20 Haziran 2014 Cuma

Bir Levrek Hikayesi

Levreğin, deniz balıkçısının gönlündeki yeri ayrıdır. Uğruna onca paralar harcanıp en pahalı spin kamışlar, makineler, florokarbon, örgü, nanofil misinalar, çeşit çeşit, renk renk sahte balıklar alınır. Azıcık uykuyla gün doğmadan saatler önce kalkılıp yüzlerce kilometre ötedeki meraya hava aydınlanmadan önce varılır. At-çek yöntemiyle levreği kandırabilmek için en sert havalar seçilir. Rüzgarın denizden karaya estiği, dalgaların sahilde kırıldığı, kayalıkları dövdüğü, adamı baştan aşağı ıslatan havalar bu iş için en makbul havalardır. Levrek öyle gürültüyü, patırtıyı, hele ki ikide bir önüne ağ serilmesini hiç sevmez. Rahatsız olup kaçıverir uzaklara. O kaçar, oltacı kovalar. Öyle oltacılar vardır ki, uydu görüntülerinden en bakir, ulaşılması en güç yerleri belirleyip levrek sevdasına yollara düşer. En sarp kayalıklardan aşağı iner, yosunlu, ıslak kayaların üzerinden yürür. Nihayet belirlediği noktaya ulaşır. Boy çizmesiyle buz gibi denize girer, kafasına sabitlediği su geçirmez aksiyon kamerasıyla o büyülü balığın mücadelesini kaydetmenin hayaliyle saatlerce atıp çeker.

Velhasıl insanla levrek arasındaki mücadele çoğu zaman çetin geçer. Ama öyle zamanlar olur ki, o büyülü balık yanı başımızdaki durgun, kuytu liman içlerine, iskele, rıhtım diplerine kadar sokulur. Berrak suyun altında ağır ağır, salına salına, balıkçıyı kıskandıra kıskandıra gezer. Böyle zamanlarda o pahalı takımlarla, cafcaflı sahtelerle kandırmak zordur levreği. Basit düşünmek gerekir. Tek ihtiyacınız, incecik misinanın ucuna iliştirilmiş sağlam bir kancadan ibaret olan şeytan oltası ve canlı, iri karidestir. Parmak büyüklüğündeki canlı karidese hiç bir levrek hayır diyemez. Levreğin iriliğine göre 0.16-0.22 mm'lik el oltasının ucuna 4 numara sağlam bir çapraz kanca iliştirip levrek olduğunu bildiğiniz bir merada sabırla denediğiniz taktirde er ya da geç mükafatınızı alırsınız.



Karadeniz ve Marmara için bahar ve yaz aylarının başı levreğin karides gibi kabuklulara en çok rağbet ettiği dönemdir. Bunu daha önce defalarca kere tecrübe ettiğimden 2014 Mart sonundan itibaren şamandıralı takımla denemeye başlamış, bir kaç güzel levrek kandırmayı başarmıştım. Nisan başında şamandıralı takımla levrekleri aldığım sığlık mera av vermeyi kesince Mayıs ortasından itibaren daha derin olan rıhtım kenarlarında şeytan oltasıyla denemeye başladım. Bir hafta boyunca hemen hemen her gün denediğim halde çoğu zaman yemlerimi parçalayan, arada da oltama takılan ispariler dışında vuruş alamadım.



22 Mayıs akşamı da levrek sürülerinin teşrif etmiş olmalarını umarak meradaki yerimi aldım. Parmak büyüklüğündeki canlı tekelerle yemlediğim 2 şeytan oltasını 7-8 m kadar sallayıp tekeler ağır ağır dibe doğru yüzerken beklemeye koyuldum. Yemler dibe inmeye yakın dipten bir miktar havalandırıp tekrar serbestçe yüzmelerine müsaade ettim. Arada bir misinaları elime alıp kaçan karides izlenimi vermek için küçük zıplatma aksiyonları yaptırdım. Dibe inmeyi başarıp yosunlara tutunan yemleri çekip yosunlardan temizledikten sonra tekrar salladım. Ava 17:30'da başlayıp 2 saat boyunca denediğim halde önceki günlerde olduğu gibi yemi parçalayan ispariler dışında vuran olmadı. Anlaşılan levrek sürüleri yine meraya uğramamıştı. Şevkim kırılmış, levrek yakalama umudumu kaybetmiştim. Oltalarımı toplayıp gidecekken kendime sabırlı olmam gerektiğini hatırlatıp 20:00'a kadar beklemeye karar verdim.

