16 Mayıs 2015 Cumartesi

Yedi Rengin En Koyusu: Sinarit

2015 Mart başında hayallerimin şehri Antalya'ya taşındıktan sonra fırsat bulabildiğim hemen her sabah ve akşam suyunda denemeler yapıp nihayet 24 Mart sabahı LRF takımlarıyla hatrı sayılır boyda bir sarı kuyruk yakalamayı başardım. Henüz yabancısı olduğum ve balıkların alışkanlıklarını çok bilmediğim yeni meramda gerçekleştirdiğim bu av sonraki avlarım için önemli bir ilham kaynağı oldu. Takip eden günlerde başka meralardaki denemelerime devam ederken ara ara sarı kuyruğu yakaladığım merayı yoklamayı da ihmal etmedim. Mevsim itibariyle balıkların yumurtlama döneminde olduğu için çok iştahlı olmadıklarını tahmin ettiğimden sonuç alamadan döndüğüm onca ava rağmen moral bozmadan denemeye devam ettim.

7 Nisan sabahı da güneşin doğuşunu kaçırdığım halde kısa bir mera yoklaması yapmaya karar verdim. 07:15'te uyanır uyanmaz çabucak hazırlanıp 07:45'de evimden 4 km mesafedeki merama vardım. Zamanım kısıtlı olduğu için farklı meraları denememe çok imkan yoktu. Bu yüzden hiç bir yere uğramadan doğru sarı kuyruğu kandırdığım rıhtıma geçtim. Buranın benim için şöyle bir avantajı da vardı. Diğer kayalık meralarımın aksine burada misinanın takılabileceği ilişkenler yok denecek kadar az olduğu için takımı istediğim kadar inceltebiliyor ve avdan aldığım keyfi katlıyordum. O gün de ince bir takımla denemek niyetindeydim. Fakat bu sefer sarı kuyruğu kandırdığım 225 cm, 3-12 g aksiyonlu LRF kamışım yerine 251 cm, 7-23 g aksiyonlu light spin kamışımla kombine ettiğim üzerinde 8 lb nanofil misina ve 0.24 mm monoflament şok misinası ( 1 kulaç uzunluğunda ) sarılı olan 30 kalibrelik makinemle deneyecektim.

Yem seçimimi sarı kuyruğu kandırdığım 10 cm/10 g'lık silikon balığın fosforlu ( glow ) olanından yana kullanıp at-çeke başladım. 2 haftadır bu merada 35 cm'i geçmeyen 2 sinarit palazı ve birkaç melanur dışında kayda değer bir balık yakalayamadığım için avdan çok fazla ümidim yoktu. Zaten meraya da geç varmıştım. Bu saatten sonra nöbetçi bir oltacı gibi görev icabı yarım saat olta atıp dönmek dışında bir beklentim yoktu.  Rıhtım boyunca birkaç metre aralıklarla durup olta atarak yürümeye başladım. Arkadan esen rüzgarın da yardımıyla 50 m mesafeyi rahatlıkla geçirdiğim 10 g'lık silikon yemimi en fazla 8 metreyi bulan dibe indirip orta hızda düz bir şekilde sarıyor, 10 metre kadar sardıktan sonra dipten yükselen yemi tekrar dipletip sarmaya devam ediyordum. Arada sırada da kah düz sararken, kah dibe inmesi için beklerken kamışın ucuyla yeme kısa sert zıplatma aksiyonları yaptırıyordum. Bu şekilde at-çek yaparak meraya benden önce gelen arkadaşımın olduğu yere kadar yürüdüm.

