24 Şubat 2016 Çarşamba

Marmara'ya Hoş Geldin Bereketi

Antalya'ya taşındığımdan beri ne zaman Marmara bölgesi için kar uyarıları yapılsa hüzünlenirim. İstanbul'dan kar fotoğrafları paylaşılmaya başlandığında ise hüznüm katlanır. Bunun 2 sebebi var. Birincisi, çocukluğumdan beri tutkunu olduğum kara Antalya'da hasret kalışım, diğeri ise geçtiğimiz kış İstanbul ve İzmit Körfezi'nde kar yağarken gerçekleştirdiğim unutulmaz baltabaş karagöz avlarımın hatırası. 2016 senesine İstanbul müthiş bir kar yağışıyla, bense Antalya'da günlük güneşlik bir havada girerken de aynı hüznü yaşadım. "Şimdi İstanbul'da olmak vardı" diye iç geçirdiysem de Antalya'da eşim ve oğlumla geçirdiğim yılbaşı gecesi de çok keyifliyidi. Ne de olsa kış yeni başlıyordu. Ocak ortasından sonra İstanbul'da bulunacağım 1 aylık sürede yeni bir karlı sisteme denk gelme ihtimalim de vardı.

18 ocak akşam üstü Yüksek Lisans mülakat sınavım için otobüsle Çanakkale'den Antalya'ya dönüp 19 ocak akşamı uçakla Antalya'dan İstanbul'a geçtim. Saat 20:00 gibi Sabiha Gökçen Havaalanına indiğimde bir gün önce yağan kardan kalma incecik, beyaz örtü hala yerdeydi. Uzun aradan sonra arabaların üzerinden aldığım karın soğukluğunu hissettiğim an kararımı verdim. Vakit kaybetmeden, kendimi önce Tuzla'da kalacağım misafirhane'ye sonra da yat limanına attım. Yüzer parmak iskelelerin etrafındaki yosunlardan fener ve kepçe yardımıyla 15 dakikalık teke çıkarma işleminden sonra şeytan oltasıyla baltabaş karagöze deneyeceğim iskeleye geçtim. İskeleye çıkmadan önce rıhtım ışıkların altında, 0.31 mm misina ve 3 numara sağlam çapraz bir iğneden oluşan şeytan oltasını canlı, irice bir tekeyle yemledikten sonra ses çıkarmamaya özen göstererek yumuşak adımlarla iskelenin ucuna yürüyüp yemi 5 m ileriye savurdum. Yemin batış hızını yavaşlatmamak için bir miktar misinayı suyun üzerine sağıp beklemeye başladım. Yaklaşık 45 saniye sonra yem 5 m'lik dibe ulaşınca gelecek vuruşun hayalini kurarken beklediğimden çok erken bir vuruşla parmaklarımın arasındaki misina fişekledi. Balık yüzeye yakın vurmuştu. Tasmayı vurup balığın kuvvetini hissedince oltanın ucundakinin sağlam bir levrek olduğunu anladım. Balığın dibe basıp misinayı yüzer iskelenin midye kaplı tonoz zincirlerine kestirmesine müsaade etmemek için fazla kalama vermeden yüzeye çıkarıp kepçenin içine sokmayı başardım. Kepçenin içinde pırıl pırıl pulları ve bütün ihtişamıyla muhteşem bir levrek yatıyordu. 1 yıl aradan sonra uğradığım merada oltamı suyla buluşturduktan saniyeler sonra böyle bir balık yakalamanın mutluluğuyla ava devam ettim.



Uzun süredir merayı yoklayan arkadaşlarımdan 2 aydır balık yakalayabilen olmamıştı. Asıl hedefim olan baltabaş karagözü beklerken ilk atışta yakaladığım bu levrek tesadüf müydü yoksa merada başka balıklar da var mıydı? Birkaç atış sonra yemimi yedirip takip eden atışımda güzel bir karagöz yakalayınca tereddütlerim kayboldu. Merada gerçekten kalabalık bir sürü vardı. Yem dibe iner inmez karagözler vurmaya başlasa da çoğunlukla 650 g civarı olan balıklar iri tekelerimi yutmakta zorlanıyordu. Yemi yutturabilmek için vuruş geldiği zaman misinaya boşluk verip uzun süre beklediğim halde yine de yemin balığın ağzından çıktığı oluyordu. 3 saat boyunca av hız kesmeden devam etti. Yemi yutturamadığım için kaçırdığım balıkların yanında yakaladıklarımdan çok daha iri bir balık da misinayı tonoz zincirine dolayıp koparmayı başardı. 3 saatlik avın sonunda kovamda yakışıklı bir levrek ve 5 karagöz yatıyordu. Limitimi sonuna kadar doldurduğum için balık hala devam ederken, yeterince yemim olduğu halde avı sonlandırıp misafirhanenin yolunu tuttum.



Ertesi akşam Sefa, Abdülkadir ve ben, 3 arkadaş 21:00 gibi, kısa bir teke yakalama faslının ardından aynı meradaki yerimizi aldık. Büyük umutlarla başladığımız avda iri ve canlı bir tekeyle yemlediğim şeytan oltasını iskelenin ucundan önüme sarkıtıp dibe indirir indirmez yakışıklı bir karagözü yukarı çekmeyi başardım. Anlaşılan merada yine güzel bir sürü vardı. Açılışı yaptıktan sonra peş peşe balık almaya devam ettim. 600-700 g'lık birkaç karagözden sonra nihayet çok daha kuvvetli bir balık yapıştı. Misinayı tonoz zincirlerine kestirmemek için boşluk vermeden çekmeye çalışırken balık tüm gücüyle aşağı basıyor, misina parmaklarımı kesiyordu. Nihayet yüzeye çıkarıp kepçelediğim balık geçtiğimiz sene aynı merada çokça yakaladığım iri baltabaşlardan biriydi. Bu balıktan sonra biraz daha keyiflenmiş şekilde ava devam ettim. Şaşırtıcı şekilde kimse balık alamazken ben peş peşe balık çekiyor, yer değiştirip onların balık alamadığı iskeleye geçtiğim halde durum yine değişmiyordu. Birkaç porsiyonluk karagözün ardından ikinci kilo üstü karagözü de tonoz zincirlerine dolamadan çıkarmayı başardım.



Avın başından itibaren neredeyse her atışımda vuruş almış ve hiç balık kaçırmamıştım. Ben hayatımın en şanslı avlarından birini yaşarken, yorucu bir gün geçirmiş olan Sefa talihsiz bir av geçiriyordu. Saat gece yarısını gösterirken tek balıkta kalan Sefa'nın yanına gidip moral vermeye çalıştım. Geçtiğimiz sene birlikte yaptığımız avların bazılarında beni nasıl geride bıraktığını hatırlatıp ava konsantre olmasını istediysem de başarılı olamadım. Sefa'nın yanına gittikten sonraki 2 atışımda 2 güzel karagöz daha yakaladığım halde Sefa'da yine tık yoktu. Bu defa, geçtiğimiz seneki avlarımızdan birinde son atışında yakaladığı 4.5 kg'lik levreği hatırlatıp "Hadi yine güzel bir levrekle avı sonlandır" dedikten sonra iri tekelerle yemlediğimiz oltalarımızı aynı anda salladık. Feleğin cilvesine bakın ki yemlerimiz suya düştükten 30 saniye sonra hareketlenen misina yine benimkiydi. Dipten epey yüksekte vuran balığın levrek olduğuna emindim. Tasmayı vurmamla birlikte fişekleyen balık, önce dibe ve sağ tarafa doğru basıp tonoz zincirinin altından geçtikten sonra sola yüzerek misinamı zincire dolamayı başardı. En korktuğum şey olmuştu Balık tüm gücüyle basarken misinanın midyelere sürtündüğünü hissetmek içimi acıtıyor, birazdan misinayı kesecek olan balıkla nafile bir mücadele veriyordum. Ne olursa olsun pes etmemeye kararlıydım. Gergin misinanın sürtünme direncinin daha düşük olduğunu bildiğim için balık güç uygularken neredeyse misinaya hiç asılmadan sabırla yorulmasını bekledim. Birkaç dakika sonra balık yorulmaya başlayıp sonunda tamamen hareketsiz kalsa da misinam zincirden kurtulmamıştı. Nihayet dikkatli bir şekilde hafif hafif çekerek balığı zincirin etrafından dolaştırmayı başarınca içime büyük bir rahatlama geldi. Mücadele edemeyecek kadar yorulmuş olan balığı kolayca kepçeleyip dışarı aldıktan sonra avı sonlandırdık. 20-21 ocak gecesi toplamda 9 balık kandırdığım bu av da hayatım boyunca unutamayacağım avlar arasındaki yerini aldı.




