23 Şubat 2014 Pazar

Denize Açılan Pencere: OBSEA

Kötü bir gün mü geçiriyorsunuz? Günlük işlerinizden mi bunaldınız? Kendinizi boğulmuş mu hissediyorsunuz? O zaman size harika bir önerim var. Önce kendinize güzel bir kahve yapın. Sonra geçin bilgisayarınızın karşısına, açın internet tarayıcınızı. Adres boşluğuna www.obsea.es yazın. Açılan sayfada "Live Camera" linkine tıklayın. Görüntüyü büyük ekran yapıp sualtına inmeden önce derin bir nefes alın. Sonrasında gelsin karagözler, sargozlar, papaz balıklar. Arada asabi sinaritler karıştırsın ortalığı. Akyalar önünüzde devriye gezsin. Ve bunların hepsi bulunduğunuz yerden çok uzakta da olsa, o an gerçekten yaşanıyor olsun. Hem de bir akvaryumda da değil. Akdeniz'de 20 metre derinlikteki bir gözlem istasyonunda.

İstasyonun suya indiriliş anı
Obsea, İspanya'daki Katalonya Politeknik Üniversitesi'nin bir projesi. Proje kapsamında kıyıdan 4 km açıkta deniz tabanına yerleştirilen gözlem istasyonu, kıyıyla kablo bağlantısı sayesinde elektrik ve data alışverişinde bulunuyor. İstasyon belirli bakım dönemleri hariç sualtından sürekli canlı yayın yapıyor. İstasyon sadece sualtından canlı yayın yapmakla yetinmiyor. İstasyona bağlı bulunan çeşitli ölçüm cihazları sürekli olarak suyun tuzluluğunu, sıcaklığını, akıntıları, deniz tabanındaki sismik hareketleri ve daha bir çok önemli veriyi karadaki ana istasyona anlık olarak iletiyor.

Sualtı İstasyonu


İstasyonun kurulduğu alan balıkçılığa kapalı bir bölge. Bunun etkilerini ekrandaki canlılıktan da anlamak mümkün. Yine de çeşitlilik mevsime göre değişiyor. İstasyon nispeten sığ denilebilecek bir derinlikte kurulduğu için kış aylarında çeşitlilik ve balık sayısında önemli oranda azalış gözleniyor. Ancak baharın gelmesiyle beraber ortalık bir hayli hareketleniyor. Obsea'nin canlı yayınında en çok karşılaşacağınız türler sargoz, karagöz, papaz balığı, çeşitli lapin türleri ve iskorpitlerden oluşuyor. Ancak iyi bir güne denk gelirseniz sinarit, akya, çipura, kınalı sargoz, eşkina gibi türlere de rastlamanız olası.

Eşkina

Kalamar

Sinarit

Çipura

Sinarit

Sinarit

Benim gibi aklınızın bir köşesinde sürekli olarak "acaba şu anda orada neler oluyordur" sorusunu taşıyan biriyseniz Obsea'yi mutlaka sık kullanılan sayfalarınız arasına eklemenizi tavsiye ederim. Kim bilir bir gün böyle bir proje ülkemizde de gerçekleştirilir, bizler de İstanbul Boğazı'ndan göç eden lüferleri, Çanakkale'nin levreklerini, Ege'nin sinaritlerini aynı keyifle izleriz.


19 Şubat 2014 Çarşamba

Gittim, Aldım, Döndüm.

Sabah alarmının sesi beynimin en derin noktasına kadar işleyerek beni uyanmaya zorluyordu. Oldum olası alarmlardan nefret etmişimdir. Sırf bu nefretim yüzünden alarm sesini duymamak için genellikle uyanmam gereken saatin bazen on beş dakika, bazen yarım saat öncesinde vücut saatim ile uyanırım. Ancak o gün öylesine yorgundum ki, bırakın vücut saatimle uyanmayı, o lanet tiz sesli alarmın bile beni uyandırmaya uzunca bir süre gücü yetmemişti. Anca alarmın sesi giderek yükselip yeri göğü inletmeye başladığında tek gözümü zorlukla aralayabildim. Telefonu duvara yansıyan ışığından el yordamıyla bulup alarmı ertelemek için rastgele bir tuşa bastım. Tam uykuya yeniden dalacaktım ki, sanki bir yerime iğne batmış gibi yattığım yerden zıpladım. Uyumamalıydım. Bugün haftaiçi değildi, İstanbul'da değildim, ve buraya balık tutmak için gelmiştim. Bir gayretle yataktan fırlayıp üzerimi değiştirdim. Beş dakika içinde tüm malzemelerimle birlikte hazırlanıp yola çıkmıştım.

Avlağa vardığımda havanın aydınlanmasına daha en azından yarım saat vardı. Hava o kadar sakin, deniz o kadar kıpırtısız ve etraf o kadar sessizdi ki, kendimi adeta boşlukta hareket ediyor gibi hissediyordum. Çevrede dolaşan kedilerin ayak sesleri dahi sanki etrafımda bir hayalet geziniyormuşçasına içime derin bir ürperti salıyordu. Kısa süreli tedirginliğin ardından mümkün olduğunca az ses çıkararak takımlarımı hazırlamaya koyuldum. Öncelikle her zaman yaptığım gibi bir kenarda dursun diye sübyeyle yemlediğim takımı at-çek'lerimden etkilenmeyeceği bir bölgeye savurdum. Ben daha arkamı dönüp diğer oltayı hazırlamaya başlamadan yemli oltanın zili çalmaya başladı. Vuruşlar sürekli ancak cansızdı. Bir süre sonra dayanamadım ve oltayı tasmalayıp çekmeye başladım. Oltanın ucunda dirençsiz bir hareketlilik vardı. İlk misafirimiz belli olmuştu. İğneyi midesine kadar indirmiş 40 santimlik bu minik mığrıyı, misinayı iğneye en yakın yerden keserek azat ettim. Oltaya yeni iğne bağlayayım derken günün ilk ışıklarıyla denizde hareketlilik de başlamıştı. Daha fazla vakit kaybetmenin anlamı yoktu. Yemli takımı bir kenara bırakıp at-çeklere başladım. Önce az dalarlı 11-13 cm'lik sert sahteleri, sonra da 3 gramlık jigheadlere monte ettiğim çeşitli silikon sahteleri denedim. 15-20 dakikalık sürede hiçbirinden sonuç alamayınca, son silahım olarak çantamdaki su üstü sahtelerini denemeye başladım.

Denizin çok karışık olmadığı zamanlarda çoğunlukla 8-9 santimlik su üstü sahteleri tercih ediyorum. Bugüne kadar bu alandaki favori sahtem ise River2Sea markasının Bubble Pen modeliydi. Modeliydi diyorum çünkü hem uzağa erimi, hem de yüzüş aksiyonu bakımından harika işler çıkaran bu sahteyi ne yazık ki River2Sea markası üretimden kaldırdı. Bayilerdeki stokların tükenmesiyle birlikte Bubble Pen'e alternatif olabilecek başka bir sahte arayışına girdim. Ve uzun arayışlarım nihayetinde Bubble Pen'in yokluğunu aratmayacak bir sahte buldum. Savagear markasının Top Prey isimli modeli atış eriminin Bubble Pen'e göre nispeten kısa olması dışında görünüş ve aksiyon olarak levrek avı için güzel bir alternatif sunuyor. Bu modelin özellikle sırtı siyah olanlarının levreğin başlıca yemlerinden ilaryaya benzemesi dikkat çekici. Sahte klasik su üstü WTD hareketinin yanında, biraz sert aksiyonla su seviyesinin hemen altına inerek kefallerin klasik yanlama görüntüsünü de taklit ediyor.


Savagear Top Prey kefal yavrusuna (ilarya) olan benzerliğiyle levrek avı için iddialı bir model.

Bugüne kadar levrek avlarımda en yüksek verim aldığım River2Sea'nin Bubble Pen modelini artık piyasada bulmak çok zor.

Nitekim Top Prey kendisine şans verdiğim ilk avda başarılı oldu ve güzel bir levreği karaya getirdi. Oltamdaki silikon yemi değiştirip su üstü sahteye geçeli henüz birkaç atış olmuştu. Silikon aksiyonundan WTD aksiyona geçerken ritmi tutturmaya çalışııyordum ki bir anda oltanın ucunda ardı ardına kafa darbeleri patladı. Sağlam bir tasma koyarak iğneyi levreğin sert ağzına oturtmaya çalıştım. Balığın ilk ve son direncini karşıladıktan sonra kolaylıkla kıyıya aldım.

Savagear Top Prey ilk avında görevini başarıyla tamamladı.

Levrek çok atletik bir balık olmayabilir. Ancak yeterli dikkat gösterilmezse orta ebattaki bireyleri dahi rahatlıkla bu ikili mücadelede kazanan taraf olabilir. Levrek tutarken dikkat edilmesi gereken balığın ilk yakalandığı andaki direnci, ve kıyıyı gördüğü andaki mücadelesidir. Levreğin bu saltolarını kazasız belasız atlatırsanız çok büyük ihtimalle balığı kıyıya almışsınız demektir.

İlk günün levreği. 1.200 gram
Sabahki dingin hava öğleden sonra yerini keşişlemeye bıraktı. Biz de bunun üzerine akşam suyuna keşişlemeyi tam karşıdan alan bir bölgeye gittik. Denizin çalkantısı levreğin avlanması için çok müsaitti ancak civarda iskele yapımı için çalışan platformun çıkardığı sesler balığı ürkütmüş olacak ki elimiz boş döndük. Akşam balıkçıda güzel bir sofra eşliğinde balığımızı pişirttirerek günün yorgunluğunun keyfini çıkardık.

Yorucu bir av gününün sonunda kendi tuttuğunuz balığı arkadaşlarınızla yemenin keyfi başkadır.
Onca yorgunluğuma rağmen ertesi sabah alarma ihtiyaç duymadan uyanabilmiştim. Evden çıkarken rüzgarın gücünü iyice artırmış olduğunu hissettim. Aklımda yine dünkü balığı aldığım yere gitmek vardı ancak bu bölge keşişlemeyi tam karadan aldığı için biraz tereddüt ediyordum. Yine de şansımı bu bölgede denemeye karar verdim. Avlağa vardığımda keşişlemenin güney bileşeninin kuvvetlendiğini, bunun da kıyıya ufak da olsa dalga taşıdığını gördüm. Bu çalkantı balığın avlanma güdüsünü kamçılamak için yeterliydi. Sabahın ilk ışıklarıyla beraber ilk balığımla da mücadelem başlamıştı. Balık güzel dirense de, yeni değiştirmiş olduğum ipe güveniyordum. Kıyıya paralel yüzen balığı dalgalardan da faydalanarak sorunsuz bir şekilde kuma yatırdım. Balık dünküyle hemen hemen aynı ebatta 1 kilo 300 gramlık bir levrekti.

İkinci günün yakışıklısı... 1.300 gram...
Yarım saat sonra bir vuruş daha aldım. Mücadele bu sefer biraz daha zayıftı. Balığı tam dalgaların arasından görecek iken olta boşaldı. İstemiş olduğum balığı yakalamış olmanın verdiği rahatlık ile hiçbir şey yokmuş gibi kaldığım yerden at-çek'e devam ettim. Yaklaşık iki saat daha devam eden denemelerimde hiçbir şey alamadım.

Bir beyaz yakalı çalışan olarak bana ayrılan iki günlük sürenin yine çabucak sonuna gelmiştim. Eskiden İstanbul'a dönüşlerimde Boğaz'da lüfer, sarıkanat avlarını düşleyerek küçük de olsa bir teselli bulurdum. Ancak son yıllarda İstanbul'a dönmek için hiçbir neden bulamıyorum. Umarım hayatımın çok geç olmayan bir evresinde huzurla balık tutabileceğim bir şehre, kasabaya ve köye yerleşir de bu şehrin kaosundan kurtulurum. Maalesef o zamana kadar ancak haftasonlarında hasret gidermeye mahkumum.


