5 Şubat 2016 Cuma

2016 Sezon Açılışı

Acısıyla, tatlısıyla bir yılı daha geride bıraktık. Geriye dönüp baktığımda gerek iş, gerek aile, gerekse sosyal yaşantım açısından güzel bir 2015 yılı görüyorum. Büyük kısmını Antalya'da geçirdiğim 2015 yılı, balık avlarım açısından da son derece tatmin edici geçti. Akdeniz'e özgü, yabancısı olduğum birçok balık türünün avında tecrübe kazanıp, hayallerimin avlarını gerçekleştirme fırsatı buldum. Aynı bereketin 2016 yılında da devam etmesini ümit ederek ocak başından itibaren sabah suyu denemelerime kaldığım yerden devam ettim. 2016 yılını LRF takımlarıyla kandırdığım birkaç melanur, yazılı hani, asker balığı ve genç bir plaka gridası ile açtıktan sonra 10 ocak sabahı daha büyük bir şeyler kandırabilmek umuduyla 05:30 gibi soluğu deniz kıyısında aldım.



Hava aydınlanmadan önce ilk olarak kofana merasına uğradım. 20 dakika kadar su üstü ve popper sahtelerle deneyip sonuç alamayınca mendirek kayalıklarının iç kısmında ağır spin takımım ve daha büyük su üstü sahteleriyle kuzuya denemek üzere yer değiştirdim. 15 dakika kadar burada da hareket olmayınca tekrar yer değiştirip bu sefer tral merasında spin takımım ve 28-40 gram arası jiglerle denemeye karar verdim. Tral merasına vardığımda benden önce gelen İsa abim aksiyona çoktan başlayıp ilk tralini kovaya atmıştı. Ben takım hazırlama işiyle uğraşırken ikinci balığı da çıkarınca heyecanım arttı. Merada çok kısa bir süre oyalanıp av veren kalabalık tral sürüsünü kaçırmak istemiyordum. 28 gramlık kırmızı kafalı jigimi suyla buluşturup aksiyona başladığım sırada Tuna ve Burak abilerim de meraya varıp 5'er metre arayla sol tarafımda yerlerini aldılar. 

Sağımda olta atan İsa abi ile aramızda, kıyıdan 10 m açığa kadar uzanan sığ bir kayalık olduğu için, 15 m mesafe bırakmıştım. Tral sürüsü İsa abinin biraz sağında yoğunlaşmış olacak ki ilk 10 dakika onun dışında kimse vuruş alamadı. İsa abi 4. tralini kovasına attığında bizim kovalar hala boştu. Umutlarımız tükenmek üzereyken sürü bizim olduğumuz tarafa kayınca eğlenceye biz de dahil olduk. Bu defa biz peş peşe balık alırken İsa abi boşa atıp çekiyordu. İlk iki balığı kıyıya 10 m mesafede aldıktan sonra uzak atışlarla vakit kaybetmeye gerek olmadığına karar verip atış mesafesini kısalttım. Peş peşe üçüncü atışımda da 30 m mesafeden shore jigging aksiyonlarıyla çektiğim jig yarı mesafeye geldiğinde balık yapıştı. Takımı kıyıdaki kayalara kestirmemek için 0.20 mm ip ve 0.39 mm FC şok misinama güvenip basa bas çekerek balığı dışarı aldım. 3. balıkla kısa bir fotoğraf çektirme faslından sonra ava dönüp bir vuruş daha aldıysam da balık yarı yolda kurtulmayı başardı. 




Avı İsa abi 4, Tuna abi 3, Burak abi 2, ben 3 olmak üzere toplam 12 balıkla sonlandırdık. Meraya geç gelen ve sürüye uzak kaldığı için balık alamayan bir abimize de 2 balık verip boş dönmekten kurtardık. 2016 sezonunun ilk ciddi avı olan bu av bir nevi iri tral sezonunun da kapanış avı oldu. Şubat ayı itibariyle iri tral sürüleri merayı terk edecek, yerlerini daha küçük tral sürüleri alacak. Büyükler kadar kuvvetli olmasalar da LRF takımları ve micro jiglerle küçük trallerin avına da doyum olmuyor. Bakalım 2016 senesi bize nasıl sürprizler sunacak...


28 Ocak 2016 Perşembe

Piyangodan Çıkan Kum Gridaları

Bazen şartları sonuna kadar zorlayarak peşinden koşup da yakalayamadığınız balık, hiç ummadığınız bir anda, ummadığınız bir yerde karşınıza çıkıverir. Adına ister şans, ister doğru zamanda doğru yerde bulunmak deyin, uzun zamandır balıkla haşır neşir olan biriyseniz bahsettiğim olay mutlaka başınıza gelmiştir. Benim de çok sefer gökte aradığım balığı yerde bulduğum oldu. Bazen hiç olmayacak yerde yolunu şaşırmış bir balığa, bazen de benim hesap edemediğim ama aslında tam da olması gereken yerde olan balıklara denk geldim. Sonuçta bu avlar şunu tekrar tekrar anlamamı sağladı; "Denizle pazarlık olmaz". 19 aralık öğleninde başladığım av da bunlardan biriydi.

Antalya'da hava ılık, gök yüzü açık, deniz kıpırtısız ve günlerden cumartesi olunca evde daha fazla oturamayıp öğlen ortasında soluğu liman içinde aldım. Niyetim deniz havası alıp spor niyetine biraz at-çek yapmaktı. Son birkaç ay içinde liman rıhtımının mendirek kayalıklarına uzak kısmında çok sayıda kum gridası almış ama 45 cm'lik yasal avlanma limitini bir türlü geçememiştim. Büyük gridalar çoğunlukla mendirek kayalıklarının yakınında vurduğu için meraya ulaşım zahmetli, ağır takımlarla saatlerce atıp çekmek yorucu ve yakalanan balığı kayaların arasındaki mağaralara girmeden çıkarması zordu. O gün bunların hiç birini gözüm almadığı için hafif spin takımımla liman rıhtımında denemeyi tercih ettim. 12.5 cm/23 gramlık kurşun kafalı silikon balıkla ufak bir grida kandırıp fotoğrafladıktan sonra salıvermenin keyfini yaşasam bile bana yeterdi.

