9 Mayıs 2015 Cumartesi

LRF Kuzusu

Çok hafif olta takımları ve küçük sahte yemlerle avlanmaya başladığım yıllar öncesinden bugüne kadar LRF disipliniyle çok çeşitli ve bereketli avlar gerçekleştirdim. Kimi zaman kovamı istavrit azmanları, iri mırmırlarla doldurdum, kimi zaman ispari, iskorpit, lapin, yazılı hani vb. çeşit çeşit taş balıklarıyla keyifli anlar yaşadım, kimi zamansa çok iri eşkinalar ve karagözlerle zorlu ve heyecan dolu mücadeleler verdim. Hepsinin kendine has bir keyfi olsa da şimdiye kadar LRF disiplinin limitlerini zorlayacak büyüklükte bir av gerçekleştirme fırsatım olmamıştı. İşte Antalya'ya bu hayallerle taşındım. Önceki senelerde kısa süreliğine bulunduğum Antalya'da yakaladığım hatrı sayılır büyüklükteki  tralleri, baraküdaları, sarı kuyrukları ve daha nicesini LRF takımlarıyla kandırabilmeyi ve bu sayede kendimi sınamayı hayal ediyordum.

Antalya'ya temelli olarak yerleşmem 2015 Mart başını buldu. İlk günden itibaren yeni meram hakkında bilgi toplamaya ve olta atmaya başladım. İlk başlarda spin ve shore jigging yöntemleri üzerinde yoğunlaşan denemelerim sonuçsuz kalınca ağırlığı LRF tekniğine kaydırmaya karar verdim. Bir süre çoğunlukla küçük silikon kurt/jighead kombinasyonlarıyla farklı meralarda denemeler yaptım. Bu şekilde, asıl hedeflerim olan iri melanurlar, sargozlar, çipuralar yerine 30-38 cm arası çokça sinarit palazı ve birkaç ufak grida ( lahoz ) kandırınca yem seçimimde değişikliğe gitmeye karar verdim. Merada bu kadar çok sinarit palazı olduğuna göre mutlaka bu balığın irileri de olmalıydı. Antalya'nın balık çeşitliliğine ve avlandığım meranın kayalık yapısına uygun olarak seçtiğim 225 cm boyunda ve 3-12 g aksiyonlu kamışla kombine ettiğim 30 kalibrelik makineden oluşan LRF takımım bana nispeten ağır yemler atabilme ve daha büyük balıklar hedefleyebilme imkanı sağlıyordu. Makinemde sarılı olan 8 lb nanofil misinanın önündeki şok misinasını 0.28 mm'ye çıkarıp denemelerime 10 cm/10 g'lık silikon balıklarla devam ettim.

24 Mart 2015 sabahı da hayalini kurduğum balıklardan birini kandırabilmeyi umarak 06:00'da meraya indim. İlk olarak, daha önce güzel tral avları gerçekleştirdiğim hızlı derinleşen kayalık bir merada 60 g'lık jiglerle shore jigging denemeleri yaptım. 45 dakika kadar deneyip vuruş alamayınca yer değiştirip kayalık ile kumsalın birleştiği sığ bir merada spin takımımın ucuna iliştirdiğim su üstü sahtelerine WTD ( Walk The Dog ) aksiyonları yaptırarak avcı balıkları kandırmaya çalıştım. Su üstü sahteleriyle asıl hedefim olan akyayı ( Lichia amia ) da bulamayınca takımı biraz daha hafifletmeye karar verdim. LRF takımımın ucuna iliştirdiğim 10.5 g'lık ince uzun yapılı bir jigi kah düz çekip kah zıplatma aksiyonları yaptırarak yakışıklı bir melanur, tral ya da lokum balığı gibi küçük avcıları cezbetmeyi denedim. Sonuç yine hüsran olunca avı sonlandırmadan önceki son durağım olarak birkaç gün önce peş peşe 2 yakışıklı sinarit palazı kandırdığım rıhtımın yolunu tuttum.

Liman rıhtımına varır varmaz LRF takımım ve 10 cm/10 g'lık sırtı beyaz yanları simli silikon balıkla kıyıya paralel bir atış gerçekleştirip yem tamamen dibe indikten sonra orta hızda sarmaya başladım. 10 m kadar sardıktan sonra dipten yükselen yemi tekrar dipletip sarmaya devam ettim. Birkaç metre daha sarınca sağlam bir vuruş geldi. Son derece heyecanlı ve keyifli bir mücadelenin ardından yüzeye çıkardığım balığı kepçe kullanmaya gerek duymadan kaldırıp dışarı aldım. Yaklaşık 37-38 cm'lik çok yakışıklı bir sinarit palazıydı bu. Ağzındaki yemle birlikte çabucak birkaç poz fotoğrafını çektiğim balığı içi su dolu kovaya koyup aynı yöne doğru bir atış daha gerçekleştirdim. Yemi yarı mesafeye kadar çekmiştim ki önce boşa giden bir ısırık ve ardından güzel bir vuruş daha geldi. Kısa bir mücadelenin ardından dışarı aldığım yaklaşık 30 cm'lik bu sinarit palazını da çabucak fotoğraflayıp denize iade ettim.



