11 Ağustos 2014 Pazartesi

Karanlıktan Aydınlığa

Nefes alamıyorum. Göğsüm inip kalkmaya devam ediyor ama ciğerlerime dolan ıslak havanın bana hiçbir faydası yok. Balıklar da karaya çıktığında böyle hissediyor olmalı. Gözlerim dışarı açılan bir kapı, pencere arıyor. Son bir çaba ile zifiri karanlığı delip ulaşabildiğim ilk aydınlığa uzanıyorum. Pencereyi açıyorum. Karadan suya dönen balık gibi en başta bir sersemliyorum, başım dönüyor. Birkaç nefes sonra kendime gelebiliyorum. Sivrisineklere aldırmadan pencereyi sonuna kadar aralayıp, yatağıma geri oturuyorum. Saati kontrol ediyorum. Gece, gündüze olan yolu anca yarılamış. Sevmiyorum sabaha uzak bu saatleri. İnsan kendi sesini en çok gecenin sessizliğinde dinliyor. Ama akla en güzel fikirler, en güzel sözler, en güzel hikayeler de bu saatte düşüyor. Keşke o an aklımdan geçenleri kaydeden bir kayıt cihazı olsa... Göz kapaklarımı düşerken yakalıyorum. Son bir güçle kendimi oturduğum yataktan koparıyorum.

Meyhanelerden dökülen son sarhoşlar yalpalayarak evlerine dönerken benim günüm daha yeni başlıyor. Önümdeki toprak yolun sonu deniz... Yolda içimi ürperten bir esinti vuruyor yüzüme. Deniz de benim gibi huzursuz ve uykusuz... Liman dışında gürleyen dalgaların kalıntıları koyun içini çalkalıyor. İyice yaklaşıyorum kıyıya. Durmayı planladığım yerde belli belirsiz birkaç silüet... Bu saatte hayırdır inşallah deyip yanlarına varıyorum. Ellerinde birkaç kasnak, toplanıyorlar. Rüzgar olta atmalarına izin vermemiş. Bana da ayrıcalık tanıyacağını sanmıyorum, ama hemen pes etmeyeceğim. Önce yemliyi gönderiyorum, sorun yok. Sonra spin takımı hazırlıyorum. Ama bunu uzağa göndermek öyle pek kolay olmayacak. Çantamdan rüzgara karşı en mukavemetli sahteyi seçiyorum. Bir iki atıyorum, ama göndermek istediğim noktanın çok uzağında kalıyor.El mecbur o bana gelmezse, ben ona gideceğim. Simsiyah sulara girip 7-8 adım yürüyorum. Su artık belime geliyor. Deniz geceleyin onunla en haşır neşir insan için bile ürkütücü... Ayak bileğime dolananlar sanki erişte ve yosunlar değil, denizin derinliklerinden gelen mığrılar, mürenler, ahtapotlar... Hayal gücümü bu fikirlerden uzaklaştırıp ava odaklanmaya çalışıyorum.

Hava aydınlanıyor. Göz kapaklarıma gecenin yorgunluğu oturmuş. Gece karşılaştığım dört beş kişilik grup rüzgar azalınca tekrar geri dönüp oltalarını atıyor. Hareket alanım çok kısıtlı, ister istemez geriliyorum. Yakaladıkları bozuk paradan hallice balıkları torbaya dolduruşlarını seyrediyorum.  Balıkçıya gitseler ıskarta balık kasasından aynı balıkların kilosunu iki üç liraya alabilirler halbuki. Suçlamıyorum, aşağılamıyorum. Sabahın bu kör saatinde orada olduklarına göre onlar da oltanın ucundaki parıltının sevdalısı belli ki. Sadece yolun başındalar ve biraz daha fazla bilince sahip olmaları gerek. Bunları düşünürken yemli bekleyen oltanın yere eğilerek verdiği selamla kalp atışlarım hızlanıyor. Oltayı elime alır almaz ucundaki "gücü" hissediyorum. En başta kendine güveni tam. Kendisini kıyıya doğru çeken gücü alt edebileceğini hissedip olanca gücüyle açığa ve derine kuyruk vuruyor. Her hamlesinde bir parça ileri gitmeyi başarıyor, ama kurtulduğunu sandığı o anda tekrar aynı kuvvet onu kıyıya çekmeye devam ediyor. İşlerin yolunda gitmediğini ve açığa kuyruk vuracak gücü kalmadığını anlayınca bu defa panik oluyor. Kıyıya paralel bir o yana, bir bu yana kaçıyor. Ama bunun ona hiçbir faydası yok. Artık karnının taşlara sürttüğünü ve yüzgeçlerinin bir kısmının suyun dışında olduğunu hissedince yolun sonunun geldiğini anlıyor. Son hamle suyun dışından geliyor. Vücudunu o güne kadar hiç tanımadığı bir dokunuş sarıyor. Onun hikayesi burada sona eriyor, ama benim hikayem henüz bitmiş değil. Birkaç dakika sonra aynı sahne başrol oyuncularından birisi değişerek tekrar sergileniyor.





---

Solungaçları hareket etmeye devam ediyor ama aralarından geçen su artık yeterince oksijene sahip değil. Yaklaşık yarım saattir içinde beklediği bu karanlık ve küçük alan, zaman ilerledikçe daha da karanlık ve küçük bir hal alıyor. Her şeyin bittiğini düşündüğü o anda etrafını aniden alabildiğine ışık kaplıyor. Onu denizden çıkaran dokunuş yeniden vücudunu kavrıyor. Kendini tekrar suda bulduğunda bu sefer etrafında taşlar, yosunlar ve diğer balıkları görüyor. Tam kendine gelebilmiş değil, ama kuyruk vuracak gücü kendinde buluyor. Birkaç dengesiz kuyruk darbesi sonrasında kendini toparlayıp gözden kayboluyor.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder