21 Aralık 2015 Pazartesi

Mendirek Dövüşleri - 2

Ekim ayının başından itibaren mendirek kayalıkları üzerindeki grida, orfoz ve kuzu hedefli koşularıma ağırlık verdim. 2015 bahar sezonunda aynı merada yakaladığım ve kaçırdığım onca balıktan sonra biraz daha tecrübe kazanmış olarak yeni sezonun başlamasını iple çekiyordum. Hemen her sabah gün ağarmadan başladığım avların çoğunda en az 1.5 km'lik mendirek boyunca ağır at-çek takımlarım ve kurşun kafalı silikon balıklarla yer değiştirerek denemelerde bulundum. İlk başlarda avlarımın çoğunu vuruş dahi almadan, kimi zaman da fotoğraflayıp denize iade ettiğim 35-45 cm arası limit altı kum gridalarıyla sonlandırdım. Son derece zorlu bir parkur olan mendirek kayalıkları üzerinde sırt çantası, kepçe, kova, fotoğraf makinemin çantası ve olta takımlarımla koşar adımlarla yürümek ciddi efor sarf ettiren bir iş olsa da sonunda trofe balıklar ve fazla kilolarımdan kurtulmak olduğu için motivasyonumu kaybetmeden denemeye devam ettim.


15 Ekim sabahı da büyük bir şeyler kandırabilmek umuduyla mendirek kayalıkları üzerindeki yürüyüşüme başladım. Henüz avın başında at-çek yapmak için durduğum ilk noktada aldığım vuruşla heyecanlandıysam da gelen yine 30 cm civarı genç bir kum gridasıydı. Muhteşem desenleri ve bantlarıyla çok yakışıklı bir balık olan ufaklıkla çabucak birkaç kare fotoğraf çekip ait olduğu yere iade ettikten sonra yer değiştirerek denemeye devam ettim. Birkaç durak sonra mendireğin ortalarına geldiğimde kıyıdan yaklaşık 20 m açıkta bir vuruş daha geldi. Balığın vurmasıyla birlikte refleks olarak makinemin kalaması tamamen kapalı halde yukarı doğru asılarak seri bir şekilde çekmeye başladım. Grida hedefiyle at-çek yaparken gelen her vuruşta aynı refleks hareketini gösterdiğim halde son zamanlarda yakaladığım gridalar hep küçük olduğu için balıklara aşırı güç uygulamış oluyordum. Ama bu sefer oltanın ucundaki balık farklıydı. Tüm gücümle asılıp takımı kayalara kestirmesine müsaade etmeden kıyıya getirdiğim balığı gördüğümde nihayet limit üstü bir kum gridası yakaladığımı anladım. Kepçe kullanmaya gerek görmeden balığı dışarı alıp ölçtüğümde tam 45 cm geldi. Uzun aradan sonra limitler dahilinde bir kum gridası yakalamanın mutluluğuyla yarım saat daha deneyip avı sonlandırdım.



22 ekim sabahı her sabahkinden 1 saat daha erken uyanıp gün ağarmadan önce çeşitli maket balıklarla baraküdaya denemek niyetiyle farklı bir meradaki yerimi aldım. Çok iri olmasa da mutlaka birkaç baraküda kandırırım diye düşünürken 1 saat boyunca vuruş bile alamadan atıp çektikten sonra gün ağarırken grida hedefiyle mendireğin yolunu tuttum. Yaklaşık 15 dakika süren zorlu parkurun ardından gözüme kestiriğim kıyıya yakın, yüksekçe bir kayanın üzerinden ağır spin takımım ve 42 g'lık, glow renkli kurşun kafalı silikon balıkla at-çeke başladım. Henüz 2. ya da 3. atışımda önüme kadar çektiğim yemi sudan çıkarmak üzereyken yemim bir şeye takılmış gibi olduğu yerde mıhlanıp kaldı. Yemin takıldığı yeri görmek için ayaklarımın dibindeki suya baktığımda yemimi irice bir baraküdanın yutmuş olduğunu fark edip tek hamlede balığı dışarı aldım. Balığın yeme saldırmasıyla suyun dışına çıkması birkaç saniye sürmüştü. Gecenin köründe kalkıp zifiri karanlıkta sabırla at-çek yapma sebebim olan balık, ümitlerim tükenmişken, hiç beklemediğim bir yerde, hiç beklemediğim bir yeme vurmuştu. Takip eden 1.5 saat içinde grida kandıramasam da kovamın içindeki yaklaşık 75 cm'lik çok yakışıklı bir baraküdayla hedefime ulaşmış ve mutlu olarak avı sonlandırdım.