Bu düşüncelerle kah rıhtımdan açığa, kah rıhtım duvarına paralel atışlar yaparak, kah dipten düz sarımla, kah yukarı aşağı zıplatma hareketleriyle denemeye başladım. Avın yaklaşık yirminci dakikalarında, rıhtım duvarına paralel gerçekleştirdiğim atışlardan birinde güzel bir vuruş aldıysam da balık yakalanmadı. Vakit kaybetmeden yemi vuruş aldığım yerin biraz gerisine atıp 8-9 m'lik dibe inmesini bekledikten sonra aksiyonsuz orta hızda sarımla balığı kandırmaya çalıştım. Yem aynı yerden geçerken bu defa sağlam bir vuruşla kamışım eğildi. Oltanın ucundaki balık tahmin ettiğimden çok büyük bir şeye benziyordu. Meranın dibi çok kayalık olmadığı için hafif bir takım seçmiştim ama muazzam bir güçle durmadan aşağı basan balık içime korku düşürmüştü. Makinemdeki 0.20 mm ip ve 0.39 mm şok lider misinasına güvenebildiğim kadarıyla asılıp balığı dipten yükseltmeye çalıştıysam da balık hemen önümde, dipteki bir kovuğa girmeyi başardı. O dakikadan sonra dua etmek ve balığın girdiği kovuktan çıkmasını beklemekten başka yapılacak bir şey yoktu. Takımı çok zorlamadan hafif hafif asılıp balığı kovuktan çıkarmaya çalıştım. Birkaç sefer balık hareketlendiyse de dipte bir şeylere dolanan misinam kurtulmamıştı. Arada hafif hafif asılarak balığın misinayı kendi kendine kurtarması için huylandırmaya devam ettim. Yaklaşık 15 dakikalık bir uğraştan sonra nihayet balık misinayı kurtarınca dipten yükseltip kepçelemeyi başardım. 45 cm'lik limitin birkaç santim üstündeki bu balık kıyıdan liman mendireği dışında yakaladığım tek limit üstü kum gridasıydı.



Liman içinde, hem de gündüz vakti böyle bir balık yakalamayı hiç beklemiyordum. Tamamen piyangodan çıkan bu balıktan sonra aralıklarla atıp çekmeye devam ettim. İlk balıktan yaklaşık 1 saat sonra hemen hemen aynı noktadan bu defa limit altı bir kum gridası yakalayıp kısa bir fotoğraf faslından sonra denize iade ettim. İkinci balıktan sonra sıkılıp avı bırakmaya niyetlendiysem de havanın karardığı 17:00'a denemek için kendimi motive ettim. İyi ki de avı bırakmamışım. Güneş Tünek Tepe'nin ardında kaybolduktan 20 dakika sonra, hava kararmaya yakın, 23 gramlık simli beyaz silikon yemimi, balıkları aldığım noktanın çevresinde yukarı aşağı zıplatarak ilk balıkla aynı boyda güzel bir kum gridası daha kandırdım. Bu sefer balık tam altımda vurduğu için kovuğa girmeden dipten yükseltmem de kolay olmuştu. Aynı merada uzun süredir denediğim halde ilk defa limit üstü kum gridalarına denk geliyordum. O gün balıklar yayılıma mı çıkmışlardı yoksa başka bir sebebi mi vardı bilmiyorum ama aylarca zorlu mendirek parkurunda peşinden koştuğum bu yakışıklıları uzun aradan sonra böyle kolay bir merada kandırmak ilaç gibi geldi doğrusu.



9 Ocak 2016 Cumartesi

Popper Sürprizi

11 aralık sabahı meraya gün doğumundan yarım saat önce vardım. Niyetim, liman mendireği ile kumsalın birleşim noktasındaki sığlıkta hava aydınlanmadan önce dalarlı maket balıklarla, hava aydınlanmaya dönerken de su üstü ve popper ( yüzeyde su sıçratan ) yemlerle şansımı denemekti. Bu şekilde baraküda, levrek, kuzu, akya ya da kofana kandırabilmeyi hedefliyordum. Aslında aynı noktada daha önceleri de su üstü sahteleriyle denemelerim olmuş ama bir türlü güzel bir balığa denk gelememiştim. En kötü ihtimalle gün ağarırken 15-20 dakika deneyip sonuç alamazsam tral merasına geçerim diye düşünüyordum.

Ava ilk olarak 125 mm/14.8 g, limon diye tabir ettiğimiz, sırtı sarı, yanları beyaz ve karının altı turuncu renkli bir maket balıkla başladım. Aynı yemle 20 dakika kadar farklı sektörlere atışlar gerçekleştirip kah yavaş düz sarımla, kah arada kamışın ucuyla küçük vurdurma aksiyonları yaptırarak çektiğim halde vuruş gelmedi. Anlaşılan asıl hedefim olan baraküdalar yine meraya uğramamıştı. Saat 06:05 gibi, gün yeni yeni ağarmaya başlarken su üstü sahteleriyle deneme vaktinin geldiğine kanaat getirdim. Çantamdan maket balık kutusunu çıkarıp su üstü sahtelerine göz gezdirdim. En güvendiğim 13.5 cm/26 g'lık su üstü sahtesinin orjinal kancaları yerine sadece kuyruğunda büyük bir tekli kanca ( single hook ) takılıydı. Farklı bir merada kancamı açıp kaçan dev kuzudan sonra yemin kanca ve halkalarını modifiye etmiştim. O an, böyle bir şeye gerek olmadığını düşündüğüm için maket balık kutumun içinde uzun süredir bekleyen 10 cm/18 g'lık şeffaf beyaz renkli popper sahtesini takmaya karar verdim. Bu tip sert aksiyon isteyen sahte yemler için çok uygun olan 20-50 g atarlı kamışımla ilk atışımı gerçekleştirip kısa, sert ve seri vurdurma aksiyonlarıyla maksimum su sıçratmaya çalışarak çekmeye başladım.