18 Şubat 2014 Salı

Mavi Yüzgeçli Orkinosların Hazin Sonu

Muazzam bir fotoğraf ama hikayesi acıklı. Denizlerin en hızlı ve kuvvetli balıklarından olan mavi yüzgeçli orkinoslar dünya genelinde aşırı miktarda avlanan balıkların başında geliyor. Bu fotoğraf Akdeniz'deki bir orkinos çiftliğinde çekilmiş. Üreme potansiyelleri yok edilerek doğadan koparılan orkinoslar burada çok kısa sürede yağlandırılarak suşi yapılmak üzere Japonya'ya gönderiliyor. Çünkü Japonlar bu balıkların her biri için servet ödüyor. Bu denizler ve bu balıklar bizim milli servetimiz olmasına rağmen hiç birimiz faydalanamıyoruz. 100 mil münhasır ekonomik bölgemiz bulunan Karadeniz ve iç denizimiz olan Marmara'daki neslini tükettik. Akdeniz'deki uluslararası sularda bizim hakkımıza düşen kota kadarını avlayabiliyoruz. Birkaç balıkçı zengin oluyor, birkaç godaman Japon keyif yapıyor. Biz de fotoğraflarına bakıp iç geçiriyoruz.


12 Şubat 2014 Çarşamba

Maldiv Usulü Sırıkla Balık Avcılığı (Pole&Line Fishing)

İşte size gerçek bir av bereketi. Gerçek bir bereket diyorum çünkü Maldivli balıkçıların yüzyıllardır uyguladığı sırıkla balık avcılığını (pole&line fishing) günümüz endüstriyel balıkçılık yöntemlerinden ayrı tutmak gerekir. En pahalı teknolojik cihazlarla donatılmış devasa gırgır teknelerinin sonarla tespit ettikleri göç halindeki balık sürülerinin etrafını çevirerek yaptıkları av benim nazarımda katliamdan farksızdır. Bu devasa teknelerin kullandıkları ağın boyutu ve derinliği dudak uçuklatan cinstendir. Maldivli balıkçıların uyguladığı yöntem ise tamamen emeğe ve şansa dayalı bir avcılıktır. Bu yöntemde hedef dışı hiç bir balık avlanmadığı gibi yakalanabilecek balık miktarı da sınırlıdır. Geleneksel yöntemlerinden vazgeçmeyen Maldivli balıkçıların yüzyıllardır avladığı balık miktarında bizdeki gibi bir düşüş söz konusu değildir. Bizim uyguladığımız balıkçılık politikasının ise sürdürülebilir avcılıkla uzaktan yakından alakası yoktur. Nitekim sürdüremediğimiz de apaçık ortadadır. Bugün lüferin, kalkanın kilosu 100 tl'nin, bir karışlık barbunların kilosu 50 tl'nin altına düşmüyorsa, tezgahta satılan balıkların yarısından fazlası çiftlik balığıysa, deniz zengini bir ülke olduğumuz halde ihraç etmeyi bırakın balık ithal ediyorsak, Karadeniz ve Marmara'da onlarca balığın neslini tükettiysek bunun sebebi halen uygulanmakta olan balıkçılık politikamızdır. 


11 Şubat 2014 Salı

LRF - İstavrit Azmanları

LRF yönteminin en gözde balıklarından biri de istavrittir. Öyle ki, bu yöntemin mucidi olan Japonlar ajingu adını verdikleri LRF takımlarıyla istavrit avcılığını ayrı bir balıkçılık disiplini olarak ele alırlar. Biraz abartı gibi görünse de Japon kıyı balıkçıları arasında ajingu yöntemini çılgınlık seviyesine dönüştüren büyük bir topluluk var. Bu ufak tefek, çekik gözlü insanlara hak vermemek elde değil doğrusu. Bir dönem ben de bütün yaz boyunca silikon kurtlarla istavrit avladım. O zamanlar gerçek bir LRF takımım olmasına rağmen ufacık zokalar ve silikon kurtlarla istavritleri kandırırken inanılmaz zevk aldım. Bugünlerde kullandığım çok daha düşük atarlı LRF kamışları ve hafif makineler sayesinde avdan aldığım zevk de katlandı.