Saat 19:50 sularında avı sonlandırmak üzereyken nihayet günlerdir beklediğim vuruş geldi. Rıhtım korkuluğunun üzerinden boş bir şekilde denize sarkan misina büyük bir hızla gerilip, yerdeki makara takırdayarak açılmaya başladı. Adrenalin patlamasıyla birlikte misinayı yakalayıp hafif sert bir tasma vurdum. Tasmalamanın etkisiyle fişekleyen balık parmaklarımı yakarcasına misina alırken yerde müthiş bir hızla yuvarlanarak açılan makaraya takılmamaları için etrafımdakileri uyardım. Balık hiç durmayacakmış gibi çılgınca misina boşaltırken aklımdan bir sürü düşünce geçiyordu. "Ya balık dibe yüzüp misinayı kayalara kestirirse! Ya misina zayıf bir yerinden kopuverirse!" Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen 30 saniyelik fişeklemenin ardından balık yavaşlayıp yüzeye yönelince biraz rahatladım. Yorulan balığın her an tekrar fişekleyebileceğini aklımdan çıkarmadan ağır ağır çekmeye başladım.  Ben çektikçe yüzeye yaklaşan balığı görmek için sabırsızlanıyordum. Nihayet suyun yüzeyi yarılıp levreğin sırtı göründü. Balık yorulmuş ama tamamen pes edip yan yatmamıştı. Karanlık suyun yüzeyini yaran sırt dikenlerinden ve koyu renkli sırtından balığın büyüklüğünü kestirmeye çalıştım. Kuvvetinden de tahmin ettiğim gibi gayet iri bir levrekti. Ağır ağır kıyıya yaklaştırmaya çalışırken enerjisini toplayıp tekrar fişekledi. Parmaklarımın arasındaki misinayı gevşetip bir miktar daha kalama almasına müsaade ettim. Bu defaki fişekleme ilkinden kısa sürdü. Tekrar yüzeye çıkarttığımda balık tamamen yorulmuş şekilde yan yatmıştı. Ağır ağır kıyıya yaklaştırırken yanımdaki arkadaşımdan kepçeyi hazırlamasını ama suya sokmamasını rica ettim. Kepçeyi gören levreğin kalan enerjisiyle son bir kez daha fişekleyeceğini bildiğim için misinanın kepçeye takılmasını istemiyordum. Tahmin ettiğim gibi balık suya girmeyi bekleyen kepçeyi görünce son bir kez daha fişekleyip 5 metre kadar misina aldıktan sonra teslim oldu. Enerjisi tamamen tükenmiş şekilde suyun üstünde hareketsiz yatan balığı zorlanmadan kepçenin içine almayı başardık.



Levreğin oltaya yakalanır yakalanmaz gösterdiği ilk direnç muazzamdır. Makinenizin kalaması kapalı ya da misinanız bir yere bağlı ise oltanıza vuran iri bir levrek büyük ihtimalle misinanızı patlatır. Ne kadar tecrübeli bir levrek avcısı olursanız olun levreğin mücadelesi her zaman heyecanlı geçer. Çetin bir mücadelenin ardından o büyülü balık kepçenin içine girdiğinde ise heyecan yerini büyük bir mutluluğa bırakır. Tarifi zor bir mutluluktur bu. Yaşamadan anlaşılamayacak cinsten bir mutluluk...