Ertesi akşam da aynı ekip, aynı merada şeytan oltası ve canlı iri teke ile 3 saat kadar olta attık. Önceki gün kadar bereketli olmasa da 3 kişi toplam 9 porsiyonluk karagözle avımızı sonlandırdık. Sonrasında İstanbul'da kaldığım 1 ay boyunca av yapma fırsatım olmadı. Yoğun iş temposundan arta kalan vakitlerimi eşim, küçük oğlum, annem ve Gölcük'te yaşayan ailemle birlikte geçirdim. Bu süre zarfında ailemize küçücük biri daha katıldı. 02.02.2016 tarihinde, kız kardeşimin Masal Derin adında bir bebeği oldu. Bu durumda ben de ilk defa dayı olmuş oluyorum. Ömrün boyunca tüm güzellikler seninle olsun yeğenim...


Aramıza hoş geldin Masal Derin...


9 Şubat 2016 Salı

Çanakkale Lüferleri

İşim gereği yıl içinde planlı, plansız, uzunlu, kısalı seyahatlerde bulunmam gerekebiliyor. Bu seneki planlı seyahatlerim arasında ocak ayının ikinci haftasından itibaren 1-1.5 ay sürecek olan İstanbul seyahatim de vardı. İstanbul'a geçmeden önce iş icabı 1 günlüğüne de Çanakkale'ye uğrayacaktım. Bu vesileyle gece suyunda küçük bir balık kaçamağı yapmayı düşündüğüm halde meraya yabancı olduğum için bu dönemde balık yakalayabileceğimden pek umutlu değildim. Yine de Çanakkale'ye vardığım 17 ocak akşamı hava karardıktan sonra spor niyetine kısa bir at-çek avı gerçekleştirmeye karar verdim.

O akşam Çanakkale'de müthiş bir lodos fırtınası vardı. Hava tahmin raporları gecenin ilerleyen saatlerinde rüzgarın zaman zaman 50 knot hıza ulaşacağı uyarısında bulunuyordu. Nitekim tahminler doğru çıktı. Rüzgar o kadar kuvvetli esiyordu ki, olta attığım iskelede onlarca ilave halat ve usturmaçayla emniyete alınmış gemiler neredeyse iskeleyi yerinden söküp götürecek gibi sallanıyordu. Zaman zaman iskeleyi bile aşarak kıyıyı döven dev dalgalar zeminde ne varsa kaldırıp suyu çamur rengine bulamıştı. Levreğin sevdiği bir hava olsa da bu şartlar altında ne kadar dayanabileceğimi bilmiyordum. Yakışıklı bir levrek kandırabilme umuduyla 10 cm/10 g'lık, simli beyaz, kurşun kafalı silikon balıkla ava başlayıp iskelenin yan tarafından kıyıya paralel, dalganın kırıldığı yere doğru ilk atışımı gerçekleştirdim. Henüz birkaç kez atıp çekmiştim ki kıyıya 10 m kala hafif bir vuruş geldi. Balık mı vurmuştu yoksa çöpe mi takılmıştı emin değildim ama yem temiz gelmişti. Sonraki atışta aynı şiddette boşa giden bir vuruş daha aldım. Takip eden atışta bir vuruş daha alıp bu sefer bir anlık yakalanıp kurtulan balığın parıltısını gördüm.

O bir anlık parıldama, balığın ne olduğunu tam seçemesem de iri istavrit ya da sarıkanat gibi çok büyük olmayan bir balık olduğunu anlama yetti. Taktik değiştirmek şart olmuştu. Spin takımımı kenara bırakıp, ava LRF takımım ve hafif bir zokaya iliştirilmiş silikon kurtlarla devam etmeye karar verdim. 6 numara kancalı, 2.5 g'lık bir zokaya iliştirdiğim 5 cm'lik slikon kurdu 15 m kadar açığa gönderip diplettikten sonra ağır ağır sarmaya başladım. Çok geçmeden yapışan balık tahmin ettiğim gibi yakışıklı bir istavritti. Yarım saat içinde kah dipten küçük zıplatma hareketleriyle yukarı çekerek, kah 10-15 m açıktan düz sarım yaparak çok sayıda vuruş alıp, kovama 5 istavrit atmayı başardım. Asıl hedefimden şaşmış olsam da böyle bir fırtınada eğlencelik bir şeyler yakalamış olmak bile güzeldi.



Bir yandan LRF takımla istavrit aramaya devam ederken, bir yandan da ucuna 12.5 cm/21 g'lık limon ( sırtı sarı, yanları beyaz, altı turuncu ) renkli, dalan tip maket balık taktığım spin kamışımla dalganın kırıldığı yere atışlar yapmaya devam ediyordum. Bir süre sonra LRF takımımı kenara bırakıp, asıl hedefim olan levrekte yoğunlaşmaya karar verdim. Yarım saat kadar vuruş alamadan atıp çektikten sonra nihayet beklediğim o büyülü vuruş geldi. Yem olduğu yerde mıhlanınca iri bir levrek yakaladığımı düşünüp heyecanlandıysam da balığın ağırlığını hisseder hissetmez yanıldığımı anladım. Oltanın ucundaki olsa olsa yarım kilo civarı bir ispendekti. Birkaç saniyelik mücadeleden sonra balık kendini suyun dışına vurunca kesin kararımı verdim. Hiç hesaba katmadığım yakışıklı bir lüfer yakalamıştım. Kamışın ucunu suya sokup balığın ikinci kez su üstü yapmasına müsaade etmeden tek hamlede iskeleye attım.


O dakikadan sonra av çok heyecanlı bir hal aldı. Meraya güzel bir lüfer sürüsü girmiş olacak ki sonraki atışımda aynı yemle yakışıklı bir lüfer daha aldım. Hedefim levrekten lüfer kaymış, sarım hızımı arttırıp küçük vurdurma aksiyonlarını sıklaştırmıştım. Sonraki 1 saat içinde lüfer sürüleri meraya bir uğradı bir kayboldu. Yemimi takip eden, hamle yapan ve vurup kurtulan birkaç balıktan sonra nihayet 10 cm/10 g'lık kurşun kafalı silikon balıkla yakışıklı bir lüfer daha kandırıp avı sonlandırdım. Ertesi gün Çanakkale'den ayrılmadan önce iki arkadaş, sahildeki balık restoranlarından birinde pişirttiğimiz 5 istavrit ve 3 lüferle ziyafet çektik. İstavritler tavada, lüferler ızgarada nefis oldu...