Saat 08:15 olmuştu. Bir yandan arkadaşımla sohbet ediyor bir yandan da ümitsizce atıp çekmeye devam ediyorum. Son birkaç atış daha yapıp avı sonlandırmayı düşünürken hiç beklemediğim bir anda yemim olduğu yerde mıhlanıp kaldı. "Dibe mi takıldı?" diye düşünmeme fırsat kalmadan makinemden misina boşalmaya başlamıştı bile. Kendimi yine oltanın ucundaki muazzam güç karşısında aciz hissettim. Balık hiç durmayacakmış gibi müthiş bir süratle açığa doğru yüzerken hiç bir şey yapmadan yorulmasını bekliyordum. Nihayet balığın kalama alma hızı yavaşladığında kontrollü olarak balığı kendi istediğim tarafa doğru yönlendirmeye başladım. Daha fazla açığa zorlayamayacak kadar yorulan balık mücadelesine rıhtıma paralel doğrultuda devam ederken ben de peşi sıra rıhtım boyunca yürüyerek balığı takip ediyordum.

Balık yorulmuş gibi görünse de gücünü toplayıp her an fişekleme ihtimaline karşı hazırlıklı olmam gerekiyordu. Bir önceki akşam suyunda aynı takım ve çok hafif jiglerle melanura denediğim için şok misinasını 0.24 mm'ye düşürmüştüm. Bu da mücadelenin heyecanını arttıran faktörlerden biriydi. Misinamın üzerindeki en ufak bir çizik ya da yıpranmış bölge mücadeleyi kaybetmeme sebep olabilirdi. Acele etmeden balık tamamen yorulana kadar beklemeye karar verdim. Gücünü toplayan balık birkaç sefer daha çok kuvvetli basıp kalama aldıktan sonra iyice yoruldu. Artık balığı istediğim gibi yönlendirebiliyor, yavaş yavaş rıhtım duvarına yaklaştırabiliyordum. Balık yaklaştıkça heyecanım katlandı. Yine güzel bir sarı kuyruk olduğunu düşündüğüm balığın büyüklüğünü görebilmek için sabırsızlanıyordum. Arkadaşım yüksek rıhtım duvarından balığı kepçeleyebilmek için yere uzanmış kepçeyi suda hazır bekletiyordu. Ve nihayet suyun derinliklerinde bir parıltı belirdi. Tüm dikkatimi parıltının üzerinde yoğunlaştırınca oltanın ucundakinin muhteşem bir sinarit olduğunu anladım. Tek hatırladığım "sinarit!" diye heyecanla bağırdığımdı. Sonrasında balık kepçenin içine girince yaşanan o tarifi mümkün olmayan mutluluk.



Deniz yine beni şaşırtmıştı. Sinarit beklerken çok yakışıklı bir sarı kuyruk, sarı kuyruk beklerken de tam hayalini kurduğum gibi bir sinarit yakalamıştım. Türk hikayeciliğinin önde gelen yazarlarından Sait Faik Abasıyanık'ın "Sinağrit Baba" adlı hikayesinde "yedi rengin en koyusu" diye bahsettiği o muhteşem balık tüm asaletiyle kepçemin içinde yatıyordu. Bir süre rengarenk pullarıyla önümde duran güzelliği hayranlıkla seyrettim. Şükürler olsun ki bir hayalimi daha gerçekleştirmek yine kolay bir merada ve hafif bir takıma nasip oldu. Daha büyükleriyle karşılaşmak nasip olur mu bilmem ama o gün geldiğinde umarım elimde daha sağlam bir takım tutuyor olurum...


3 yorum:

  1. Yine cok güzel bir anlatim ve çok güzel bir av yaşattin bana. Verdiğin bilgiler için teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  2. Ya abi valla hayranlikla okuyorum eline saglik, ben de Antalyadayim lrf ye merak sardim cantamda baby jigler kurtcuklar ve silikon ahtapotlar var acaba konyaalti plajinda is gorur mu, ve sana ulasabilecegim baska bir yer var mi? Cevaplarsan cok memnun oldurum, simdiden tesekkurler

    YanıtlaSil
  3. Ya abi valla hayranlikla okuyorum eline saglik, ben de Antalyadayim lrf ye merak sardim cantamda baby jigler kurtcuklar ve silikon ahtapotlar var acaba konyaalti plajinda is gorur mu, ve sana ulasabilecegim baska bir yer var mi? Cevaplarsan cok memnun oldurum, simdiden tesekkurler

    YanıtlaSil