6 Haziran 2014 Cuma

LRF: 2014 Sezon Açılışı

LRF, genel anlamıyla çok hafif takımlar ve sahte yemler kullanarak nispeten küçük avcı balıkların kandırıldığı bir disiplin olsa da zaman zaman bu yöntem ile trofe boyda balıklar yakalamak da mümkün. İncecik kamışlar, minicik makineler, kıl gibi misinalarla bir karışlık balıkları çekmek bile son derece keyifli bir işken bu takımlara vuran trofe boyda bir balık sizi heyecanın doruklarına taşıyabilir. Uzun yıllardır ülkemizdeki LRF ekipmanı eksikliğinden dolayı nispeten ağır atarlı spin kamışlarla uygulamaya çalıştığım bu disiplinle çok bereketli avlar yapmış olsam da hiç bir zaman LRF avının gerçek zevkini alamamıştım. Nihayet 2014 sezonu öncesi amatör balıkçılık firmalarının LRF atılımı sonucu edinme fırsatı bulduğum düşük atarlı kamışlar ve ufak makinelerle gerçek LRF takımlarına kavuştum. 185 cm, 3-12 g atarlı kamışa monte ettiğim 2500'lük makine ve 210 cm, 1-11 g atarlı kamışıa monte ettiğim 1000'lik makineden oluşan 2 LRF takımımla yeni LRF sezonuna hazırdım.

Yeni takımlarımı tecrübe etmek Mart sonuna planladığım 12 günlük senelik iznimde ailemi ziyaret etmek için gittiğim Gölcük'e nasip oldu. Aylar öncesinden iznimin ortasına denk gelen 5 günlük periyodu Çanakkale'de turna peşinde koşmak için ayırmıştım. Çanakkale öncesi ve dönüşünde bir kaç günlüğüne uğradığım Gölcük'te ise ailemle geçirdiğim zamanlar dışında kalan kısacık balık kaçamaklarını LRF yaparak değerlendirmeye karar verdim. Öyle ki İzmit Körfezi'nde yaşanan bahar lüferi furyası bile beni LRF yapmaktan alıkoyamadı. Gölcük'te bulunduğum 4 gün boyunca her gece arkadaşlarımla birlikte 2-3 saatlik LRF avları gerçekleştirdik.



LRF yöntemiyle avlanmak için genelde akşam suyunu ve hava karardıktan sonraki vakitleri tercih ederim. En verimli LRF avlarımı hep bu zamanlarda yaptım. Bu sebeple Gölcük'e varmamın ertesi günü sabah suyunda at-çek yöntemiyle iki yakışıklı lüfer kandırdıktan sonra akşamki LRF avını beklemeye başladım. Akşam 17:30 sularında İstanbul'dan misafirim olan kadim dostum Emre Cide ile birlikte meraya vardık. O saatler hedefimizdeki balık olan istavrit azmanlarının silikon kurtlardan ziyade canlı tekeye vurduğu vakit olduğu için ava canlı tekeyle yemlediğimiz 0.18-0.20 mm'lik şeytan oltalarıyla başladık. Bu şekilde art arda ispari ve istavrit azmanları çekerek kovamıza kısa sürede epey balık attıktan sonra hava kararmaya yakın yöntem değiştirerek LRF takımları ve 2.5 g silikon zokalarına iliştirdiğimiz 5 mm'lik silikon kurtlarla denemeye başladık. Bir süre LRF sahtelerimizle önceki seneler güzel balıklar aldığım iskelelerin çevresinde atıp çekerek, arada küçük zıplatma hareketleri yaptırarak, iskele ayaklarına sarkıtıp yukarı aşağı oynatarak denediğimiz halde tek bir vuruş bile alamayınca yer değiştirip liman girişindeki kaya, kum, yosun karışımı sığlık meraya geçtik. Yeni meramızda yaklaşık 20 m mesafeye gönderdiğim sahtemi aksiyonsuz bir şekilde çekmeye başlar başlamaz sağlam bir vuruş aldım. Gelen güzel bir istavrit azmanıydı. Benim peşim sıra Emre de ilk atışında güzel bir istavrit alınca sürüyü bulduğumuzu anladık. O dakikadan sonra neredeyse her atışımızda balık aldık. Kovamızda zaten yeterince balık olduğu için zamanımızı balık yakalamaktan çok yakaladığımız balıklarla fotoğraf çektirerek geçirdik. 22:00'a kadar yakaladığımız, geri saldığımız, fotoğraf çektirirken suya düşürdüğümüz onlarca balıkla çok keyifli geçen avı sonlandırıp Emre'yi otobüse yetiştirmek üzere terminalin yolunu tuttuk.




Eşimle beraber Çanakkale'ye düzenleyeceğimiz turna avı turundan önceki gün de aynı merada yalnız başıma gerçekleştirdiğim LRF avında bir kaç güzel istavrit azmanı kandırmayı başardım. Tatilim güzel başlamıştı. Aynı bereketin Çanakkale'de de devam etmesini umarak ertesi sabah erkenden kahvaltımızı yapıp Çanakkale'ye doğru yola koyulduk. Bu yazının devamında anlatacaklarım Çanakkale dönüşü tekrar uğradığımız Gölcük'te yaptığım avlara aittir. Çanakkale turna turumun hikayesini ise başka bir başlık altında anlatacağım.


Bizim gibilerin aklının bir köşesinde hep balık vardır. Her zaman dile getirmesek de planlarımızı balığa göre yaparız. Çanakkale'den Gölcük'e dönüş saatimi de gece suyunda yapacağım LRF avına göre ayarladım. Gelir gelmez balığa kaçmış olmamak için avdan en az 2 saat önce ailemin evine varacak şekilde kalama bıraktım. Eve varmadan Gölcük'te yaşayan Ömer Soyak'ı arayıp akşamki av için sözleştik. Nihayetinde her şey planladığım gibi gitti. Akşam üzeri 19:00 gibi Ömer ile birlikte LRF sahtelerimizi atıp çekmeye başladık.

Avımız güzel başladı. Avın henüz başında 3 g'lık özel zokasına iliştirdiğim 4.5 cm'lik silikon yılan balığı sahtesiyle peş peşe 3 iri istavrit kandırdım. Bir kaç boş atışın ardından dolaşarak sürüyü aradığım bir ara Ömer'in seslendiğini duydum. Ne olduğunu bilmediği bir balık silikon kurdunun yarısını kesmişti. Muhtemelen lüfer, ispari ya da karagözdü. Bir sonraki atışında sahteyi komple kestirince suçlunun lüfer olduğunu anladık. Vakit kaybetmeden oltamı aynı yere sallayıp aksiyon vermeden çekmeye başladım. Peş peşe iki atışımdan ilkinde sahte kestirip ikincisinde sahteyi komple yutamadığı için misinayı kesemeyen bir lüferi dışarı almayı başardım. Gerçek bir LRF kamışıyla yakaladığım en iri balık olan bu lüferin yaşattığı heyecan tarifsizdi. Benim yakaladığım lüferden 5 dakika sonra Ömer'in oltasına güzel bir lüfer daha yapıştı. Heyecanlı bir şekilde çektiği balığı dışarı almak üzereyken balık oltadan kurtulup önündeki sığlık alana düştü. O anın heyecanıyla acemice bir hareket yapıp balığın üzerine atıldı. Üzerinde durduğu ıslak ve kaygan kayadan kayınca oltasının üzerine düşüp LRF kamışının ucunu kırdı. Kaçan balığa mı üzülsün, yedek parçası bulunmayan kamışının 10 cm kısalıp özelliğini yitirdiğine mi? Moralsiz bir şekilde kamışının kırık ucunu ikinci köprünün olduğu yerden kesip ava devam etti. Çok geçmeden sağlam bir vuruş daha aldı. Zorlanarak kıyıya getirdiği balığı kepçelemesine yardım ettim. Kepçenin içindeki balık LRF yöntemi için trofe bsayılabilecek bir mırmırdı. Kırılan kamışından sonra moral bulan Ömer'i yakaladığı yakışıklı mırmırla fotoğraflayıp ava döndük. Yarım saat içinde yakaladığımız bir kaç iri istavritten sonra gecenin son sürprizi geldi. Bu defaki balık çok sağlam bir eşkinaydı. Kamışımın ucunu "U" şekline sokup makinemden epey kalama aldı. Çok şükür ki makinemde sarılı olan 0.18 mm'lik misina beni yarı yolda bırakmadı. Yaklaşık 2 dakika süren mücadelenin ardından yorulan balığı kepçenin içine sokmayı başardık. O dakikadan sonra daha fazla olta atmaya gerek yoktu. Bol çeşitli ve trofeli avımızı bir kaç güzel fotoğrafla ölümsüzleştirip avı sonlandırdık.