Sıkıcı başlayan av birdenbire çok keyifli bir hal almıştı. En son geldiğim merada 2 atışta 2 sinarit palazı almak daha büyüklerine de denk gelebileceğime olan inancımı arttırmıştı. Sürüden iri bir balık alabilmek umuduyla vakit kaybetmeden atıp çekmeye devam ettim. Balıkları aldığım yerin çevresine gerçekleştirdiğim 5-6 atışta vuruş alamayınca rıhtım boyunca 50 m kadar yürüyüp atışlara devam ettim. Birkaç atış sonra ufak bir vuruş hissettiysem de devamı gelmedi. Kıyıya paralel atışlardan sonuç alamayınca biraz da açığı yoklamaya karar verdim. Yaklaşık 40 m mesafeye gönderdiğim yemimi dipletip orta hızda 10 m kadar çektikten sonra tekrar dipletmek için sarmayı durdurdum. Yem yavaş yavaş dibe inerken bir yandan da kamışın ucuyla yeme kısa ve sert zıplatma aksiyonları yaptırıyordum. Tam o esnada çok sert bir vuruş geldi. İncecik kamışım muazzam bir kuvvetle eğilip makinemden müthiş bir hızla misina boşalmaya başladı. Aman yarabbim bu nasıl bir kuvvetti. Böyle bir kuvvet karşısında bu kadar hassas bir takımla ne yapacaktım ben? Balığın vurmasıyla birlikte adrenalin seviyem yükseldi, dizlerime hafif bir titreme yerleşti. Balık hiç durmadan kalama alırken aklımdan bin türlü düşünce geçiyordu. Gerçekten dev bir balık mıydı yoksa böyle hissetmeme sebep olan şey takımın inceliği miydi? Acaba balığı yormayı başarabilecek miydim? Dipte misinanın sürtebileceği bir ilişken var mıydı? Oltanın ucundaki iri bir sinarit miydi yoksa başka bir şey mi?

Ben bu düşüncelerle boğuşurken balığın hızı yavaşladı. O an içime bir umut kıvılcımı düşmüştü. Korktuğum gibi saniyeler içinde misinam kopmamıştı. Çok dikkatli olursam belki de mücadeleyi kazanabilirdim. O dakikadan sonrasını hayal meyal hatırlıyorum. Balık durakladıkça çok dikkatli bir şekilde sararak balığı santim santim yaklaştırıyor, balık gücünü toplayıp fişekledikçe sinirinin geçmesini bekliyordum. Bu şekilde kaç dakika mücadele ettiğimizi anımsayamıyorum. Nihayet balığı rıhtım duvarına 10 m mesafeye getirip yavaş yavaş dipten yükseltmeye başladığımda suyun altında belirecek olan muhteşem parıltıyı görmek için sabırsızlanıyordum. Arkadaşım elinde kepçe hazır beklerken nefesimi tutmuş suyu delercesine balığın görüneceği yere bakıyordum. Nihayet balık suyun 2 metre altında belirdiğinde adeta nutkum tutuldu. Oltanın ucundaki balık yıllar yılı kıyıdan yakalamayı hayal ettiğim çok yakışıklı bir kuzuydu ( sarı kuyruk, Seriola dumroli ). Balık beklediğimden daha büyük çıktığı için heyecanlı bir şekilde kepçeci arkadaşıma talimatlar yağdırmaya başladım. Birkaç saniye sonra balık kepçenin içine girince dakikalardır süren heyecan ve korku duygusu yerini müthiş bir mutluluğa bıraktı. O anın mutluluğuyla kovada canlı duran sinarit palazını azad edip, balığı kepçelememe yardım eden arkadaşımla birlikte fotoğraf çekmek için ışığın ve manzaranın güzel olduğu bir yer aramaya koyulduk.




Şükürler olsun ki bir hayalim daha gerçek oldu. Bir önceki Antalya balık avı maceramı anlattığım hikayenin son paragrafında bu hayalimden bahsetmiş, "Kim bilir, belki bir sonraki Antalya maceramın konusu bu olur." diye bir cümle kullanmıştım. İşte bu balık, o cümleyi yazarken aklımdan geçirdiğim balığın ta kendisi.


2 yorum: