarına başladığım bir ara yem olduğu yerde mıhlanıp kalınca bir anlık balık yapıştı diye heyecanlandıysam da oltam dibe takılmıştı. Ne yazık ki makinemde sarılı olan 0.22 mm'lik monoflament misinam yemi dipten sökmemi sağlayamadan kopuverdi. Yedeği olmayan yemimi kaybettiğim için moralim bozulmuş bir şekilde takımımın ucuna taktığım farklı bir mini maket balıkla atıp çekmeyi sürdürdüm. 15-20 dakika kadar LRF takımım ve çeşitli sahte yemlerle denemeler yapıp sonuç alamayınca spin takımımın ucuna, Antalya'daki meralarımda favori yemim olan glow ( fosforlu ) renkli 10 cm/10 gramlık kurşun kafalı silikon balığı takıp dipte düz çekiş ve zıplatma aksiyonlarıyla denemeye devam ettim. Birkaç atış sonra nihayet beklediğim vuruş geldi. Bir gün önce yakaladıklarımdan daha kuvvetli kafa atan balıkla mücadele ederken oltanın ucundakinin ne olduğunu tahmin etmeye çalışıyordum. Daha uygun bir yem kullanmış olsam sargoz olduğunu düşünebilirdim belki ama bu yemle sargoz yakalayabileceğimi hiç tahmin etmiyordum. Kısa bir mücadelenin ardından yüzeye çıkardığım balığı görünce bir kez daha şaşırıp kaldım. Gelen önceki gün yakaladıklarımdan daha irice bir sargozdu. Yüzeyde biraz daha yorduğum balığı sakince kepçeleyip dışarı aldım.



Avın devamında LRF takımımı yakışıklı bir yazılı orkinos yavrusu ziyaret edip çabucak ait olduğu yere geri döndü. O gün ve takip eden günlerde Marmaris'te başka sargoza denk gelemesem de bu hikayedeki balıklar uzun yıllar hafızamdan silinmeyecek, en değerli avlarım arasındaki yerini aldılar bile.


12 Eylül 2015 Cumartesi

LRF: Antalya Lüferleri

Akdeniz'de avlanmanın bana göre en güzel yanı tür çeşitliliğinin fazla olması. Bu sayede dünya denizlerinde uygulanan balıkçılık disiplinlerinin çoğunu uygulayarak çok çeşitli balıklar yakalama imkanı buluyorum. Özellikle de avcılığından en çok keyif aldığım LRF takımları ve küçük yapay yemlerle atıp çekerken oltaya ne vuracağının belli olmaması ava ayrı bir heyecan katıyor. Çoğu zaman çok tatmin edici ebat ve miktarlarda balık yakalayamasam da hafif jiglerle kandırdığım rengarenk bir yazılı hani ya da boyundan beklenmeyecek şekilde mücadele eden el kadar bir melanur bile beni mutlu etmeye yetiyor. Antalya'da yaşayanlar, yaz aylarında hemen her gün 10-11 gibi başlayıp gün batımına kadar denizden karaya esen meltem rüzgarını çok iyi bilir. İşte ben bu rüzgarı çok seviyorum. Hem bunaltıcı yaz aylarında havayı biraz olsun serinleterek akşam suyunda olta atabilmemi sağlıyor hem de beraberinde getirdiği dalgalarla kıyıyı karıştırıp LRF takımları ve hafif jiglerle avlanmam için çok uygun bir ortam oluşturuyor. Rüzgarın denizden karaya esip dalgaların kıyıyı karıştırdığı havalarda özellikle falezler, liman mendirekleri ve doğal kayalık kıyılarda hafif jiglerle melanur, tral, yazılı orkinos, sarı kuyruk, sinarit vb. çok farklı türde balık kandırmak mümkündür. 21 Ağustos 2015 akşamı da 17:00 gibi bu ümitlerle biraz LRF yapmak için mendirek kayalıklarındaki yerimi aldım.

Meraya vardığımda tam istediğim gibi deniz çırpıntılı ve su bulanıktı. Ava, daha önce güzel balıklar kandırdığım 8.5 gramlık bir jigle başlayıp 5-10 metre aralıklarla yer değiştirerek asıl hedefim olan iri melanur ve tral sürülerini aramaya başladım. 0.10 mm'lik ip ve 0.25 mm'lik monoflament şok misinasıyla donattığım 251 cm, 7-23 g aksiyonlu light spin kamışı ve 30 kalibrelik makineden oluşan takımımla yaklaşık 50 m mesafeye gönderdiğim jigi kah düz çekerek, kah hızlı sarımda çekerken kamışın ucuyla küçük titretme hareketleri yaptırarak yarım saat kadar denediğim halde sonuç alamayınca biraz da jigi dipten büyük zıplatma hareketleriyle çekerek denemeye karar vermedim. Aksiyon tekniğini değiştirdikten sonra ikinci atışımda beklediğim vuruş geldi. Keyifli bir mücadelenin ardından kıyıya getirdiğim balık hafif jiglerle yakalamayı hiç ummadığım mırmırdı. Yemi ağzından çıkarmadan yakışıklı balığın çabucak birkaç kare fotoğrafını çekip ava geri döndüm.



Aynı bölgede çeşitli aksiyonlarla çektiğim jige başka vuruş gelmeyince kayalıkların kumsalla birleştiği yere yakın olan daha bulanık kısımda denemeye karar verdim. Yeni meramda gerçekleştirdiğim ilk atışta küçük titreşim aksiyonları ve hızlı sarımla çektiğim jige kıyıya 5 m kala sağlam bir vuruş geldi. Balığın vurmasıyla suyun dışına fırlayıp vücudunu silkeleyerek oltadan kurtulması bir oldu. Balık suyun dışında bir anlık görünüp gözden kaybolsa da ne olduğunu anlamıştım. Bu kurtulma manevrası tipik bir lüfer hareketiydi. Vakit kaybetmeden oltamı vuruş aldığım yerin biraz açığına atıp aynı teknikle çekmeye başladım. Yemi birkaç metre çekmiştim ki bir vuruş daha geldi. Bu sefer suyun dışına fırlamasına müsaade etmemek için kamışımın ucunu suya sokup dikkatli bir şekilde çektiğim balığı seri bir hareketle dışarı atmayı başardım. Suyun dışında çılgınlar gibi çırpınan lüferi kaya aralarındaki derin boşluklara düşürmemek için elimle karnım arasında sıkıca tutup kontrol ettikten sonra kovanın içine atmayı başardım.


Takip eden atışta boş geçip bir sonraki atışımda güzel bir vuruş daha aldım. Oltanın ucundaki lüferi kıyıya getirdiğimde peşinden 4-5 tane daha lüfer takip ettiğini fark ettim. Anlaşılan merada çok güzel bir lüfer sürüsü vardı. İkinci lüferimi de kovaya attıktan sonra vakit kaybetmeden atıp çekmeye devam ettim. Sonraki birkaç atışta aynı jigle 1 takip ve yakalanmayan 1 vuruş aldıktan sonra 22 gramlık favori kaşık modelimin 10 gramlık olanıyla denemeye karar verdim. Yaklaşık 40 m mesafeye gönderdiğim kaşığın 2-3 metre batmasına müsaade edip aksiyon vermeden orta hızda sarmaya başladıktan birkaç saniye sonra vuruş geldi. Bu seferki diğerlerinden çok daha kuvvetli bir balıktı. Takımım ince olduğu için çok dikkatli mücadele etmem gerekiyordu. Balık kıyıdan yaklaşık 15 m açıkta ilk defa kendini gösterdiğinde 1 kilonun üstünde çok yakışıklı bir kofana yakaladığımı anladım. O andan sonra heyecan yerini korkuya bıraktı. Bu kadar ince bir takımla kofana gibi hareketli ve hırçın bir balığı kepçem olmadan nasıl dışarı çıkaracağımı düşünmeye başladım. Balık yorulup kıyıya gelince ani bir kararla önümdeki eğimli kayanın üzerine çıkarmayı denedim. Sakince kayanın üzerine çıkardığım balığın üstüne atlayıp yakalamaya çalıştıysam da tek elimle kavrayamayacağım kadar kalın olan balık bütün kuvvetiyle çırpınıp elimden kurtulmayı başardı. O an en korktuğum şey oldu ve çırpınmanın kuvvetiyle balık 0.25 mm'lik şok misinamı koparıp kayaların arasındaki su havuzuna düştü. Son bir ümitle atıldıysam da balığın denize yüzmesini seyretmekten başka bir şey yapamadım. Sonrasında başka balık alamayınca 19:30 gibi avı sonlandırdım.



Ertesi günü boş geçip 23 ağustos sabahı 05:30 gibi meraya vardım. 10 dakika kadar havada aydınlanma emarelerinin başlamasını bekleyip takımımın ucuna taktığım 40 mm boy ve 3 g ağırlığındaki mini popper sahtesiyle ilk atışımı gerçekleştirdim. Ağırlığından beklenmeyecek şekilde 20-25 m mesafeye gönderdiğim yemi kamışımın ucuyla verdiğim küçük titreşim aksiyonlarıyla suyun üstünde çırpınan yaralı balık taklidi yaptırarak çekmeye başladım. Aksiyona başlayalı birkaç saniye olmuştu ki önce boşa giden bir saldırı ardından suyun üstünde şapırtı koparıp yemi dibe çeken bir vuruş geldi. Gelen yakışıklı bir melanurdu. Balığı kovaya attıktan sonra vakit kaybetmeden yemi aynı yere gönderip aksiyona başladım. Yine yem kıyıya gelene kadar ardı ardına saldırılar olduysa da vuran balıklar kurtulmayı başardı. Anlaşılan bu yem gerçekten çok etkiliydi. Avın geri kalanında mini popper sahtesi mıknatıs gibi balıkları kendine çekmeye devam etti. Yeme saldırırken yemle birlikte havaya fırlayıp kurtulan lüferler, yemin sıçrattığı suyu ve titreşimi metrelerce uzaktan fark edip hamle yapan zarganalar, ardı ardına vurup bırakan melanurlar ve barakudalarla 1.5 saat boyunca çok heyecanlı ve eğlenceli bir av geçirdim. Avın sonunda kovamda 4 melanur ve 1 lüfer, hafızamda ise sayısının hatırlamadığım kadar çok saldırı, yolda ve kaldırırken düşen balıklar ve çok küçük olduğu için geri saldığım melanurlar vardı.



Ertesi sabah yine aynı yerde, aynı yemle deneyip bir kaç ufak melanur ve 1 lüfer daha kandırmayı başardım. Kovaya attığım 1 lüfer ve geri saldığım ufak melanurların yanında yine çokça saldırı ve son anda kurtulan güzel bir lüfer vardı. Hemen hemen her atışımda mini popper sahtesine saldıran bilek kalınlığındaki zarganaları yakalamayı çok istediysem de ya sert gagaları yüzünden yakalanmadılar ya da yakalanıp kısa bir mücadeleden sonra kurtulmayı başardılar. Her şeye rağmen yine baştan sona adrenalin ve eğlence dolu bir av oldu.



Bir sonraki sabah suyunda da gün ağarmadan meradaki yerimi alıp heyecanlı bir şekilde atıp çekmeye başladım. İlk atışımdan itibaren her an balık vuracakmış gibi tetikte beklediysem de uzun bir süre ne bir vuruş ne de bir takip oldu. Diğer günlerin aksine karadan denize doğru esen rüzgar işleri değiştirmişti. Aynı yerde 20 dakika kadar deneyip vuruş alamayınca yer değiştirip mendirek boyunca 200 m ileride, kıyıdan 10 m açığa kadar sığ kayalıktan sonra dik bir eğimle 15 m derinliklere ulaşan yeni bir meraya geçtim. Daha önceleri buradan güzel traller, yazılı orkinoslar, baraküdalar alıp ne olduğunu göremediğim büyük balıklar kaçırmıştım. Vakit kaybetmeden mini popper sahtesiyle atışımı yapıp aksiyon yaptırarak çekmeye başladım. İlk atışımda güzel bir vuruş geldiyse de balık yakalanmadı. İkinci atışımda da boşa giden bir vuruş alıp üçüncü atışımda hatrı sayılır boyda bir melanur kandırmayı başardım. Bu balıktan sonraki ikinci atışımda ufak bir melanur daha kandırıp ait olduğu yere iade ettikten sonra bir kaç üst üste yeme herhangi bir hamle olmadı. LRF takımı kenara bırakıp biraz da spin takımım ve 30 gramlık bir jigle açıkları denemeye karar verdim. Kah düz çekiş, kah kısa seri zıplatmalar, kah büyük fasılalı zıplatmalarla 15 dakika kadar denedikten sonra nihayet güzel bir vuruş geldi. Balığın mücadele şiddetinden de tahmin ettiğim gibi gelen yakışıklı bir melanurdu. İkinci melanurumu da kovaya attıktan sonra aynı yerde 15-20 dakika kadar daha deneyip avı sonlandırmaya karar verdim. Geri dönüş yolunda arabama doğru mendirek boyunca yürürken kıyıda kaçışan küçük balıkları görünce dayanamayıp mini popper sahtemle birkaç atış daha gerçekleştirdim. İlk atışımdan itibaren yeme hamleler yapan zarganaları kandırmaya çalışırken dipten gelen bir vuruşla yemim suyun içine çekildi. Bu seferki diğerlerinden daha kuvvetli ve farklı bir bir balığa benziyordu. Kısa ama keyifli bir mücadelenin sonunda kıyıya getirdiğim balık ne zamandır hasretini çektiğim çok yakışıklı bir traldi. Yaklaşık 1.5 saatlik süren bu av da benim için keyifli bir sabah sporu oldu.