Gölcük'teki son gecemde misafirlerim İstanbul'dan gelen Ercan Tiktaş ve Özer Kızıltoprak abilerimdi. Uzun zamandır İnternet ortamından tanıştığımız halde ilk defa yüz yüze görüşme şansı bulduğum abilerimi bir önceki gece Ömer'le balıkları aldığımız yere götürdüm. Kendim yakalayamasam da onca yoldan gelen abilerimin güzel balıklar yakalayıp keyifli bir av geçirmelerini istiyordum. Av çok hareketsiz başladı. İlk 1 saat sürekli yer değiştirdiğimiz halde bir kaç iri istavritten başka balık alamadık. Özellikle, çok istediği halde iri bir istavrit alamayan Özer abinin morali biraz bozulsa da yılmadan denemeye devam etti. Hepimizin peş peşe balık aldığı bir ara Özer abi de hayatının en büyük istavritiyle siftah yaptı. O dakikadan sonra balık bir yaptı bir kesti. Balığın kısa süreli av verdiği anlarda peş peşe vuruşlar geliyor sonrasında balık tekrar kesiyordu. Bu şekilde yaklaşık 2 saat daha deneyip avı sonlandırdık. Avın sonunda kovamız hepimize yetecek kadar istavritle ve içimiz incecik LRF takımlarıyla çektiğimiz kocaman istavritlerin mutluluğuyla doluydu.



2014 senesinde kullandığım ilk iznime çıkmadan önce aklımda turnadan başka bir balık yoktu. Diğer izinlerimizde eşim ne isterse onu yapmaya söz verip bu iznimi Çanakkale'de turna kovalayarak geçirmek için izin koparmış, tüm motivasyonumu bu yönde toplamıştım. Hiç hesapta yokken Gölcük'te gerçekleştirdiğim bereketli LRF avları tatilimin keyfine keyif kattı. Yeni edindiğim çok hafif LRF takımlarıyla avlanırken bir şeyi daha iyi anlama fırsatı buldum. Balık tutarken aldığımız keyif yakaladığımız balığın büyüklüğü kadar kullandığımız takımla da alakalı...

Bahar Dişlileri

Dostlar selamlar

Bu dönem okul yoğunluğumla birlikte beklenen kuzey rüzgârları da bir türlü esmeyince, ilk kez üç ayı aşkın denize balığa gitmedim. Hava tahminleri oklarını isteğimizin tersine gösterdikçe sabır taşında ufak tefek çatlamalar başlamıştı. O çatlamaları sıvayacak rüzgâr estiğinde ise kulağa çalınan küçük bir bilgi bizi doğru yerde doğru hedefe yönlendirdi. Oltada balık hissetme ihtimali bile gözü kapalı deniz kenarına savurdu bizi. Bizi dedim çünkü giderken Burak’ı da aradım. 10 dakikaya hazırlanan dostumla birlikte ilçe merkezindeki ağaçları bile ciddi ciddi sallayan poyrazın keyfiyle yola koyulduk.

Bir süredir görüşemediğimizden koyu muhabbetin yolu nasıl bitirdiğini bile anlayamadık.
Meraya vardığımızda köpüren denizde şanslarını deneyenler vardı. Burak aşağı taraflarda ava başlarken, ben lüferin hakkı olan kayadaki yerimi alıyordum. Hansen Pilgrim 28 gram'lık kaşıkla oldukça uzak mesafelere yoklamaya başladım. Bu kaşık, balığın nazlı olduğu zamanlarda bile işe yarar tavsiyesiyle edindiklerimdendi. İlk yarım saat içinde oltanın ucuna takılan ot parçasından başka bir şey yoktu. Sonrasında bir ot parçası daha kaşık düşer düşmez takılıverdi. Sarmaya başladım. Dalgaların etkisiyle oltanın ucunu iyice öne eğmeye başlayan ot parçasının bir an bir lüfer olabileceği aklıma gelse de bu düşünce oltanın ucunda herhangi bir tepki olmamasından dolayı çabucak uzaklaşıverdi.