Hava hala karanlık olduğu için yaklaşık 40 m mesafeden çekmeye başladığım yemin yüzeyde çıkardığı izi hayal meyal seçebiliyordum. Kamışın ucuyla her vurdurmamda iç bükey yapıdaki ağzıyla topladığı suyu sıçratarak gelen yemi takip etmeye çalışırken birkaç sefer normalden fazla su sıçradığını fark edince kalp atışlarım hızlandı. Yeme bir şey saldırıyordu ama ne? Balığın yemi yakalamasını kolaylaştırmak için su sıçratmayı kesmeden çekiş hızımı biraz yavaşlattım. Kıyıya 10 m kala yaralı bir balık gibi su üstünde ses ve iz yaparak gelen yeme şiddetli bir saldırı daha oldu. Saldırının şiddetinden yemin olduğu yerde büyük bir su patlaması ve girdap oluştuğu halde balık yine yakalanmamıştı. Heyecandan kalbim yerinden çıkacak gibi olmuştu. Vakit kaybetmeden tekrar atış yapıp aksiyona başladım. Yemi bir kaç metre çekmiştim ki önce boşa giden bir saldırı ardından büyük bir şapırtıyla kamışım eğildi. Nihayet balık yakalanmıştı. Oltanın ucundakinin ne olduğunu düşünmeme bile fırsat kalmadan balık suyun dışına sıçrayıp müthiş bir hızla vücudunu silkeledi. Bu kesinlikle çok güzel bir kofanaydı. Makinemin kalaması açık, iğnelerim, ipim ve şok misinam sağlamdı. Sakin olursam bu balığı rahatlıkla dışarı alabilirdim. Balık fişekleyip bir miktar kalama aldıktan sonra birkaç saniye durakladı ve tekrar kendini suyun dışına vurdu. Balığı kaçırma stresini saymazsak mücadele keyfi hat safadaydı. Birkaç sefer daha fişekleyip suyun dışına fırladıktan sonra yorulan balığı sakince kıyıya yaklaştırdım. Arkadaşıma kepçeyi suyun içinde hazır tutmasını söyleyip balığı kepçenin içine doğru sürüklemeye çalıştım. Balık tam kepçenin içine girecekken korktuğum başıma geldi. Ani bir hareketle kepçenin içinden çıkan balık yemin boşta kalan iğnelerini kepçe torunun dışına takıp çılgınlar gibi çırpınmaya başladı. O an kamışı bırakıp kepçeyi arkadaşımın elinden aldıysam da tora iyicene dolanan iğneler balığı kepçelemeyi imkansız hale getirmişti. Son çare balığı kepçenin dışına dolanmış halde kaldırıp dışarı almaya çalıştığım sırada balık vücudunu silkeleyip iğneden kurtuldu. Koca kofana gözlerimin önünde suya düşüp karanlığın içinde kayboldu.

Dünyam başıma yıkılmıştı. Hayallerimin kofanası kendi hatam yüzünden kaçıp gitmişti. Kim bilir bir daha böyle bir balığa ne zaman denk gelebilecektim. Moral bozukluğuyla kepçenin toruna dolanan iğneleri ayıklama işine koyuldum. Baktım olacak gibi değil makasla torun yumak olan kısımlarını kesip iğneleri kurtardıktan sonra atışımı gerçekleştirdim. Şaşırtıcı şekilde yeme aksiyon vermeye başlar başlamaz vuruş geldi. Aksiyonun başlangıcından itibaren 2-3 sefer hamle yapıp yemi ıskalayan balık kıyıya 5 metre kala büyük bir şapırtıyla yemi kaptı. Fişeklemeler, duraksamalar, suyun dışına fırlayıp havada takla atmalar... Makinemde sarılı olan 0.20 mm ip ve 0.39 mm FC şok misinası ile kafam rahat şekilde mücadele edip tamamen yorulmuş olan balığı kıyıya yaklaştırdıktan sonra kolayca kepçeledim. Kaçan balığın üzüntüsü uçup gitmiş, keyfim yerine gelmişti. Hızlı bir şekilde kepçenin toruna dolanan iğneleri ayıklayıp balığı kapaklı kovamın içine hapsettim. Vakit kaybetmeden gerçekleştirdiğim 3. atışımda da kofana saldırıları gecikmedi. Bu defa uzak mesafede yapışan balığı yaklaşık 2 dakikalık çok keyifli bir mücadelenin ardından kepçeleyip dışarı aldım. Yine çok hızlı bir şekilde iğneler kepçe torundan ayıklandı, balık kovaya atılıp kapağı kapatıldı ve yem aynı yere gönderildi.


4. atışımda aksiyona başladıktan hemen sonra arkamda bir patırtı koptu. 10 kiloluk yoğurt kovasının içindeki 2 kofana kovanın kapağını fırlatıp kayaların arasına düşmüştü. Panik halinde kamışı kenara atıp balıkların düştüğü boşluğa daldım. Çok şükür ki balıkların ikisi de denize ulaşamadan kayaların arasında sıkışıp kalmıştı. Elimi jilet keskinliğindeki dişlerle çevrili güçlü çenelerine kaptırmamaya özen göstererek balıkları sıkıca kavrayıp kaya boşluğundan çıktım. Balıkları tekrar kovaya kapattıktan sonra kamışımı attığım yerden alıp aksiyona başlar başlamaz bir balık daha yapıştı. Heyecan dolu bir mücadelenin ardından kepçeleyip dışarı aldığım 3. kofana popper sahtenin arkasındaki kancanın tamamını yutmuştu. Üçlü kancanın uçlarından ikisi üst çeneye, biri alt çeneye geçtiği için iğneyi içeri doğru ittirmeden çıkartmak imkansız görünüyordu. Neyse ki çantamda her zaman taşıdığım karga burun sayesinde parmaklarımı tehlikeye atmadan çabucak iğneyi çıkarttım. Üçüncü kofanadan sonra kapak kapanmayınca kovanın üstüne kepçeyi kapatıp ava devam ettim. Takip eden 2 atış boş geçip sonraki atışımda güzel bir kofana daha yapıştı. Diğerlerinden biraz daha büyük ve kuvvetli olan balığı yorup kıyıya getirdiğimde bir sorunumuz oluğunu fark ettim. Kepçe kovadaki 3 kofananın üzerine örtülü olduğu için balığı kepçe kullanmadan dışarı almam gerekiyordu. Balığın tamamen yorulup hareketsiz kalmasını bekledikten sonra besmele çekip misinadan tutarak kontrollü bir şekilde balığı dışarı aldım. Çok seri çalışarak 15 dakika gibi kısa bir sürede sürüden 4 kofana çıkarmayı başarmıştım. O dakikadan sonra fazlasına zorlamaya gerek yoktu. Avı sonlandırıp hayallerimin kofanasıyla, hayallerimin fotoğraf karelerini çektirme işine koyuldum.






Uzun yıllardır hayalini kurduğum kofana avını gerçekleştirmiş olmanın şevkiyle takip eden bütün sabah sularında ve fırsat bulabildiğim bazı akşam sularında aynı merada su üstü sahteleriyle denemeye devam ettiğim halde sürpriz bir şekilde ortaya çıkan kofana sürüsüne bir daha denk gelemedim. 21 aralık sabah suyundan da boş döndükten sonra rüzgarın şiddetini arttırıp denizi karıştırmasını fırsat bilip öğlen suyunda merayı tekrar yoklamaya karar verdim. Saat 12:10 gibi meraya varıp ümitsiz bir şekilde 10 gün önceki kofanaları aldığım popper sahteyle atıp çekmeye başladım. Ava başladıktan yaklaşık 15 dakika sonra sıkılıp bırakmak üzereyken beklediğim vuruş geldi. Kısa sert vurdurma aksiyonlarıyla su sıçratarak çektiğim yeme kıyıya az bir mesafe kala peş peşe 2 hamle olmuş ama balık yakalanmamıştı. Birden bire tüm sıkıntım geçiverdi. Vakit kaybetmeden tekrar atış yapıp aksiyona başladım. Yem yarı mesafeye kadar geldiğinde sağlam bir şapırtıyla suya gömüldü. 10 gün aradan sonra nihayet oltamın ucunda güzel bir kofana daha vardı. Birkaç akrobatik sıçrayıştan sonra yorulup pes eden balığı dikkatli bir şekilde kepçeleyip dışarı aldım. Balığı kovaya atıp yeniden atış yapmadan önce telefonla Burak abimi arayıp haber verdim. Haberi aldıktan 5 dakika sonra oltasıyla birlikte meraya gelen Burak abim de öğlen arası bitmeden su üstü sahtesiyle güzel bir kofana kandırmayı başardı. İkimiz için de kısa ama keyifli ve sonraki günler için ümit verici bir av oldu.




Ertesi sabah 05:30'dan itibaren onar dakika arayla çalan telefonumun alarmını 4 defa erteleyip sabah suyunu kaçırmaktan son anda kurtuldum. 06:45 gibi meraya vardığımda gün tamamen ağarmıştı. Alel acele oltamı hazırlamaya çalışırken meraya benden önce gelen Tuna abimin çektiği su üstü sahtesine peş peşe hamle yapan balığı görünce heyecan kat sayım arttı. Anlaşılan biraz geç kalmış olsam da kofana furyasını kaçırmamıştım. 10 cm'lik popper sahtemle gerçekleştirdiğim ilk atışımda aksiyona başlar başlamaz balık yapıştı. Gelen güzel bir kofanaydı. Oltadan kurtulmak için 2 sefer suyun dışına fırlayan balık yorulup mücadeleyi bırakınca kontrollü bir şekilde çekmeye başladım. Balığı kıyıya 10 m mesafeye getirdiğimde hemen yanımda olta atan Tuna abinin yemi benim pime dolandı. Bir yandan balığı kontrol etmeye çalışıp bir yandan ipime dolanan sahtenin iğnelerinden kurtulmaya çalışırken balık bir fırsatını bulup kaçmayı başardı. Moralimi bozmamaya çalışarak vakit kaybetmeden kumsala paralel atış yapıp aksiyona başladım. Meraya güzel bir sürü inmiş olacak ki önce bana birkaç saniye sonra da Tuna abiye birer kofana yapıştı. Bu sefer işi garantiye almak için mücadeleyi biraz uzun tutup yemin boşta kalan kancalarının da balığa takılmasını sağlamaya çalıştım. 2.5-3 dakika kadar süren heyecan dolu bir mücadelenin sonunda ikimiz de balıkları kepçelemeyi başardık.


Peş peşe aldığımız balıklardan sonra bir süre ikimiz de vuruş alamadık. Sürü kaybolduktan sonra oltamın ucundaki popper sahtesini çıkarıp atış erimi daha iyi olan 13.5 cm/26 g'lık bir su üstü sahtesiyle denemeye devam ettim. İlk kofana furyasından yaklaşık 15 dakika sonra sürü tekrar geldi. İkinci furyada birkaç atış üst üste boşa giden vuruş ve hamlelerden sonra çok yakışıklı bir kofana daha kandırıp kepçelemeyi başardım. Avı ben 2 kofana, Tuna abimse ben meraya varmadan yakaladığı 1.5 kilo civarı bir levrek ve sonrasında aldığı 1 kofanayla tamamladı. Sonrasında hemen her sabah suyunda ava ilk olarak aynı yerde popper ve su üstü sahteleriyle deneyerek başladığımız halde bir daha kofanaya denk gelen olmadı. Su üstü sahteleriyle avlanmanın keyfini bu avlarla daha iyi anlamış oldum. 2016 senesi içinde de bu tekniğe ağırlık vermeye devam edeceğim. Yeni hedefim su üstü sahteleriyle yakışıklı bir akya ya da kuzu kandırmak. Kim bilir belki bir sonraki yazının konusu bu olur...



1 Ocak 2016 Cuma

Beklenen Buluşma

Antalya'ya taşındığım günden beri heyecanla kasım ayının gelmesini bekliyordum. Çünkü kasım ayı iri tral sürülerinin kıyılarda yoğun olarak av verdiği dönemin başlangıcı. Önceki senelerde balık avı ve tatil amaçlı geldiğim Antalya'da kalabalık tral sürülerine denk gelip shore jigging yöntemiyle çok bereketli tral avları gerçekleştirmiştim. Oltaya yakalandıktan sonra cüsselerinden beklenmeyecek şekilde mücadele sergileyen traller hem yakalamasını, hem fotoğraflamasını, hem de yemesini en sevdiğim balıkların başında geliyor. Yeni tral sezonu gelmeden önce spin makinemde sarılı olan ipi 0.20 mm'ye çıkarıp önüne 1 kulaç 0.39 mm FC şok misinası bağlayarak sinarit, kuzu ve grida gibi muhtemel daha büyük balıklara karşı kısmen önlem almaya çalıştım. Nihayet heyecanla beklediğim kasım ayının gelmesiyle birlikte fırsat bulabildiğim sabah ve akşam sularında spin takımım ve 28-40 gramlık jiglerle deneyerek öncü tral sürülerini beklemeye başladım.

20 kasım sabah suyunda da gün ağarmadan mendirek kayalıklarının dış tarafındaki yerimi aldım. Baraküda kandırabilmek umuduyla 15 dakika kadar beyaz renkli bir maket balıkla at-çek yaptıktan sonra hava aydınlanmaya başlarken, üzerinde 1/0 numara sağlam bir asist kanca bulunan 40 gramlık gümüş hologramlı jigle trale denemeye başladım. Hava hala yeterince aydınlanmadığından balıkların jigi görüp göremeyecekleri konusunda şüpheliydim. İkinci atışımda yaklaşık 70 m'ye gönderip çeşitli shore jigging aksiyonlarıyla yarı mesafeye kadar çektiğim jige sağlam bir vuruş gelince şüphelerim kayboldu. Balık kuvvetli kafa darbeleri vurarak tüm gücüyle aşağı basıyordu. Mücadele şekline bakılırsa oltanın ucundaki güzel bir tral olmalıydı. Takımıma güvendiğim için kalamamı sıkıp var gücümle balığı çekmeye çalıştıysam da balık kıyıya 10 m kala ipimi kayalara dolamayı başardı. Mendireğin, ilk defa olta salladığım bu kısmında önümdeki sığlığı fark edememiştim. Takımın kopmaması için asılmayı bırakıp balığın kayalardan uzaklaşmasını beklemekten başka çarem yoktu. Çok şükür ki balık yön değiştirip ipi kayalardan kurtarınca tekrar asılıp balığı dışarı almayı başardım.


Sezonun ilk iri tralini yakalamış olmanın mutluluğuyla çabucak birkaç kare fotoğraf çektirip ava kaldığım yerden devam ettim. Traller genelde kalabalık sürüler halinde dolaştığı için sürü yer değiştirmeden birkaç balık daha kandırabilmeyi umuyordum. İlk balıktan sonraki atışımda aynı noktada boşa giden bir vuruş alıp takip eden atışımda güzel bir trali daha dışarı almayı başardım. 2. balıktan sonra üst üste 2 atışımda vuran olmadı. Anlaşılan sürü yer değiştirmişti. Üzerinde durduğum taşı değiştirmeden sağ ve sol çaprazıma uzun atışlar gerçekleştirerek sürüyü ararken peş peşe 2 atışımda 2 tral daha kandırıp sürü kaybolunca avı sonlandırdım. Yer değiştirip denemeye devam etsem sürüyü tekrar bulma ihtimalim olduğunu bilsem de yaşadığım heyecan ve kovamdaki 4 balık bana fazlasıyla yeterdi.



Fırsat bulabildiğim bütün sabah sularında denediğim halde bir süre tral sürüsüne denk gelemedim. 27 kasım sabahına fırtına şiddetinde esen rüzgar ve köpük köpük karışan bir denizle uyanınca bir şeylerin değişebileceğini hissettim. Avlandığım bölgede rüzgar gün batısından kuvvetli esip dev dalgalar mendirek kayalıklarının dış tarafını dövdüğü zaman tral sürüleri karışık sularda avlanmak için kayalıkların dibine kadar iniyor. Böyle havalarda günün her hangi bir zamanında kalabalık tral sürülerine denk gelme ihtimali artıyor. İşte bu umutlarla 27 kasım öğlen yemeği arasını da olta atarak değerlendirmeye karar verdim. Saat 12:15 gibi meraya inip spin takımım ve 30 gramlık bir jigle denemeye başladıktan çok kısa bir süre sonra ilk vuruş geldi. Gelen yakışıklı bir traldi. Balığı kovaya atıp vakit kaybetmeden kısa, seri shore jigging aksiyonlarıyla denemeye devam ettim. Çok geçmeden kıyıdan yaklaşık 15 metre açıkta bulanıklığın içinden güzel bir vuruş daha aldım. İkinci balığı kovaya attıktan sonra peşe peşe vuruşlar gelmeye devam etti. 45 dk sonra avı sonlandırdığımda kovamda 4 güzel tral yatıyordu. Yarı yolda kurtulup kaçan 3 balığı da sayarsak kısacık öğlen arası kaçamağı için fazlasıyla keyifli bir av oldu.



Ertesi sabah gün ağarmadan bu sefer daha kalabalık bir arkadaş grubu olarak meradaki yerimizi alıp jiglerimizi suyla buluşturduk. Rüzgar bir önceki güne göre azalmış, denizin bulanıklığı kaybolmuş ama fırtınadan kalan ölü dalgalar kayalıkları dövmeye devam ediyordu. Tral avı için bütün koşullar uygundu. Günün ilk ışıklarıyla birlikte, önce Mehmet abi, hemen ardından Burak abi ve ben, peş peşe vuruşlar aldık. Tahmin ettiğimiz gibi tam önümüzde kalabalık bir sürü vardı. Bazen dibe inmesini beklerken balıklar jigi havada kapıyor, balık oltadan kurtulur kurtulmaz sürüden başka bir balık yapışıyordu. Yaklaşık 2 saat boyunca balık bir yaptı, bir kesti. Oltalarımızı büküp son ana kadar mücadeleyi bırakmayan, kah kurtulup savaşı kazanan, kah kovaya giren onlarca balıkla çok keyifli ve adrenalin dolu bir av geçirdik. Saat 08:00 gibi avı sonlandırmaya karar verdiğimizde sürünün yakınlarda bir yerde dolaştığını ve çok geçmeden tekrar geleceğini biliyorduk. Sabırla atıp çekmeye devam etsek akşama kadar çok daha fazla balık yakalama ihtimalimiz olsa da güneşin doğuşunu deniz kenarında karşılamanın huzuru ve yakaladığımız balıkların heyecanı bize yetmişti. Bugünlük bu kadar yeter deyip hafızalarımızdan uzun süre silinmeyecek olan avımızı fotoğraflarla ölümsüzleştirme işine koyulduk.




Aynı merada çeşitli jiglerle denemeye devam ederek ertesi sabah suyunda 2, 2 aralık sabahı 1, 7 aralık sabahı 1 ve 8 aralık sabahı 2 tral daha kandırdım. Sezon yeni başlamıştı. Ocak sonuna kadar devam edecek tral sezonu boyunca kim bilir daha ne sürülere denk gelecek, ne kovalar dolduracaktım. Bütün sene heyecanla bu dönemi beklediğim için aklıma başka balıklara yönelmek gelmiyordu. Muhtemelen tral sezonu bitene kadar her sabah aynı balığın peşinden koşarım diye düşünüyordum ama düşündüğüm gibi olmadı. Birkaç gün sonra öyle bir balığa denk geldim ki, bütün fikirlerim değişti. O günden sonra uzun süre trale denemek aklıma bile gelmedi...





21 Aralık 2015 Pazartesi

Mendirek Dövüşleri - 2

Ekim ayının başından itibaren mendirek kayalıkları üzerindeki grida, orfoz ve kuzu hedefli koşularıma ağırlık verdim. 2015 bahar sezonunda aynı merada yakaladığım ve kaçırdığım onca balıktan sonra biraz daha tecrübe kazanmış olarak yeni sezonun başlamasını iple çekiyordum. Hemen her sabah gün ağarmadan başladığım avların çoğunda en az 1.5 km'lik mendirek boyunca ağır at-çek takımlarım ve kurşun kafalı silikon balıklarla yer değiştirerek denemelerde bulundum. İlk başlarda avlarımın çoğunu vuruş dahi almadan, kimi zaman da fotoğraflayıp denize iade ettiğim 35-45 cm arası limit altı kum gridalarıyla sonlandırdım. Son derece zorlu bir parkur olan mendirek kayalıkları üzerinde sırt çantası, kepçe, kova, fotoğraf makinemin çantası ve olta takımlarımla koşar adımlarla yürümek ciddi efor sarf ettiren bir iş olsa da sonunda trofe balıklar ve fazla kilolarımdan kurtulmak olduğu için motivasyonumu kaybetmeden denemeye devam ettim.


15 Ekim sabahı da büyük bir şeyler kandırabilmek umuduyla mendirek kayalıkları üzerindeki yürüyüşüme başladım. Henüz avın başında at-çek yapmak için durduğum ilk noktada aldığım vuruşla heyecanlandıysam da gelen yine 30 cm civarı genç bir kum gridasıydı. Muhteşem desenleri ve bantlarıyla çok yakışıklı bir balık olan ufaklıkla çabucak birkaç kare fotoğraf çekip ait olduğu yere iade ettikten sonra yer değiştirerek denemeye devam ettim. Birkaç durak sonra mendireğin ortalarına geldiğimde kıyıdan yaklaşık 20 m açıkta bir vuruş daha geldi. Balığın vurmasıyla birlikte refleks olarak makinemin kalaması tamamen kapalı halde yukarı doğru asılarak seri bir şekilde çekmeye başladım. Grida hedefiyle at-çek yaparken gelen her vuruşta aynı refleks hareketini gösterdiğim halde son zamanlarda yakaladığım gridalar hep küçük olduğu için balıklara aşırı güç uygulamış oluyordum. Ama bu sefer oltanın ucundaki balık farklıydı. Tüm gücümle asılıp takımı kayalara kestirmesine müsaade etmeden kıyıya getirdiğim balığı gördüğümde nihayet limit üstü bir kum gridası yakaladığımı anladım. Kepçe kullanmaya gerek görmeden balığı dışarı alıp ölçtüğümde tam 45 cm geldi. Uzun aradan sonra limitler dahilinde bir kum gridası yakalamanın mutluluğuyla yarım saat daha deneyip avı sonlandırdım.



22 ekim sabahı her sabahkinden 1 saat daha erken uyanıp gün ağarmadan önce çeşitli maket balıklarla baraküdaya denemek niyetiyle farklı bir meradaki yerimi aldım. Çok iri olmasa da mutlaka birkaç baraküda kandırırım diye düşünürken 1 saat boyunca vuruş bile alamadan atıp çektikten sonra gün ağarırken grida hedefiyle mendireğin yolunu tuttum. Yaklaşık 15 dakika süren zorlu parkurun ardından gözüme kestiriğim kıyıya yakın, yüksekçe bir kayanın üzerinden ağır spin takımım ve 42 g'lık, glow renkli kurşun kafalı silikon balıkla at-çeke başladım. Henüz 2. ya da 3. atışımda önüme kadar çektiğim yemi sudan çıkarmak üzereyken yemim bir şeye takılmış gibi olduğu yerde mıhlanıp kaldı. Yemin takıldığı yeri görmek için ayaklarımın dibindeki suya baktığımda yemimi irice bir baraküdanın yutmuş olduğunu fark edip tek hamlede balığı dışarı aldım. Balığın yeme saldırmasıyla suyun dışına çıkması birkaç saniye sürmüştü. Gecenin köründe kalkıp zifiri karanlıkta sabırla at-çek yapma sebebim olan balık, ümitlerim tükenmişken, hiç beklemediğim bir yerde, hiç beklemediğim bir yeme vurmuştu. Takip eden 1.5 saat içinde grida kandıramasam da kovamın içindeki yaklaşık 75 cm'lik çok yakışıklı bir baraküdayla hedefime ulaşmış ve mutlu olarak avı sonlandırdım.



Hemen her sabah suyunda farklı meralarda denediğim halde kasım başında mendirek burnunda Shore Jigging tekniğiyle kandırdığım yazılı orkinos dışında uzun süre kayda değer bir avım olmadı. Kasım ortasından itibaren sabah suyu avlarıma çeşitli meralarda 28-60 gram arası jigler ve Shore Jigging tekniğiyle tral/kuzu hedefli denemeleri de dahil ederek devam ettim. 11 kasım sabahı da ilk olarak gün ağarırken trale deneyip sonuç alamayınca mendireğin yolunu tuttum. Her zaman kullandığım silikon balığın simli beyaz olanıyla atıp çekmeye başladıktan kısa bir süre sonra güzel vuruş geldi. Gelen yine çok yakışıklı bir limit altı kum gridasıydı. Çabucak yakışıklının birkaç kare fotoğrafını çekip incitmeden suya iade ettikten sonra ava devam ettim. İlk balıktan yaklaşık yarım saat sonra aynı yeme bir vuruş daha geldi. Kuvvetine bakılırsa bu defaki güzel bir gridaya benziyordu. Boşluk vermeden, çok seri bir şekilde kamışı yukarı vurdurarak çekip balığı kepçelemeyi başardım. Nihayet limiti kıl payı geçen yakışıklı bir kum gridası daha yakalamıştım. Bir kaç güzel fotoğraf karesinden sonra saatimi kontrol ettiğimde saat 07:05'i gösteriyordu. Mesai öncesi olta atmak için en az 1 saatim daha vardı. Yer değiştirmeden birkaç atış daha yapıp sonuç alamayınca bu defa aynı yemin pembe renkli olanıyla şansımı denemeye karar verdim.



Pembe yemle ilk atışımı sol tarafımda, kayaların yer yer suyun dışına çıktığı sığlık alanın arkasına doğru gerçekleştirdim. Böyle bir atışta yemin dibe inmesine müsaade edersem takılma ihtimalimin yüksek olduğunu bile bile riske girmiştim. Kıyıya çapraz olarak yaklaşık 40 m mesafeye gönderdiğim yemimi dibe indirip düz sarımla orta hızda çekmeye başladıktan birkaç saniye sonra vuruş geldi. Yine adrenalin patlamasıyla çok seri bir şekilde kamışımı yukarı vurdurarak çekmeye başladım. Mücadeleyi kazanmama çok az bir mesafe kalmıştı ki korktuğum başıma geldi. Balık kıyıdaki sığlık alanda bulduğu bir mağaranın içine girmeyi başarmıştı. Balığı kaçırmaktan ya da yemi kaybetmekten ziyade balığın ağzında yemle sebepsiz yere ölme ihtimali üzüyordu beni. Güç uygulasam 0.50 mm'lik şok misinamın kolayca kopacağı kesindi. O an ilk aklıma gelen şeyi yaptım ve kıyafetlerimi çıkarıp iç çamaşırımla denize daldım. İpi takip ederek dibe ulaştığımda yemin dipteki bir kayaya takıldığını fark ettim. Çok şükür ki balık bir şekilde kurtulmayı başarmıştı. En azından elimde yedeği olmayan pembe yemimi kurtarmış olmanın mutluluğuyla sudan çıkıp avı sonlandırdım.

Canlı ve parlak renkleri seven gridaların pembe renge de rağbet edebileceği nicedir aklımdaydı. Pembe renkli slikon yemle daha ilk atışımda güzel bir vuruş alınca tahminim daha da güçlendi. Takip eden günlerde pembe renge daha çok şans verip bu teorimi pekiştirmek istiyordum. Genelde akşamları olta atmak için çok vakit bulamasam da bazen akşam sularında da kısa kaçamaklar yapma şansım oluyor. 13 kasım akşamında da havanın kararmasına yaklaşık 1 saat kala at-çek yapmak üzere mendirek kayalıklarının üstündeydim. İlk 20 dakika kadar vuruş alamadım. Yer değiştirip sığlık bölgenin sağ tarafına yakın, yüksekçe bir kayanın üzerinden atışımı yaptığım bir ara yemi birkaç metre çektikten sonra güzel bir vuruş geldi. Heyecanlı bir şekilde boşluk vermeden asılmaya başlamıştım ki olta boşaldı. Balık kurtulmuştu. Vakit kaybetmeden yemi aynı yere gönderip aksiyon vermeden orta hızda sarmaya koyuldum. Makarayı birkaç tur çevirdikten sonra sağlam bir vuruş daha geldi. Çok seri ve güçlü bir şekilde çekmeye başladıktan birkaç saniye sonra olta yine boşalıverdi. Hayretler içinde yemi çekip iğneyi kontrol ettiğimde iğnede herhangi bir bozukluk göremedim. Üst üste 2 balık kaçırmanın moral bozukluğuyla yemi aynı yere gönderip diplettikten sonra bütün sinirlerim gerilmiş bir şekilde çekmeye başladım. Sanki balık yemi bekliyormuş gibi aynı yerde çok sağlam bir vuruş daha geldi. Bu sefer kaçırmamak için dua ederek tüm gücümle mücadeleye başladım. Balık dibe doğru o kadar kuvvetli basıyordu ki kamışım iki büklüm olmuş halde balığı dipteki kayalardan yükseltmek için var gücümle dövüşüyordum. Şükürler olsun ki avantajlı bir yer seçtiğim için balıkla aramda yüksek tepecikler yoktu. Zorlu bir dövüşün ardından kıyıya getirdiğim balığı kepçeleyip dışarı aldım. Bu balık 60 cm'lik boyuyla mayıs ayında yakaladığım 66 cm'lik kum gridasından sonra hayatımda yakaladığım en büyük ikinci kum gridasıydı.



Bu avdan sonra pembe rengin grida üzerindeki başarısına iyice ikna oldum. Takip eden grida hedefli avlarımda glow, simli beyaz ve limon sarısının yanında pembe renkli silikonlara da çokça şans verdim. 18 kasım sabah suyunda mendirek üzerinde hızlı derinleşen bir noktada riske girip kıyıdan 10-15 m kadar açıkta diplettiğim 16 cm/42 g'lık pembe silikona yukarı aşağı zıplatma hareketleri yaptırırken 45 cm'lik limitin 1-2 cm üzerinde yakışıklı bir kum gridası daha kandırdım. Hemen her sabah yürüdüğüm halde çoğu zaman elim boş döndüğüm zorlu mendirek parkurunun yakaladığım balıklar ve yaşadığım heyecan dışında güzel bir etkisi daha oldu. Ekim başından kasım sonuna kadar ekstra spor yapmaya gerek kalmadan sadece beslenmeme dikkat ederek 81 kilodan 76 kiloya düştüm. Hala 3-4 kilom fazlam var. Balık peşinde koştururken onlardan da kurtulabilirim umarım...