Samsun'dan Antalya'ya tayin olduğumu öğrendiğim gün sevinçten havalara uçacak gibiydim. Akdeniz'in çok çeşitli deniz balıklarına kavuşacağım için 20 yıl avlandığım Marmara ve Karadeniz'i pek özleyeceğimi düşünmüyordum. İçimde hafif bir burukluk yaratan tek balık lüferdi. Bütün bir yıl beklediğimiz lüfer sezonu açılışını göremeyecek, sezon boyunca yakalanan lüferleri sosyal medyadan seyredip "boğazın sultanı", asık suratlı asi çocuğun peşinden koşamayacak olmak beni biraz üzüyordu. Şükürler olsun ki lüferler beni Antalya'da da yalnız bırakmadı. Devamı gelir mi bilmem ama bu kadarına da şükür diyelim...



30 Ağustos 2015 Pazar

LRF: Yemler, Aksiyonlar, Meralar ve Hedef Türler

Ülkemizdeki en yeni balıkçılık disiplini olan LRF ( Light Rock Fishing ) yöntemiyle avlananların sayısı her geçen gün artıyor. Çok hafif olta takımları ve sahte yemler kullanarak hemen her türlü balığın kandırılabildiği ve en küçük balıklarla bile maksimum mücadele keyfi sunan LRF disiplininin fanatikleri arttıkça şu soruyu daha sık duyar olduk. Hangi balık için, hangi yemi, nasıl bir aksiyonla kullanmalı? Çok geniş bir konu olan bu sorunun cevabını verebilmek için öncelikle LRF disiplininde kullanılan sahte yem çeşitlerini sınıflara ayırmamız, daha sonra bu yemleri nasıl aksiyonlarla kullanabileceğimizi ve hangi denizde, hangi türleri hedefleyebileceğimizi iyi bilmemiz gerekir.

LRF disiplininde kullanılan yemler spin yönteminde kullanılan yemlerin minyatür boyutluları olmakla beraber LRF yemleri çok daha fazla çeşitlilik gösterir. Bunun sebebi LRF yönteminin hedefinde predatör balık türlerinin yanında sadece küçük kurtlar ve kabuklularla beslenen taş balıkları, çok küçük balıklar ve planktonlarla beslenen pelajik balıklar ve tamamen dibe bağımlı yaşayan yavaş hareketli balıklar da olmasıdır. Kısacası LRF disiplininde hemen her türlü balığı kandırabilecek çok geniş bir sahte yem çeşitliliği vardır. Bu yemlerin en yaygın olanlarını, "silikon kurt/jighead kombinasyonları", "kurşun kafalı/kendinden ağırlıklı silikon balıklar", "mini maket balıklar", "mini jigler", "mini vibrasyon yemleri", "karides/yengeç taklitleri" ve "mini kaşık/döner kaşıklar" başlıkları altında sınıflandırarak uygulanacak aksiyonlar ve meralara göre hedef balık türleri yönünden inceleyebiliriz.



Silikon Kurt/Jighead Kombinasyonları: Bu sınıf yemler şüphesiz LRF yönteminde en çok kullanılan ve en fazla balık türünün hedeflendiği yem çeşididir. Bölgelere ve denizlere göre çeşitli boy ve şekillerde olabilen deniz kurtları hemen her türlü balığın mönüsünün başında gelir. Çok besleyici ve kolay av niteliğindeki deniz kurtları küçük balık türlerinin ve taş balıklarının birincil yemi olmasının yanında birçok büyük balık türünün de iştahını kabartır. Bu yüzden hafif bir zokaya ( Jighead ) iliştirilmiş silikon kurtlarla hedeflenebilecek balık çeşidi çok fazladır. Genelde 1-10 cm arasında değişen ve kırmızı, pembe, beyaz, sarı, turuncu, yeşil, fosforlu, şeffaf simli gibi birçok farklı renkte olabilen silikon kurtlar esnek yapıları sayesinde suyun içinde tıpkı canlı bir kurt gibi hareket ettirilebilir. Hedef balığa ve meranın özelliğine göre farklı ağırlık ( genelde 1-5 g ) ve iğne ebatlarındaki bir zokaya iliştirilmiş silikon kurdu dipte ağır ağır çekebilir, düzensiz zıplatma hareketleri yaptırabilir ya da her iki aksiyonu aynı anda uygulayabilirsiniz. Civarda kurt arayışında olan bir balık varsa her şekilde yeme saldıracaktır. Deniz kurtları genelde gündüz vakti midye kökleri, kaya/çakıl araları ve kum/çamur içleri gibi yerlerde gizlenirken hava karardıktan sonra gizlendikleri yerden çıkarak serbest şekilde dolaşmaya başlar. Gece vakti bir çok balık türünün beslenmek için kıyılara inmesinin en önemli sebebi budur. Hava karardıktan sonraki vakitler silikon kurt/jighead kombinasyonlarıyla avlanmak için de en uygun zamanlardır.


Silikon kurtların doğada daha kolay çözülebilen ve koku esanslı bir sıvı içinde satılan çeşitleri de vardır. Bu tarz kurtlar suyun içinde yaydıkları koku sayesinde tıpkı doğal yemler gibi balıkları kendilerine çekerek fazla bir aksiyona gerek kalmadan yeme vurmalarını sağlar. Kokulu kurtlarla avlanırken birkaç atışta bir yem değiştirmekte fayda vardır. Kokusu azalan yem sıvısının içine bırakılıp bir süre bekletildiği zaman koku ve cezbedicilik özelliğini tekrar kazanır. Bu yemler balıkların çok iştahlı olmadığı zamanlarda avın verimini pozitif yönde etkilese de kolay parçalanmaları ve sentetik kurtlara nazaran daha pahalı olmaları gibi olumsuz yönleri de vardır. Özellikle ispari, karagöz, lüfer gibi dişli balıklar silikon kurdun zokanın ucundan sarkan kısmını dişleyerek kolaylıkla koparabilir. Dişli ve yemi tek hamlede yutmayan ufak ağızlı balıklar için zokaya, silikon kurdun kuyruğuna kadar uzanan, ufak bir hırsız iğne ilave etmek avın verimini arttırır.


Silikon kurt/jighead kombinasyonları hedef balığa göre değişmekle birlikte her çeşit merada kullanılabilir. Örneğin; pisi, kalkan, trakonya, mırmır gibi balıklar için kumluk meralar, karagöz, eşkina, kikla, iskorpit gibi balıklar için kayalık meralar tercih edilebilir. Sığ meralar ( 0-3 m ) için 0.5-2 gram arası zokalar yeterliyken nispeten derin meralar ( 4-10 m ) için 2.5-5 gram arası zokalar daha uygundur. Hedef balığın büyüklüğüne ve ağız yapısına göre kullanılacak zokanın iğne büyüklüğünü de doğru belirlemek gerekir. Örneğin; istavrit, izmarit ve ispari gibi küçük ağızlı balıklar için 6-8 numara iğneli zokalar, daha büyük ve geniş ağızlı balıklar için 1-4 numara iğneli zokalar tercih edilmelidir. Büyük balıklar için iğnenin büyüklüğü kadar sağlamlığı da önemlidir. İri boy eşkina, karagöz, levrek gibi balıklar iğnesi sağlam olmayan zokaları kolaylıkla açıp kurtulabilir.



İskele ayakları, liman içleri ve kayalık kıyılar bu tarz yemler için en garantili meralardır. Silikon kurt/jighead kombinasyonlarıyla bütün denizlerimizde çok çeşitli balıklar kandırmak mümkündür. Bunların en yaygın olanlarına örnek olarak Karadeniz için; istavrit, eşkina, levrek, minekop, ispari, izmarit, kırlangıç, kalkan, lapin, zargana, kayabalığı, iskorpit, yazılı hani, gelincik, trakonya, mezgit, Marmara için Karadeniz'dekilere ilave olarak; mırmır, pisi, baltabaş karaköz, kikla, benekli hani, yer yer çipura, Ege ve Akdeniz için ise ; çipura, melanur, karagöz ve mercan türleri, sinarit, orfoz, lahoz, levrek başta olmak üzere onlarca farklı türü sıralayabiliriz. Silikon kurt/jighead kombinasyonlarıyla tatlı sularda da kandırılamayacak tür sayısı yok denecek kadar azdır.



Kurşun Kafalı/Kendinden Ağırlıklı Silikon Balıklar: Bu tip yemler daha çok yavru balık hedefindeki avcı balıklar içindir. Balık kafası şeklindeki zokalara iliştirilmiş silikon balıklar ile ağırlığı içinde gömülü olan silikon balıkların LRF takımlarıyla atılabilecek kadar hafif olanları ( 1-12 g ) bu sınıfın içinde yer alır. Bu tip yemlerde hareketli bir kuyruk ( pedal kuyruk ( paddle tail ) ya da orak kuyruk ) olabileceği gibi düz kuyruklu olanları da mevcuttur. Düz kuyruklu olanları çekerken kamışın ucuyla çeşitli vurdurma hareketleri yaparak yeme yaralı balık aksiyonu vermek gerekir. Hareketli kuyruklu olanları ise hem düz çekiş hem de yaralı balık aksiyonları ile kullanmak mümkündür. Hedef balığın karakterine göre yem dipten, orta sudan ya da yüzeyden yavaş, orta ya da yüksek hızda çekilebilir.



Bu tip yemlerle avlanmak için en uygun meralar avcı balıkların sık ziyaret ettiği liman içleri, liman mendirekleri, kayalık sahiller, dere ağızları, iskele çevreleri, burunlar ve yavru balıkların toplanabileceği her türlü yerlerdir. Bu tip yemlerle hedeflenebilecek baskın türlere örnek olarak; Karadeniz için lüfer, levrek, palamut, zargana, kırlangıç, iri istavrit, iri kayabalığı, yazılı hani, iskorpit, deniz alası, minekop ( kötek ), kalkan ve hatta eşkina, ispari. Marmara için Karadeniz'dekilere ilave olarak yer yer baltabaş karagöz, sinarit, mercan, kalamar,  Ege ve Akdeniz için ise akya, sarı kuyruk, sinarit, baraküda, yalederma, yazılı orkinos, uskumru, kolyoz, zargana, melanur, tral, iskender balığı, orfoz, lahoz, mercan türleri, lambuka, ceylan, kalamar vb. onlarca türü sıralayabiliriz. Silikon balıklarla tatlı su meralarında da turna, yayın, sudak, tatlı su levreği, tatlı su kefali vb. birçok avcı balık türünü kandırmak mümkündür.



Mini Maket Balıklar: LRF yönteminde kullanılan maket balıklar, spin yönteminde kullanılan her türlü maket balık tipinin minyatürüdür. Mini maket balıklar, dalarlı ( Floating ), batan ( Sinking ), su üstü ( top water ) ya da su üstünde su sıçratan ( Popper ) tipte olabilir. Bu tip yemlerin hedefinde de küçük balıklarla beslenen avcı balık türleri vardır. Dalarlı ve batan tip sahteler düz çekiş ve arada vurdurma aksiyonları, su üstü sahteleri ise çeşitli WTD (Walk The Dog) aksiyonlarıyla kullanılabilir. LRF disiplininde hedef tür sayısını arttırabilmek için istenilen derinlikten çekilebilen batan tip mini maket balıklar daha çok tercih edilir. Mini maket balıklarla avlanmak için en uygun meralar ve denizlerimize göre hedeflenebilecek balık türleri bir önceki başlıkta bahsettiğimiz silikon balıklarla aynıdır.




Mini Jigler: Mini jigler bana göre LRF disiplininde kullanılan yapay yemler arasında en keyifli olanıdır. Ağır metal jiglerle yapılan dikey ( vertical ) ve kıyıdan ( shore ) jigging yöntemlerinden tek farkı bu disiplinde kullanılan jiglerin çok küçük ve hafif olmasıdır. Çok hafif olta takımları ve hafif jiglerle ( genelde 1-12 g ) yapılan ve dünya genelinde "Ultra Light Jigging" ya da "Micro Jigging" olarak bilinen bu disiplinde temel mantık hafif jiglere düzensiz aksiyonlarla yaralı/kaçan balık taklidi yaptırarak avcı balık türlerini kandırmaktır. Mini jiglerin LRF disiplininde kulanılan diğer yapay yemlere göre en önemli üstünlüğü atış menzilidir. Uygun atarlı kamışlar ( örneğin 3-12 g ) ve çok ince örgü misinalarla ( 0.06-0.10 mm ) 10 gramlık bir jigi 60-70 m mesafeye göndermek mümkündür. Mini jiglerin avantajlarından biri de diğer yapay yem tiplerine göre daha hızlı batmasıdır. Bu sayede derindeki balıklara ulaşmak ve suyun bütün katmanlarını taramak daha kolaydır.



Mini jiglerle tekneden ya da iskeleden avlanırken jigi altınıza sarkıtıp sabit derinlikte yukarı aşağı zıplatabilir ya da uzunlu, kısalı zıplatma aksiyonlarıyla dipten yukarı doğru toplayabilirsiniz. Kıyıdan ileri atışlarda ise jigi dipten, orta sudan ya da yüzeyden düz çekiş, kısa ve seri zıplatma hareketleri ya da büyük ve fasılalı zıplatma hareketleriyle kıyıya çekerek avcı balıkları kandırabilirsiniz. Bu tip yemler gündüz vakti daha verimli olsa da ışık alan yerlerde gece boyunca balık vurmaya devam edebilir. Mini jiglerle yapılan LRF avcılığının bana göre en eğlenceli tarafı çok hareketli ve beceri isteyen bir tarz olmasıdır. Yem hızlı olduğu için balığın yeme vurması da hızlı ve şiddetli olur. Bu da avın keyfini arttıran farktörlerden biridir. Mini jiglerle daha çok hızlı avlanan balık türleri hedeflense de dibe yakın aksiyonlar yaptırılan küçük bir jige kayabalığı, pisi, kalkan, kırlangıç, karagöz, ispari, eşkina, trakonya vb. birçok ağır hareketli dip balıkları da saldırabilir. Kısacası bu tip yemlerle de denizlerimizde ve tatlı sularda kandırılamayacak tür sayısı çok azdır.




Mini Vibrasyon Yemleri: Vibrasyon yemleri, tombul, yanlardan basık yapıları ve misina bağlantı yerlerin konumu itibariyle suya karşı direnç uygulayarak titreşim aksiyonu ( Vibrasyon ) yapan yem tipleridir. Metal, sert plastik ya da ahşaptan imal olabilen bu yemlerin küçük ve hafif versiyonları da LRF yönteminde kullanılan yemler arasındadır. Metal vibrasyon yemlerinin sırtında yüzme derinliğinin ve titreşim şiddetinin ayarlanabilmesi için birden fazla misina bağlantı yuvası bulunabilir. Bu tip yemler genelde düz çekişle kullanılsa da arada kamışın ucuyla vurdurma hareketleri yaptırarak yeme yaralı balık aksiyonu da kazandırılabilir. Ülkemizde henüz çok yaygın olmayan vibrasyon yemleriyle de hem denizlerimizde hem de tatlı sularda bir çok farklı balık türünü kandırmak mümkündür.


Ömer Soyak'ın Metal Vibrasyon Yemleriyle Kandırdığı Muhteşem Balıklar
Karides/Yengeç Taklitleri: Taş balıkları başta olmak üzere bir çok deniz balığının menüsünün başında gelen karides ve yengeç taklidi yapay yemler de LRF disiplininde sık kullanılan yemler arasındadır. Bu tip yemler silikon, maket ( sert plastik ) ya da maket-silikon karışımı yapıda olabilir. Silikon karides/yengeç taklitleri genellikle küçük bir zoka yardımıyla kullanılsa da kendinden ağırlıklı olan modelleri de vardır. Karides türleri doğada tehlike anında güçlü kuyruk paletlerini karınlarının altına doğru sertçe vurarak geri geri kaçtıklarından karides taklidi yemlerle avlanırken bu hareketi taklit etmek gerekir. Bu nedenle silikon karidesleri zokaya kuyruğunun arkasından takıp iğneyi sırtından çıkarmak ve kısa sert vurdurma hareketleriyle geri yönde aksiyon vermek daha doğrudur. Silikon yengeç taklitleri de zokaya benzer şekilde takılır. Bu tip yemler kayalık meralarda dibin biraz üstünden ( takılmaları önlemek için ), kumluk meralarda ise dipten çekildiği zaman balık yakalama şansı daha yüksek olsa da yerine ve hedef balığa göre tamamen yüzeyden de çekilebilir. Karides/yengeç taklidi yemlerle başta karagöz, çipura, levrek, eşkina, minekop, iskorpit, lahoz, orfoz, sarı ağız, tatlı su levreği, sudak, turna olmak üzere birçok farklı balık türünü kandırmak mümkündür.



Ömer Soyak tarafından silikon karidesle kandırılan dev minekop
Mini Kaşık/Döner Kaşıklar: Ülkemizde en yaygın at-çek yemlerinin başında gelen kaşıklar LRF yönteminin de gözde yemlerindendir. Boyasız parlak metal ya da çeşitli renklerde boyanmış olabilen kaşık ve döner kaşıklar güneşten aldıkları ışığı çakarlı ( yanıp sönen ) bir şekilde yansıtarak avcı balıkların dikkatini çeker. Kaşıklar uzun atış menzilleri ve hızlı batmaları gibi özellikleriyle jiglerle benzerlik gösterseler de zıplatma aksiyonlarından çok düz çekişle kullanıma uygundur. Aynı şekilde daha çok tatlı su balıklarında etkili olan döner kaşıkların metal yapraklarının dönebilmesi için de düz çekiş gereklidir. Kullanımı çok kolay olan kaşık ve döner kaşıklarla da deniz ve tatlı sularda çok çeşitli balıklar kandırmak mümkündür.



LRF disiplininde her balık trofe, her balık ayrı bir keyiftir. Cebinizde taşıyabileceğiniz küçücük bir yem kutusu ve elinize aldığınız çok hafif bir oltayla kıyılarda dolaşıp adrenalin kovalamak için ne bekliyorsunuz. Çoğu zaman yanınızda kova taşımanıza bile gerek yok. Fotoğraf makinenizin hafıza kartına istediğiniz kadar balık sığdırabilirsiniz.

4 Ağustos 2015 Salı

Temmuz Yazılıları

Tür çeşitliliği bakımından en zengin denizimiz olan Akdeniz'de yılın 12 ayı kıyıdan ve tekneden bereketli avlar yapmak mümkündür. Bazı türler yıl boyu kıyılarda av verirken, bazı türler yılın  belli dönemlerinde açıktaki derin meralara çekilebilir ya da açık denizde yaşayan bazı türler yılın belli dönemlerinde kıyılara inebilir. Bölgelere göre ciddi farklılıklar gösteren balık davranışlarını öğrenmek zaman isteyen bir iş olsa da kapsamlı bir araştırmayla yıllar içinde tecrübe edilebilecek bilgileri çok kısa sürede edinmek de mümkündür. Antalya'ya taşınır taşınmaz araştırmalarıma ve bölgenin tecrübeli balıkçılarıyla sohbetlerime başlayarak, daha önce 7 ay yaşadığım Antalya bölgesine ait eksik bilgilerimi tamamlamaya çalıştım. Araştırmalarım neticesinde yazılı orkinosların en irilerinin yoğun olarak yaz başında av verdiğini, ağustos ayından itibaren ise aşırı miktarda yavru yakalandığını öğrendikten sonra haziran ayından itibaren hayalini kurduğum iri yazılı orkinosların peşine düşmek için fırsat kollamaya başladım.

Antalya halkı bu balığı genellikle kıyıdan, 50-60 g ağırlığında şeffaf bir şamandıranın arkasına 1.5-2 kulaç misina ve ucuna pipet, sim karışımıyla hazırladıkları 5-6 cm'lik el yapımı yemler bağlayıp at-çek yaparak yakalıyor. Bu yöntemle özellikle Antalya falezlerinden çok verimli avlar yapıyor olsalar da benim aklımda yazılı orkinosları tekneden sırtı yöntemiyle ya da hafif spin takımlarla yakalamak vardı. Haziran ayını iş yoğunluğundan dolayı boş geçtikten sonra nihayet 11 temmuz sabahı Vedat abimin zodyak botuyla ilk sırtı avımızı gerçekleştirmeye karar verdik.

Bir gün önceden sırtı avında kullanmak üzere ucunda bir adet maket balık olan silikon çaparisi hazırlama işine koyuldum. 0.45 mm beden üzerine aralarında birer metre olacak şekilde 5 adet üçlü fırdöndü bağlayıp fırdöndülerin boşta kalan uçlarına 40 cm boyunda 0.35 mm'lik görünmez misinadan ( Florokarbon ) köstek ve 5.5 cm'lik beyaz renkli silikon balıklar ilave ettikten sonra takımın 2 kulaç önüne sırtı pembe yanları gümüş hologramlı 11.5 cm'lik bir maket balık bağladım. Sabahın ilk ışıklarıyla balıkçı barınağından ayrılıp Lara falezler bölgesine doğru tam yol harekete geçtik. Yaklaşık 15 dakika sonra meraya varır varmaz rölanti hızına düşüp botun arkasından çaparimi koyverdim. Kıyıdan 100-200 m açıkta sırtı çekerek dolaşırken bir yandan da çarşaf gibi pürüzsüz olan deniz yüzeyinde hareket görebilmek için gözümle etrafı tarıyordum.

Yarım saat kadar kıpırtısız deniz üstünde dolaştıktan sonra nihayet deniz yüzeyinde balık oynakları görünmeye başladı. Süratimizi koruyarak rotamızı oynakların olduğu tarafa doğru çevirip birkaç saniye yol almıştık ki elimde tuttuğum misinaya sağlam bir ağırlık bindi. İşte bu tam da beklediğim vuruştu. Heyecanla dümeni balığın üzerine kırıp mücadeleye başladım. Kısa süreli bir şaşkınlığın ardından balık müthiş bir süratle dibe fişekleyip parmaklarımı yakarcasına misina boşaltmaya başladı. Daha önce hiç yarım kilo üzerinde yazılı orkinos yakalamadığım için balığın kuvveti beni şaşırtmıştı. Oltanın ucundaki balık 5 kilo üzeri çok büyük bir yazılı mıydı yoksa bu balıklar tahmin ettiğimden daha mı kuvvetliydi? Bu sorunun cevabını öğrenebilmek için dikkatli bir şekilde mücadele etmeye devam ettim. Muazzam bir kuvvetle dibe fişekleyip kasnaktan 20 m kadar misina boşaltan balık biraz sakinleşince hafif hafif çekmeye başladım. Misinayı birkaç metre ancak toplamıştım ki oltanın ucundaki ağırlık aniden boşalıverdi. Bir anlık balığı kaçırdığımı düşündüysem de Vedat kaptanın "Balık sana doğru yüzüyor olabilir." uyarısı üzerine hızlı bir şekilde misinanın boşunu almaya devam ettim. Çok geçmeden Vedat kaptanın haklı olduğunu anladım. Balık tekrar yön değiştirip basmaya başlasa da gücü biraz kırılmıştı. Temkinli bir şekilde çekip ağır ağır balığı yükseltmeye başladım. Yüzeye 8-10 m kala Akdeniz'in kristal berraklığının içinde pırıl pırıl bir balık göründü. Takımın ucundaki maket balığa saldırıp hem ağzından hem de karnının altından yakalanan balığı yüzeye çıkarıp kuyruğundan tuttuğum gibi botun içine aldım.



Nihayet hayallerini kurduğum büyüklükte olmasa da çok yakışıklı bir yazılı orkinos yakalayıp birbirinden güzel fotoğraflar çekme şansı yakalayabilmiştim. Ertesi gün akşam suyunda şansımı kıyıdan denemek üzere mendirek kayalıkları üstündeki yerimi aldım. Hedefimde, 270 cm, 20-50 g atarlı 2 parça spin kamış, 35 kalibrelik makine, 0.14 mm 8 kat örgü ip ve 1 kulaç uzunluğunda 0.36 mm florokarbon şok misinasından oluşan spin takımımla kaşık ve 30 g civarı jigler atarak tral, kuzu ( sarı kuyruk), baraküda, yazılı orkinos vb. balıkları kandırabilmek vardı. Yazılı orkinosların çok gelişmiş görme yetenekleri olduğunu bildiğimden tercihimi doğal renklerden yana kullandım. Yazılı orkinoslar hakkında bildiğim diğer bir şeyse çok süratli balıklar oldukları ve hızlı yemlere daha iyi tepki verdikleriydi. Ava 21 g'lık gümüş renkli bir kaşıkla hızlı düz sarım yaparak başladım. 15 dakika kadar deneyip sonuç alamayınca 30 g'lık mavi-gümüş renkli bir jigle hızlı düz sarım yaparak denemeye devam ettim. Bu şekilde de sonuç alamayınca çok sık kullandığım jigging aksiyonlarından biri olan peş peşe 2-3 sefer sertçe vurdurup boşunu alma şeklinde dipten başlayıp orta suya kadar yeme aksiyonlar yaptırmaya başladım. Jigging aksiyonlarına başladıktan sonra ikinci atışımda sağlam bir vuruş geldi. Büyük bir şey yakaladığımı sanarak takıma var gücümle asılıp balığı dipten yükselttiğimde gelenin hayal ettiğimden çok küçük bir yalederma olduğunu gördüm. Jigin kancası balığa yan tarafından takıldığı için balık olduğundan daha ağır gelmişti. Vakit kaybetmeden çeşitli jigging aksiyonlarıyla denemelerime devam ettim.



Sık uyguladığım jigging aksiyonlarından biri de kısa ve sert aksiyonlarla boşluk vermeden, süratli bir şekilde jigi en dipten satıha kadar çekip tekrar dibe ya da orta suya inmesini bekledikten sonra hareketi tekrarlamak. Aksiyonlarıma bu şekilde devam ederken orta suda çok kuvvetli bir vuruş daha aldım. Bu seferkinin büyük bir balık olduğundan hiç şüphem yoktu. Balık tüm gücüyle dibe doğru basarken ben de balığın misinayı dipteki kayalara kestirmesine engel olmak için kamışımı olabildiğince yukarıda tutup boşluk vermeden sarmaya çalışıyordum. Acaba oltanın ucundaki neydi? Dipten en az 10 m yüksekte vurduğuna göre orfoz ya da lahoz olma ihtimali düşüktü. Hiç yorulmayacakmış gibi dibe, yukarı, sağa, sola fişekleyerek çılgınca mücadele eden balığın ne olduğunu az çok anlamıştım. Nihayet balığı yüzeye çıkarmayı başardığımda oltanın ucundakinin çok yakışıklı bir yazılı orkinos olduğuna tamamen emin oldum. Kıyıya getirdiğimde balıkta hala hiç bir yorulma emaresi yoktu. kıyıya paralel müthiş bir hızla manevralar yaparak oltadan kurtulmaya çalışan balığı uygun bir anını denk getirip dışarı almayı başardım. Yazılı orkinosun ardından aynı yemle orta boy bir de melanur kandırıp avı sonlandırdım.





Takip eden günlerin akşam sularında da kıyıdan spin takımım ve hafif jiglerle denemeye devam ettim. 13 temmuz akşam suyunu tek bir vuruş dahi alamadan boş geçip 14 temmuz akşamı 19:15 sularında 45 g'lık beyaz hologramlı bir jigle yakışıklı bir yazılı orkinos daha kandırdım. Yine çok keyifli ve heyecan dolu bir mücadelenin ardından dışarı almayı başardığım balıkla birkaç kare fotoğraf çektirip tek balıkla avı sonlandırdım. Sonraki günlerde gerek iş ve ailevi sorumluluklarım gerekse yüksek nem oranıyla birleşince dayanılmaz bir hal alan sıcak hava yüzünden nadiren deneyebildiğim kıyı avlarından sonuç alamadım.




Sıcak ve nemli hava, özellikle uzun mesafeler yürümeyi gerektiren kıyı avlarını çekilmez hale getirince fırsat bulabildiğimiz sabah sularında Vedat Kaptan'ın botuyla yazılı orkinos hedefli denemelerimize devam ettik. Vedat Kaptan, oğlu Teoman, yeğeni Kaan, can dostum Mehmet Ali ve ben takip eden günlerde çok güzel bir ekip oluşturduk. 19 temmuz sabahı gün ağarmadan 04:15'te buluşup Vedat Kaptan'ın kamyonetine irtibatlı römorku ile çektiği zodyak botunu Yeni Liman Balıkçı Barınağındaki çekek yerinden denize indirdik. Gün ağarırken oltalarımızı suyla buluşturabilmek için rotamızı Konyaaltı plajının bitişiğindeki falezlere doğru çevirip sabahın sessizliğini bozan motorumuzun sesiyle kıpırtısız denizin üstünden kayarcasına yola koyulduk. Meraya vardığımızda gün yeni yeni ağarıyordu. Heyecanlı bir şekilde takımlarımızı hazırlayıp spin takımımın ucuna taktığım beyaz hologramlı 45 g'lık jigi suyla buluşturdum. İlk başlarda hareketsiz olan deniz yüzeyi havanın aydınlanmasıyla birlikte yazılı orkinos oynaklarıyla karışmaya başladı. Dört bir yanımızda beliren oynakların arkasına doğru arka arkaya atışlar gerçekleştirdiğimiz halde aşırı miktardaki yavru balıklara odaklanan yazılı orkinosları kandırmayı başaramadık. Bir ara 100 m kadar ilerimizde diğerlerinden daha büyük bir beslenme çılgınlığı meydana geldi. Suyun üstünde kaçışan yavru balık sürülerinin arasına onlarca yazılı orkinos aynı anda saldırıp hızlarını alamayarak suyun dışına fırlıyordu. Hemen motoru çalıştırıp sürüyü korkutmayacak şekilde yaklaştıktan sonra ilk atışımı gerçekleştirdim. Oynağın hemen arkasına düşen jigimi küçük ve seri aksiyonlarla sürünün arasından çekmeye başlar başlamaz vuruş geldi. Aman Allah'ım bu nasıl bir kuvvet, bu nasıl bir hız. Oltaya yakalanır yakalanmaz dibe fişekleyen balık makinemden müthiş bir süratle ip boşaltırken hiç bir şey yapmadan bekliyordum. Kıyıdan açıkta olduğumuz için ipin kayalara sürtünüp kopma ihtimali çok düşük olduğundan stressiz bir şekilde mücadele edip botun yanına getirdiğim balığı kuyruğundan tuttuğum gibi botun içine aldım.



Yakaladığım yazılı orkinostan sonra keyfimiz yerine gelmiş şekilde ava devam ettik. Ara ara beliren oynakların arkasına atışlar yapmaya devam ederken sonar ekranında altımızdan geçen balık sürülerinin uyarısını gördükçe jigimi 30 m derinlikteki dibe indirip seri aksiyonlarla yukarı çekiyordum. Yine sonar ekranında yoğun balık gösterdiği bir ara dipten aksiyon yaptırarak çektiğim jigime güzel bir balık yapıştı. Gelen çok iri boy bir istavritti. Bu boydaki bir jige atladığına ilk defa şahit olsam da balıkların bölgesel davranış farklılıklarına alışık olduğumdan çok fazla şaşırmadım. Avın devamında başka balık alamayınca sıcak bastırmadan limana dönmeye karar verdik. Geri dönüş yolunda sıçan adasının açıklarında rölanti hızına düşüp 1 mm'lik misina üzerine beşer kulaç aralıklarla bağlanmış 100 gramlık 5 kurşun, son kurşunun önünde 7 kulaç 0.60 mm florokarbon misina ve 14.5 cm'lik kolyoz desenli bir maket balıktan oluşan dip sırtısı takımımızı denize koyverdim. 25-30 m derinliklerdeki meranın üzerinden geçerken hiç beklemediğim bir anda vuruş geldi. Balığı çekerken aklımdan bir sürü farklı tür geçse de gelen yine çok yakışıklı bir yazılı orkinostu. Bu balığın hatrına merada birkaç tur daha sırtı çekip başka vuruş alamayınca avı sonlandırdık.





23 Temmuz sabahı da aynı ekiple gün ağarmadan denize açılıp soluğu falezlerin açığındaki meramızda aldık. Farklı sektörlere yolladığımız 28-60 gr arasında değişen jiglerimizi yaralı balık aksiyonlarıyla çekerken ilk vuruş genç denizci Teoman'a geldi. Keyifli bir mücadelenin ardından botun içine almayı başardığı balık çok yakışıklı bir yazılı orkinostu. Peşi sıra dipten seri aksiyonlarla yukarı çektiğim 45 gr'lık jige bir vuruş da ben aldım. Bu defaki balık hatrı sayılır boyda bir istavritti. O dakikadan sonra hepimiz peş peşe vuruşlar aldık. Takımın en genç üyesi Kaan'ın yakalayıp incitmeden geri saldığı yavru kaya gridası dışında gelenlerin hepsi istavrit azmanıydı. Vurup bırakan, sudan çıkarırken kurtulan ve botun içine giren onca balıkla çok keyifli geçen avı 10:00 gibi sonlandırıp limanın yolunu tuttuk.





1 hafta kadar işlerimizden fırsat bulup denize denize açılamadık.  31 temmuz sabahı aynı ekip toplanıp tekrar denize açıldığımızda ise ilk durağımız Kaleiçi limanı önlerindeki batık geminin çevresi oldu. Sonar cihazımız batık çevresinde yoğun balık yazdığı halde bir süre hiç birimiz vuruş alamadık. İlk vuruş ava başladıktan yaklaşık 45 dakika sonra 10.5 gr'lık çok hafif bir jigle deneyen Mehmet Ali'ye geldi. Kamışın bükülmesine bakılırsa balık beklediğinden büyüktü. Daha küçük bir şeyler hedefiyle salladığı jigin üçlü kancasının balığa dayanabilmesi için mücadeleyi uzun tutup balığı tamamen yorması gerekiyordu. Birkaç dakika temkinli bir şekilde mücadele ettikten sonra keyfi yaşamam için oltayı bana devretti. 5 dk kadar süren heyecan dolu fakat bir o kadar da keyifli mücadelenin ardından botun yanına getirdiğim balık yine çok yakışıklı bir yazılı orkinostu. Sakince kuyruğundan tutup botun içine aldım.

Aynı merada yarım saat kadar denedikten sonra rotayı Büyük Liman mendireğine çevirdik. Trafik hattına ve demir sahasına girmeden rölanti hızda dolaşıp yaklaşık 40 m derinliklerde sonar ekranında balık görünce stopa çektik. Daha büyük bir şeyler kandırabileceğimi umduğum yeni meramızda bu defa spin takımım yerine nispeten daha sağlam olan shore jigging takımıma şans verip 60 gramlık beyaz hologramlı jigimi dipten yukarıya doğru kısa ve seri aksiyonlarla çekmeye başladım. Jig dipten 20 m kadar yükselmişti ki çok sağlam bir vuruş geldi. Balığın kuvvetine bakarak bu defa farklı bir şey yakaladığımı hissediyordum. Oltanın ucundaki kuzu muydu yoksa kallavi bir yazılı orkinos mu almıştım? Takımımdaki ipe ve jige monte ettiğim 1/0 no asist kancaya çok güvendiğim için korkmadan asılıp balığı çabucak botun yanına getirdim. Bu seferki de diğerlerinden biraz büyükçe bir yazılı orkinostu. Henüz tam yorulmamış balığı botun içine almak için kuyruğundan tutmaya çalıştığımda motor gibi salladığı kuyruğuyla beni biraz sarssa da elimden kurtulmayı başaramadı. Yemyeşil sırt desenleriyle muhteşem görünen balığı renkleri solmadan önce fotoğraflama işine koyulduk.




Hayalimdeki yazılı orkinosların peşinden koşarak geçirdiğim temmuz ayını da böylelikle bitirmiş olduk. Çok şükür ki Akdeniz yine tüm cömertliğiyle bereketini bizlere sundu. Kısa sürede birbirinden güzel balıklar yakalarken acemisi olduğum yazılı orkinos avcılığı hakkında da çok şey öğrendim. Hayalini kurduğum büyüklükte yazılılar yakalayamasam da bir gün mutlaka onlarla karşılaşacağımıza inanıyorum. Sırada hayalini kurduğum başka başka balıklar var. Bekleyip görelim...