5 Şubat 2016 Cuma

2016 Sezon Açılışı

Acısıyla, tatlısıyla bir yılı daha geride bıraktık. Geriye dönüp baktığımda gerek iş, gerek aile, gerekse sosyal yaşantım açısından güzel bir 2015 yılı görüyorum. Büyük kısmını Antalya'da geçirdiğim 2015 yılı, balık avlarım açısından da son derece tatmin edici geçti. Akdeniz'e özgü, yabancısı olduğum birçok balık türünün avında tecrübe kazanıp, hayallerimin avlarını gerçekleştirme fırsatı buldum. Aynı bereketin 2016 yılında da devam etmesini ümit ederek ocak başından itibaren sabah suyu denemelerime kaldığım yerden devam ettim. 2016 yılını LRF takımlarıyla kandırdığım birkaç melanur, yazılı hani, asker balığı ve genç bir plaka gridası ile açtıktan sonra 10 ocak sabahı daha büyük bir şeyler kandırabilmek umuduyla 05:30 gibi soluğu deniz kıyısında aldım.



Hava aydınlanmadan önce ilk olarak kofana merasına uğradım. 20 dakika kadar su üstü ve popper sahtelerle deneyip sonuç alamayınca mendirek kayalıklarının iç kısmında ağır spin takımım ve daha büyük su üstü sahteleriyle kuzuya denemek üzere yer değiştirdim. 15 dakika kadar burada da hareket olmayınca tekrar yer değiştirip bu sefer tral merasında spin takımım ve 28-40 gram arası jiglerle denemeye karar verdim. Tral merasına vardığımda benden önce gelen İsa abim aksiyona çoktan başlayıp ilk tralini kovaya atmıştı. Ben takım hazırlama işiyle uğraşırken ikinci balığı da çıkarınca heyecanım arttı. Merada çok kısa bir süre oyalanıp av veren kalabalık tral sürüsünü kaçırmak istemiyordum. 28 gramlık kırmızı kafalı jigimi suyla buluşturup aksiyona başladığım sırada Tuna ve Burak abilerim de meraya varıp 5'er metre arayla sol tarafımda yerlerini aldılar. 

Sağımda olta atan İsa abi ile aramızda, kıyıdan 10 m açığa kadar uzanan sığ bir kayalık olduğu için, 15 m mesafe bırakmıştım. Tral sürüsü İsa abinin biraz sağında yoğunlaşmış olacak ki ilk 10 dakika onun dışında kimse vuruş alamadı. İsa abi 4. tralini kovasına attığında bizim kovalar hala boştu. Umutlarımız tükenmek üzereyken sürü bizim olduğumuz tarafa kayınca eğlenceye biz de dahil olduk. Bu defa biz peş peşe balık alırken İsa abi boşa atıp çekiyordu. İlk iki balığı kıyıya 10 m mesafede aldıktan sonra uzak atışlarla vakit kaybetmeye gerek olmadığına karar verip atış mesafesini kısalttım. Peş peşe üçüncü atışımda da 30 m mesafeden shore jigging aksiyonlarıyla çektiğim jig yarı mesafeye geldiğinde balık yapıştı. Takımı kıyıdaki kayalara kestirmemek için 0.20 mm ip ve 0.39 mm FC şok misinama güvenip basa bas çekerek balığı dışarı aldım. 3. balıkla kısa bir fotoğraf çektirme faslından sonra ava dönüp bir vuruş daha aldıysam da balık yarı yolda kurtulmayı başardı. 




Avı İsa abi 4, Tuna abi 3, Burak abi 2, ben 3 olmak üzere toplam 12 balıkla sonlandırdık. Meraya geç gelen ve sürüye uzak kaldığı için balık alamayan bir abimize de 2 balık verip boş dönmekten kurtardık. 2016 sezonunun ilk ciddi avı olan bu av bir nevi iri tral sezonunun da kapanış avı oldu. Şubat ayı itibariyle iri tral sürüleri merayı terk edecek, yerlerini daha küçük tral sürüleri alacak. Büyükler kadar kuvvetli olmasalar da LRF takımları ve micro jiglerle küçük trallerin avına da doyum olmuyor. Bakalım 2016 senesi bize nasıl sürprizler sunacak...