1 Aralık 2015 Salı

Kuzuya Niyet Yazılıya Kısmet

Antalya'da ekim ayı umduğum gibi geçmedi. Özellikle Shore Jigging tekniği ile tral, sarı kuyruk, sinarit, orfoz, lahoz vb. avcılarından bolca yakalamayı hayal ederken hemen her sabah gittiğim avların çoğundan boş döndüm. Liman mendireğinde kurşun kafalı silikon balıklarla at-çek yaparak kandırdığım balıklarsa 45 cm'lik bir kum gridası ve 70 cm'lik bir baraküda dışında hep 30-45 arası limit altı kum gridalarından ibaret kaldı. Koca bir ay boyunca sadece 2 balık alıkoyup en az 15 genç kum gridasını ait oldukları yere iade ettim. Daha önce eylül ve ekim aylarında Antalya'da bulunmadığım için bu durumun normal olup olmadığından emin değildim ama konuştuğum yerli balıkçıların çoğuna göre balığın gecikmesinin sebebi havaların sıcak gitmesi ve deniz suyu sıcaklığının 23 derece civarında olmasıydı. Ekim ayı boyunca balığa geldiğim neredeyse bütün sabah sularında gök yüzü açık, hava esintisiz ve deniz süt limandı. Nihayet 2 Kasım sabahına rüzgarlı bir havayla uyanınca bir şeylerlerin değişebileceğini hissettim.

Takımlarımı yüklenip doğru liman mendireğinin en ucuna yürüdüm. Diğer günlerin aksine kurşun kafalı silikon balıklarla denemeden bütün av boyunca 274 cm, 120 g atarlı kamış, 55 kalibre makine, 0.25 mm 8 kat örgü ip ve 0.50 mm FC şok misinasından oluşan ağır at-çek takımımla Shore Jigging denemeleri yapmak niyetindeydim. Yem seçimimi üzerinde 1/0 numara asist kanca bulunan 60 gramlık beyaz renkli bir jigden yana kullanıp gün ağarırken ilk atışımı gerçekleştirdim. Yaklaşık 80 m mesafelere gönderdiğim jigimi 12-15 m derinlikteki dibe indirdikten sonra çeşitli shore jigging aksiyonlarıyla çekmeye başladım.  Asıl hedefimde iri kuzular olduğu için asist iğnemi sağlam seçip, makinemin kalamasını biraz gevşetmiştim. Bu tarz, kıyıları çok sığ olup daha sonra birden derinleşen aşırı kayalık meralarda avlanırken kalamanın gevşek olması risklidir. Her zaman balığın dibe yüzerek misinayı kayalara kestirme ihtimali olsa da 10 kg üzerindeki balıkları kalamasız çekmeye çalışmanın da birçok tehlikesi vardır. İğne açılabilir, ip ya da şok misinası düğüm yerlerinden kopabilir, kamış kırılabilir ya da makine dişli sıyırabilir. Yapılacak tek şey takımın bütün elemanlarını mümkün olabildiğince sağlam tutup yeri geldiğinde risk almaktır. Kısacası ne geleceği belli olmayan mendirek gibi zorlu meralarda bilgi ve tecrübe kadar şansa da ihtiyaç vardır.

Ava mendirek fenerinin altından dış tarafa doğru atarak başladıktan sonra birkaç atışta bir yer değiştirerek denemeye devam ettim. Jigi bazen büyük sert vurdurma aksiyonlarıyla dipten 5-10 m yükseltip, bazen de kısa çok seri vurdurma aksiyonlarıyla yüzeye kadar yükseltip tekrar dipletiyordum. Kısa, seri aksiyonlar çok yorucu olduğundan uzun süre devam ettiremesem de iştahlı bir balığa denk geldikten sonra aksiyonun çok da önemli olmadığını biliyordum. Yer değiştirerek mendirek burnunun en iç kısmına kadar geldikten sonra liman girişine ve iç tarafına doğru atışlara devam ettim. Ava başlayalı yaklaşık 1 saat olduğu halde vuruş alamamak avı daha da yorucu hale getiriyordu. Şöyle güzel bir balık yakalasam bütün yorgunluğum gidiverecekti.

Liman içine doğru kıyıya çapraz gerçekleştirdiğim atışlardan birinde önce jigi kısa seri aksiyonlarla yükseltip tekrar diplettikten sonra daha büyük ve fasılalı aksiyonlarla devam ettim. Kıyıya 20 m kala nihayet beklediğim o büyülü vuruş geldi. Balığın çok süratli ve zig zaglar yaparak mücadele etmesine bakılırsa kesinlikle grida ya da orfoz değildi. Aklıma ilk gelen kuzu oldu. Balık ani fişeklemeler yaptığı zaman bir miktar kalama alsa da kamışın ucunu kaldırarak ters yönde güç uyguladığım zaman yönünü değiştirebiliyordum. Elimde tuttuğum sağlam takımla çok zorlanmadan çekebileceğim dişime uygun bir balığa benziyordu. Her ihtimale karşı balığın dibe basıp takımı kayalara kestirmemesi için kalamamı tamamen sıkıp biraz daha kuvvetli asılmaya karar verdim. Takıma tüm gücümle asılarak kıyıya 5 m mesafeye kadar yaklaştırdığım balığı görebilmek için pür dikkat suyun içindeki parıltıyı arıyordum. Çok süratli bir şekilde sağa sola, yukarı aşağı manevralar yaparak mücadeleye devam eden balığı bir anlık gördükten sonra aşağı basıp gözden kayboldu. O bir anlık görüntü balığın sırtındaki yeşil desenleri fark etmeme yetmişti. Oltanın ucundaki çok yakışıklı bir yazılı orkinostu. Dipteki büyük kayalara doğru fişekleyen balığı durdurmak için kamışın ucunu yukarı doğru asıldığımda olta dipte mıhlanıp kaldı. Bir an için ipimin kayalara takıldığını düşünüp korktuysam da yazılı orkinos kendine has o son fişeklemesini yapmıştı. Balık tüm gücüyle aşağı basıp kamışımın ucunu makineli tüfek gibi titretirken 10 saniye kadar balığı yerinden oynatamadım. Bu son çırpınıştan sonra teslim olan balığı kepçenin içine sokunca derin bir oh çektim.




O sabah iyi ki de iç sesimi dinlemişim. Yazın peşinden çok koştuğum halde yakalayamadığım hayallerimin yazılı orkinosuna bu avla bir adım daha yaklaşmış oldum. Hayalimdeki 7-8 kg+ yazılı orkinosu yakalamak ne zaman nasip olur bilmiyorum ama mendirekten ya da falezlerden Shore Jigging takımlarıyla denk getirirsem beni çok zorlu bir mücadelenin beklediğini artık daha iyi biliyorum...