Nasıl bir otsa artık! Ağır ağır geliyordu. Yaklaştığında yandakinin sesiyle irkildim "Oltadaki Balık, çeksene!" İşte tam da o anda sazan taklidi yapan lüfer suyun üstüne yanlamasına çıkıverdi. Başladı kafa darbelerine. Makineme yüklendim ama hazırlıksız yakalanmıştım. Kayadan onu çıkaracak pozisyonu alamadan yukarı kaldırmaya çalıştığım ilk an iğneden kurtuluverdi ve suya döndü. Yanımdaki balıkçı arkadaş benden daha çok üzüldü. Buna eminim. Devamında oltacı sayımız artarak ava devam ettik. Kaya yükünü almıştı. Artık hareket vaktiydi.

Burak’ta dönüp dolaşıp yanıma gelmişti. Devamında dalgalara düşen kaşık daha ilk hareketinde bir adet daha lüferi kandırıverdi. Tam da dalgada sağlam bir biniş. Kafa darbeleri çok sert olmasa da keyif verici. İlk sudan kesmeyi başarılı bir şeklide yapsam da kayanın üzerine düşmeden iğne ağızdan çıkıyor ve bu sefer geldiği yerden değil sağ arkamızdan-Burak’ın tüm yakalama çabalarına rağmen- suya geri dönüyor. Nasip. Bu ara tek tük yanımızda alanda oluyor benim gibi düşürende. Çok zaman geçmeden bi daha yükleniyor oltaya. O da tam sudan keserken düşüyor ve gelen dalgayla uzaklaşıyor. Nasipsiz dayak bile yenmez deyip bir daha oltaya yapıştırıyorum. Bu seferki iri sıçraya sıçraya geliyor. İyi direniyor ama benim kaşık ona direnemiyor ve balık kaşığı ağzından atıyor. Yanımdakilerden de düşürenler olunca bugün balığın sahtelere iyi oturmadığı gerçeği ortaya çıkıyor. Bir sonraki sefer oltaya binen lüferi Burak’ında yardımıyla ellerimize almak nasip oluyor. Şeytanın bacağı bu andan sonra kırılıyor.
Çok geçmeden Kofana adayı lüfer oltama biniyor. Bu, bugünün en irisi benim dercesine direniyor. Sudan çıkarırken başka bir arkadaşın oltası benim oltaya dolansa da almayı başarıyoruz. Kaba lüfer kategorisindeki bu balık keyfimizi yerine getiriyor. Sonrasında hemen sağ kenarımdan olta atan Burak kofana olma yolunda emin adımlarla ilerleyen irice bir balığı taktırmayı başardı. Yolun ortalarına gelen balık sudan havalara çıkıp serbest düşüşe geçerken kaşığı da ağzından bırakıverdi. Ama bu durum moralini bozmak yerine daha da şevklendirdi. Ve kısa zaman sonra kaçan kadar olmasa da ona yakın bir balığı çok ince bir atışla kaşığa yapıştırdı ve aramızda balığı kayaya çıkarabilecek en zor pozisyonda olan kişi olmasına rağmen başarıya ulaşarak oda ilk lüferini eline aldı.


Akşama doğru nokta bir atışla yine aynı büyüklükte bir tane daha aldı. Balık keyfini doyasıya yaşadığımız bir av oldu. Akşam karanlığında balığın kesmesiyle avımızı sonlandırarak dönüş yoluna geçtik. Ertesi akşam evde oturamazdım. Akşam suyunda 2 adet lüfer almayı başararak evimin yolunu tuttum. Bunu ilk kez balık tutan birinin yaşadığı heyecanın aynısını, her avda yaşayan biri olarak ifade ediyorum. Bu benim yaşam tarzım. Tüm oltacılara rastgele.




Nedim İNAL
nediminal@mynet.com