Gündüz vakti nispeten açıkta ve derinde bulunan istavrit sürüleri hava kararmaya yakın kıyılara inerek geceyi kıyıda geçirir. Bunun bir çok sebebi olmakla birlikte bu sebeplerin başında beslenme alışkanlığı geliyor. İstavritlerin en sevdiği besinlerin başında gelen küçük kurtlar gündüz vakti kıyılardaki midye ve kayaların arasında gizlenir. Gece aktif olan bu kurtlar havanın kararmasıyla birlikte saklandıkları yerden çıkıp suyun içinde dairevi hareketler çizerek serbest şekilde dolaşır. Kurtların yanı sıra bir çok küçük kabuklu deniz canlısı da gece ortaya çıkar. Sonuç olarak bu canlıların yoğun bulunduğu yerlerde istavritler için tam anlamıyla bir beslenme çılgınlığı yaşanır.





Karadeniz, Marmara ve kısmen Ege'de suların çok soğuk olduğu dönemler dışında gece vakti kıyılar beslenmeye güdülenmiş istavrit sürüleriyle doludur. Plankton adı verilen mikroskobik deniz canlılarıyla beslenen kıraçalar sahil ışıklarının aydınlattığı alanlarda toplanırken deniz kurtları ve kabukluların peşinde olan iri istavritler midyelerin bol olduğu kayalıklar, rıhtım duvarlarının dibi ve iskele ayaklarının arasında dolaşır. Işık altında toplanan kıraçaları ufak kancalı 1 g'lık zokalar ve çok ufak silikon kurtlarla avlamak mümkündür. Suyun yüzeyinde hafifçe oynatarak yüzdürdüğümüz silikon kurdun peşine takılan onlarca istavrit birbiri ardına yeme saldırır. Boşa giden ısırıklardan sonra nihayet balıklardan biri zokanın kancasına takılır. Bu bile başlı başına zevkli bir olaydır. Ama asıl zevki doğru LRF malzemeleriyle azman istavrit yakaladığınız zaman alırsınız. İri istavritlerin dolaştığını bildiğiniz özellikle kayalık ve sığ meralarda 1-3 g'lık zokalar ve 30-50 mm'lik silikon kurtlarla atıp çekerek 1 kg'a kadar çok iri boyda istavritler yakalayabilirsiniz. Kıvrak deniz kurtları gibi silikon kurdunuza kamışın ucuyla vereceğiniz küçük zıplatma hareketleri de iri istavritlerin yeme saldırmasını kolaylaştırabilir.






Azman istavritlerin en bol bulunduğu yerler bacakları iri midyelerle kaplı iskeleler, derin rıhtım duvarlarının dipleri ve liman içleridir. Bu tarz yerlerde LRF yöntemiyle iri istavrit avlamak çok daha kolay ve keyiflidir. Çok hafif zokalara iliştirdiğiniz silikon kurtları ileri sallamaya çalışmak yerine iskele ve rıhtım gibi yerlerden hemen önünüze sarkıtarak çeşitli aksiyonlarla azman istavritleri kandırabilirsiniz. Dibe indirdiğiniz silikon kurdu hiç aksiyon yaptırmadan ağır ağır yukarı çekebilir, sararken ya da arada durdurup küçük zıplatma hareketleri yaptırabilir ya da makul bir derinlikte sarmadan hafifçe yukarı aşağı oynatarak yürüyebilirsiniz. Civarda dolaşan iri bir istavrit varsa her şekilde yeminize vuracaktır. Daha önce yakalamış olanlar iri istavritlerin ne kadar sert balıklar olduğunu bilir. Aynı mücadeleyi çok hafif takımlarla yaşadığınız zaman alacağınız zevki bir düşünün. Yazarken bile tüylerim diken diken oldu...







8 Şubat 2014 Cumartesi

Kendo Zero Arise 75

Kendo Zero Arise 75 maket balıklarıma yenilerini ekledim. Bu küçük oyuncaklar çok tehlikeli. Zarganadan azman istavrite, levrekten barakudaya kadar kandıramayacağı balık yok. Bazen en büyük avcılar bile en küçük balıkların peşindedir. Büyük boy maket balıklarımızı takip ettikleri halde saldırmazlar. İşte böyle anlarda aynı yemle ısrarcı olmak yerine daha küçük boy sahtelerle denemekte fayda var. Bu sahtelerin aksiyonu benden tam not aldı. Galvenizsiz WMC marka kancaları da gayet sağlam ve yeterli ağız genişliğine sahip...