Hemen her sabah suyunda farklı meralarda denediğim halde kasım başında mendirek burnunda Shore Jigging tekniğiyle kandırdığım yazılı orkinos dışında uzun süre kayda değer bir avım olmadı. Kasım ortasından itibaren sabah suyu avlarıma çeşitli meralarda 28-60 gram arası jigler ve Shore Jigging tekniğiyle tral/kuzu hedefli denemeleri de dahil ederek devam ettim. 11 kasım sabahı da ilk olarak gün ağarırken trale deneyip sonuç alamayınca mendireğin yolunu tuttum. Her zaman kullandığım silikon balığın simli beyaz olanıyla atıp çekmeye başladıktan kısa bir süre sonra güzel vuruş geldi. Gelen yine çok yakışıklı bir limit altı kum gridasıydı. Çabucak yakışıklının birkaç kare fotoğrafını çekip incitmeden suya iade ettikten sonra ava devam ettim. İlk balıktan yaklaşık yarım saat sonra aynı yeme bir vuruş daha geldi. Kuvvetine bakılırsa bu defaki güzel bir gridaya benziyordu. Boşluk vermeden, çok seri bir şekilde kamışı yukarı vurdurarak çekip balığı kepçelemeyi başardım. Nihayet limiti kıl payı geçen yakışıklı bir kum gridası daha yakalamıştım. Bir kaç güzel fotoğraf karesinden sonra saatimi kontrol ettiğimde saat 07:05'i gösteriyordu. Mesai öncesi olta atmak için en az 1 saatim daha vardı. Yer değiştirmeden birkaç atış daha yapıp sonuç alamayınca bu defa aynı yemin pembe renkli olanıyla şansımı denemeye karar verdim.



Pembe yemle ilk atışımı sol tarafımda, kayaların yer yer suyun dışına çıktığı sığlık alanın arkasına doğru gerçekleştirdim. Böyle bir atışta yemin dibe inmesine müsaade edersem takılma ihtimalimin yüksek olduğunu bile bile riske girmiştim. Kıyıya çapraz olarak yaklaşık 40 m mesafeye gönderdiğim yemimi dibe indirip düz sarımla orta hızda çekmeye başladıktan birkaç saniye sonra vuruş geldi. Yine adrenalin patlamasıyla çok seri bir şekilde kamışımı yukarı vurdurarak çekmeye başladım. Mücadeleyi kazanmama çok az bir mesafe kalmıştı ki korktuğum başıma geldi. Balık kıyıdaki sığlık alanda bulduğu bir mağaranın içine girmeyi başarmıştı. Balığı kaçırmaktan ya da yemi kaybetmekten ziyade balığın ağzında yemle sebepsiz yere ölme ihtimali üzüyordu beni. Güç uygulasam 0.50 mm'lik şok misinamın kolayca kopacağı kesindi. O an ilk aklıma gelen şeyi yaptım ve kıyafetlerimi çıkarıp iç çamaşırımla denize daldım. İpi takip ederek dibe ulaştığımda yemin dipteki bir kayaya takıldığını fark ettim. Çok şükür ki balık bir şekilde kurtulmayı başarmıştı. En azından elimde yedeği olmayan pembe yemimi kurtarmış olmanın mutluluğuyla sudan çıkıp avı sonlandırdım.

Canlı ve parlak renkleri seven gridaların pembe renge de rağbet edebileceği nicedir aklımdaydı. Pembe renkli slikon yemle daha ilk atışımda güzel bir vuruş alınca tahminim daha da güçlendi. Takip eden günlerde pembe renge daha çok şans verip bu teorimi pekiştirmek istiyordum. Genelde akşamları olta atmak için çok vakit bulamasam da bazen akşam sularında da kısa kaçamaklar yapma şansım oluyor. 13 kasım akşamında da havanın kararmasına yaklaşık 1 saat kala at-çek yapmak üzere mendirek kayalıklarının üstündeydim. İlk 20 dakika kadar vuruş alamadım. Yer değiştirip sığlık bölgenin sağ tarafına yakın, yüksekçe bir kayanın üzerinden atışımı yaptığım bir ara yemi birkaç metre çektikten sonra güzel bir vuruş geldi. Heyecanlı bir şekilde boşluk vermeden asılmaya başlamıştım ki olta boşaldı. Balık kurtulmuştu. Vakit kaybetmeden yemi aynı yere gönderip aksiyon vermeden orta hızda sarmaya koyuldum. Makarayı birkaç tur çevirdikten sonra sağlam bir vuruş daha geldi. Çok seri ve güçlü bir şekilde çekmeye başladıktan birkaç saniye sonra olta yine boşalıverdi. Hayretler içinde yemi çekip iğneyi kontrol ettiğimde iğnede herhangi bir bozukluk göremedim. Üst üste 2 balık kaçırmanın moral bozukluğuyla yemi aynı yere gönderip diplettikten sonra bütün sinirlerim gerilmiş bir şekilde çekmeye başladım. Sanki balık yemi bekliyormuş gibi aynı yerde çok sağlam bir vuruş daha geldi. Bu sefer kaçırmamak için dua ederek tüm gücümle mücadeleye başladım. Balık dibe doğru o kadar kuvvetli basıyordu ki kamışım iki büklüm olmuş halde balığı dipteki kayalardan yükseltmek için var gücümle dövüşüyordum. Şükürler olsun ki avantajlı bir yer seçtiğim için balıkla aramda yüksek tepecikler yoktu. Zorlu bir dövüşün ardından kıyıya getirdiğim balığı kepçeleyip dışarı aldım. Bu balık 60 cm'lik boyuyla mayıs ayında yakaladığım 66 cm'lik kum gridasından sonra hayatımda yakaladığım en büyük ikinci kum gridasıydı.



Bu avdan sonra pembe rengin grida üzerindeki başarısına iyice ikna oldum. Takip eden grida hedefli avlarımda glow, simli beyaz ve limon sarısının yanında pembe renkli silikonlara da çokça şans verdim. 18 kasım sabah suyunda mendirek üzerinde hızlı derinleşen bir noktada riske girip kıyıdan 10-15 m kadar açıkta diplettiğim 16 cm/42 g'lık pembe silikona yukarı aşağı zıplatma hareketleri yaptırırken 45 cm'lik limitin 1-2 cm üzerinde yakışıklı bir kum gridası daha kandırdım. Hemen her sabah yürüdüğüm halde çoğu zaman elim boş döndüğüm zorlu mendirek parkurunun yakaladığım balıklar ve yaşadığım heyecan dışında güzel bir etkisi daha oldu. Ekim başından kasım sonuna kadar ekstra spor yapmaya gerek kalmadan sadece beslenmeme dikkat ederek 81 kilodan 76 kiloya düştüm. Hala 3-4 kilom fazlam var. Balık peşinde koştururken onlardan da kurtulabilirim umarım...



1 Aralık 2015 Salı

Kuzuya Niyet Yazılıya Kısmet

Antalya'da ekim ayı umduğum gibi geçmedi. Özellikle Shore Jigging tekniği ile tral, sarı kuyruk, sinarit, orfoz, lahoz vb. avcılarından bolca yakalamayı hayal ederken hemen her sabah gittiğim avların çoğundan boş döndüm. Liman mendireğinde kurşun kafalı silikon balıklarla at-çek yaparak kandırdığım balıklarsa 45 cm'lik bir kum gridası ve 70 cm'lik bir baraküda dışında hep 30-45 arası limit altı kum gridalarından ibaret kaldı. Koca bir ay boyunca sadece 2 balık alıkoyup en az 15 genç kum gridasını ait oldukları yere iade ettim. Daha önce eylül ve ekim aylarında Antalya'da bulunmadığım için bu durumun normal olup olmadığından emin değildim ama konuştuğum yerli balıkçıların çoğuna göre balığın gecikmesinin sebebi havaların sıcak gitmesi ve deniz suyu sıcaklığının 23 derece civarında olmasıydı. Ekim ayı boyunca balığa geldiğim neredeyse bütün sabah sularında gök yüzü açık, hava esintisiz ve deniz süt limandı. Nihayet 2 Kasım sabahına rüzgarlı bir havayla uyanınca bir şeylerlerin değişebileceğini hissettim.

Takımlarımı yüklenip doğru liman mendireğinin en ucuna yürüdüm. Diğer günlerin aksine kurşun kafalı silikon balıklarla denemeden bütün av boyunca 274 cm, 120 g atarlı kamış, 55 kalibre makine, 0.25 mm 8 kat örgü ip ve 0.50 mm FC şok misinasından oluşan ağır at-çek takımımla Shore Jigging denemeleri yapmak niyetindeydim. Yem seçimimi üzerinde 1/0 numara asist kanca bulunan 60 gramlık beyaz renkli bir jigden yana kullanıp gün ağarırken ilk atışımı gerçekleştirdim. Yaklaşık 80 m mesafelere gönderdiğim jigimi 12-15 m derinlikteki dibe indirdikten sonra çeşitli shore jigging aksiyonlarıyla çekmeye başladım.  Asıl hedefimde iri kuzular olduğu için asist iğnemi sağlam seçip, makinemin kalamasını biraz gevşetmiştim. Bu tarz, kıyıları çok sığ olup daha sonra birden derinleşen aşırı kayalık meralarda avlanırken kalamanın gevşek olması risklidir. Her zaman balığın dibe yüzerek misinayı kayalara kestirme ihtimali olsa da 10 kg üzerindeki balıkları kalamasız çekmeye çalışmanın da birçok tehlikesi vardır. İğne açılabilir, ip ya da şok misinası düğüm yerlerinden kopabilir, kamış kırılabilir ya da makine dişli sıyırabilir. Yapılacak tek şey takımın bütün elemanlarını mümkün olabildiğince sağlam tutup yeri geldiğinde risk almaktır. Kısacası ne geleceği belli olmayan mendirek gibi zorlu meralarda bilgi ve tecrübe kadar şansa da ihtiyaç vardır.

Ava mendirek fenerinin altından dış tarafa doğru atarak başladıktan sonra birkaç atışta bir yer değiştirerek denemeye devam ettim. Jigi bazen büyük sert vurdurma aksiyonlarıyla dipten 5-10 m yükseltip, bazen de kısa çok seri vurdurma aksiyonlarıyla yüzeye kadar yükseltip tekrar dipletiyordum. Kısa, seri aksiyonlar çok yorucu olduğundan uzun süre devam ettiremesem de iştahlı bir balığa denk geldikten sonra aksiyonun çok da önemli olmadığını biliyordum. Yer değiştirerek mendirek burnunun en iç kısmına kadar geldikten sonra liman girişine ve iç tarafına doğru atışlara devam ettim. Ava başlayalı yaklaşık 1 saat olduğu halde vuruş alamamak avı daha da yorucu hale getiriyordu. Şöyle güzel bir balık yakalasam bütün yorgunluğum gidiverecekti.

Liman içine doğru kıyıya çapraz gerçekleştirdiğim atışlardan birinde önce jigi kısa seri aksiyonlarla yükseltip tekrar diplettikten sonra daha büyük ve fasılalı aksiyonlarla devam ettim. Kıyıya 20 m kala nihayet beklediğim o büyülü vuruş geldi. Balığın çok süratli ve zig zaglar yaparak mücadele etmesine bakılırsa kesinlikle grida ya da orfoz değildi. Aklıma ilk gelen kuzu oldu. Balık ani fişeklemeler yaptığı zaman bir miktar kalama alsa da kamışın ucunu kaldırarak ters yönde güç uyguladığım zaman yönünü değiştirebiliyordum. Elimde tuttuğum sağlam takımla çok zorlanmadan çekebileceğim dişime uygun bir balığa benziyordu. Her ihtimale karşı balığın dibe basıp takımı kayalara kestirmemesi için kalamamı tamamen sıkıp biraz daha kuvvetli asılmaya karar verdim. Takıma tüm gücümle asılarak kıyıya 5 m mesafeye kadar yaklaştırdığım balığı görebilmek için pür dikkat suyun içindeki parıltıyı arıyordum. Çok süratli bir şekilde sağa sola, yukarı aşağı manevralar yaparak mücadeleye devam eden balığı bir anlık gördükten sonra aşağı basıp gözden kayboldu. O bir anlık görüntü balığın sırtındaki yeşil desenleri fark etmeme yetmişti. Oltanın ucundaki çok yakışıklı bir yazılı orkinostu. Dipteki büyük kayalara doğru fişekleyen balığı durdurmak için kamışın ucunu yukarı doğru asıldığımda olta dipte mıhlanıp kaldı. Bir an için ipimin kayalara takıldığını düşünüp korktuysam da yazılı orkinos kendine has o son fişeklemesini yapmıştı. Balık tüm gücüyle aşağı basıp kamışımın ucunu makineli tüfek gibi titretirken 10 saniye kadar balığı yerinden oynatamadım. Bu son çırpınıştan sonra teslim olan balığı kepçenin içine sokunca derin bir oh çektim.




O sabah iyi ki de iç sesimi dinlemişim. Yazın peşinden çok koştuğum halde yakalayamadığım hayallerimin yazılı orkinosuna bu avla bir adım daha yaklaşmış oldum. Hayalimdeki 7-8 kg+ yazılı orkinosu yakalamak ne zaman nasip olur bilmiyorum ama mendirekten ya da falezlerden Shore Jigging takımlarıyla denk getirirsem beni çok zorlu bir mücadelenin beklediğini artık daha iyi biliyorum...